Başa Dön

Sanata Doyacağız

blank

Sanata Doyacağız

Okuma süresi 15 dakika

Sonbaharın En Güzel Yanı; Sanata, En Çok Da Sinemaya Daha Fazla Zaman Ayırdığımız Bir Mevsim Olması. Hadi İtiraf Edin; Güneşin Ve Denizin Tadını Çıkarırken, Başka Birşey Düşünemez Oluyoruz. Hafif Yiyecekler Tüketmek, Hafif Şeyler Düşünmek; Kısaca “Hafif Yaşamak” Geliyor İçimizden.
Ancak Bunun Da Bir Sonu Var Tabii. Takvimler Ekim’i Gösterdiğine Göre, Yaz Boyunca Hafifleyen Ruhlarımızı  Sanatla Doyurma Zamanı Geldi. Sinema Açısından Öyle Hareketli Bir Döneme Giriyoruz Ki, Hangi Filmi İzleyeceğinize, Hangi Festivale Katılacağınıza Karar Vermekte Zorlanabilirsiniz. Hiçbir Şeyden Eksik Kalmamaya Çalışsam Da, Tüm Gelişmeleri Bu Sayfalara Sığdırmak Mümkün Değil. Ben Yine De Elimden Geleni Yaptım. İşte Sinema Dünyasından Son Haberler…

Sizi Seviyorum: Erkek Aldatır, Kadın Süründürür!
“İbret-i Alem” şarkısı ile hayatımıza girdiği günden beri sevdiğimiz bir sanatçıdır Emre Altuğ. Güzel şarkılar söyler, doğru laflar eder, aklı başındadır, yakışıklıdır… Şarkıları sayesinde bugünlere gelmiş olsa da, aslında eğitimli bir oyuncudur ve bu yönünü de gösterebileceği projelere her zaman sıcak bakmıştır.
18 Eylül’de gösterime giren “Sizi Seviyorum”, Emre Altuğ’un müzisyen kimliğinden hiç faydalanmadan, sadece oyuncu sıfatı ile yer aldığı bir komedi filmi. Sanatçının popülaritesi ya da mevcut hayran kitlesi, filmin gişe başarısına katkı sağlayacaktır elbette, ancak tek kozu Emre Altuğ değil “Sizi Seviyorum”un.
Duygusal ilişkilerde bir gün hepimizin başına gelebilecek aldatma/aldatılma sorunsalını ele alıyor film. İsmini ilk kez bu filmde duyduğum Birce Akalay’ın canlandırdıgı “Eda”, tatil dönüşü “biricik” aşkına sürpriz yapmak amacıyla beklenenden erken bir tarihte eve geliyor. Eda’nın aldatıldığını öğreneceği sahneye kadar, yaklaşmakta olan felaketin sinyallerini veren uyumlu bir müzik eşliğinde, uzun bir sekans izliyoruz.
Hikayenin esas oğlanı “Erkut “(Emre Altuğ), işini bitirmiş giyinirken, yatakta bir kadınla basılıyor. Buraya kadar herşey normal. Komedi dozu yüksek  “aldatılan kadın” ve “aldatan erkek” tepkileri ile devam ediyor film.
Aldatmanın sudan sebepleri üzerine dönen eğlenceli bir dialoğun sonrasında birden Sezen Aksu giriyor araya. Sezen, “Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde” dedikçe, “ama biz daha iki saniye önce gülüyorduk, nasıl yani?” diye düşünüyor seyirci. Yönetmenin komediden drama sert geçişi, hem seyirciyi şaşırtıyor, hem de filmin mizahi dokusunu zedeliyor.
“Sizi Seviyorum”un gerçek rengini belli etmesi için biraz daha sabretmek gerekiyor. Erkut’un kendini affettirme çabaları, Eda’nın kurnaz planları derken; senaryonun keyifli kısmı nihayet başlıyor.
Eda öyle bir oyun yapıyor ki Erkut’a; her erkeğin hayali olan “Her sabah başka bir kadınla uyanma” düşüncesi, Erkut için bir kabusa dönüşüyor. Her gün “Eda” olduğunu iddia eden, farklı karakterlere ve garip huylara sahip başka bir kadına “aşkım” demek zorunda kalan Erkut’un şaşkınlığı onu gülünç durumlara  düşürdükçe, seyirciye birçok kahkaha malzemesi çıkıyor. Her seferinde başka bir kadın karakter ile tanıştığımız için de, sıkılmaya fırsatımız kalmıyor.
Dinamik bir kurgu eşliğinde akıp giden sevgili trafiği sonrasında Erkut, Eda’yı ne kadar çok sevdiğinden emin oluyor ve nihayetinde mutlu sonla olaylar tatlıya bağlanıyor.
Romantik ve ateşli aşk şarkıları ile tanıdığımız, bir zamanlar “sıcak, daha da sıcak olacak bu gece” diyerek tansiyon yükselten Emre Altuğ’a “Erkut” rolünü yakıştıramayabilirsiniz.  Ancak abartılı tepkileri olan, komik ve şaşkın bir karakteri layıkıyla canlandıran Altuğ, komedi oyunculuğunda başarılı olduğunu, “Tatlı Hayat”tan sonra bir kez daha kanıtlıyor.
Bol bol gülmek ve keyifli vakit geçirmek beklentisiyle izlerseniz; “Sizi Seviyorum” tatmin edici olabilir. Ancak daha fazlasını arıyorsanız, size başka filmler önerebilirim.

Tuna Kiremitçi’den Sevmesini ve Gitmesini Bilenlere.
..
Tuna Kiremitçi denildiğinde aklıma hala “Git Kendini Çok Sevdirmeden” isimli ilk romanı geliyor. Hayatında ilk kez yarı yolda bırakılmış aşk mağdurlarını, herşeyden önce adıyla tavlayarak satış rekorları kıran bu roman, Tuna Kiremitçi’yi de çok okunan çağdaş bir yazar olarak Türk edebiyatına kazandırmıştı. Sonradan yeni eserlerini de yayımlayan Kiremitçi, hiçbir zaman ilk romanı ile olduğu kadar etkileyemedi okuyucusunu.
Yazar kimliğinin yanı sıra, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde gördüğü eğitim üzerine sinema ile de ilgilenen Tuna Kiremitçi; senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Adını Sen Koy” isimli ilk uzun metrajlı filmi ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor bugünlerde.
4 Aralık 2009’da vizyona girecek filmde; “Issız Adam”da canlandırdığı “Ada” rolünden sonra aranan bir oyuncu haline gelen Melis Birkan ve “Güneşi Gördüm”deki şahane performansıyla (travesti Kado) filmin yıldızı olmayı başaran Cemal Toktaş başrolleri paylaşıyor. (“Güneşi Gördüm”ün yurtdışı afişlerinde “Kado” karakterinin ön plana çıkarıldığını da belirtmeden geçmeyelim.)
“Git Kendini Çok Sevdirmeden” isimli ilk romanında işlediği temaları ilk filmine de taşıyan Tuna Kiremitçi; “Adını Sen Koy”u “sevmesini ve gitmesini bilenlere” ithaf ediyor.
Geçtiğimiz günlerde afişi de hazırlanan filmin konusu şöyle: Can, bir hafta sonra evleneceği Aybige’yi çocukluk arkadaşı Ilgaz’la tanıştırdığında, garip bir şey olur: Ilgaz, Aybige’ye şaşılacak kadar soğuk davranır. Arkadaşının bu tavrı, Can’ın nişanlısından kuşku duymaya başlamasına, Aybige’nin de huzursuz olmasına yol açar. Ama Ilgaz’ın ağabeyi Harun çıkagelince, olayların seyri değişir.

“Cennet” Amerika’da!
“Yaprak Dökümü” dizisindeki oyunculuğu ile adından söz ettiren Fahriye Evcen’in ilk sinema tecrübesini yaşadığı “Cennet” (2008) isimli film, 13 Ekim 2009’da, “Psycho Love Story” adıyla DVD olarak Amerika’da piyasaya sürülecek.
Biray Dalkıran’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin Amerika için hazırlanan afişi ile ilgili bir süredir devam eden anlaşmazlık nihayet sona erdi. Filmin Amerika haklarını satın alan Pathfinder şirketinin sunduğu afiş önerilerini beğenmeyen yönetmen Dalkıran, son olarak Fahriye Evcen görselinin kullanıldığı afişe onay verdi.
Yeni afişte sadece Evcen’in yüzü kullanıldı. Afişin üzerinde, filmin diğer başrol oyuncusu Engin Altan Düzyatan’ın ismi bile yer almıyor. Bu duruma Düzyatan nasıl bir tepki verecek, merak ediyorum.

Eurovision için Oyum Hande Yener’e!
Hep söylüyorum; Türkiye’den Eurovision’a katılması gereken biri varsa, o da Hande Yener’dir. Gelin, bu konuda kısa bir durum değerlendirmesi yapalım:
1. Hande Yener, herşeyden önce çok ikna edici bir solist. Söylediği her şarkının hakkını vereceğine milletçe eminiz.
2. Sesi ve yorumuyla yaratacağı etkinin üzerine, bir de sahnedeki duruşunu ve enerjisini ekleyin. Tamam, çok iyi dans edemiyor olabilir ama sahnede akrobatik hareketler yapmasına gerek yok ki. Profesyonel bir ekip tutulur, dansçılar şarkı ile senkronik bir şekilde dans ederler, Hande Yener de gerekli yerlerde koreografiye eşlik eder.  Sertab Erener’in Eurovision performansında olduğu gibi, koreografi etkileyici olsun yeter ki.
3. Gelelim anketlere… Eurovision için yapılan tüm anketlerde Hande Yener açık ara farkla birinci çıkıyor. İnsanlar Eurovision’a Hande Yener’in katılmasını istiyorlar, bu da ortada.
4. Eurovision’ın bir “gay eğlencesi” olduğunu düşündüğümüzde de, durum yine Hande Yener’in lehine. Gayler Hande Yener’e bayılıyor. Kendine güveni, yenilikçi duruşu ve bitmek bilmeyen yaşam enerjisi sayesinde çoktan Ajda’nın tahtını sallamış durumda Hande Yener. Avrupalı gay komünitelerinin de dikkatini çekeceğine şüphe yok.
5. Bütün bunların üstüne, Hande Yener ile yaptığımız röportajda Eurovision hakkında söylediklerini de hatırlatmak isterim:  “Eurovision’a kim gidebilir diye düşündüğüm zaman, kendim gitmek istedim, ülkemiz adına güzel birşeyler yapabilmek için. Avrupa’da veya dünyada 100 milyar insanın izlediği bir yarışmayı nasıl küçümseyebilirim ki? Benim bakış açıma göre önemli bir yarışma. Türkiye’nin sadece savaşlara izin veren bir ülke olarak değil; müziği ve gençleri ile, enerjisi olan bir ülke olarak tanınmasını istiyorum.”
Fazla söze gerek yok; tüm yollar “Romeo”ya çıkıyor. Karar verme sürecini daha fazla uzatıp, kimsenin şevkini kaçırmasınlar lütfen. Eurovision 2010’da Türkiye’yi Hande Yener temsil etsin ve yapılmamışı yapalım; tüm Avrupa’yı şaşırtalım!

Sanayicilikten Oyunculuğa...
Yıllardır “kim oynasın” diye düşündüğümüz; Antonio Banderas, Brad Pitt, Kevin Costner ve Daniel Craig gibi birçok Hollywood yıldızının da adının geçtiği “Atatürk” rolü için aranan isim İzmir’de bulundu: Yavuz Hekim.
Hiç aklında yokken, Atatürk’e benzemesi nedeniyle oyunculuk teklifi alarak, İpek Çalışlar’ın “Latife Hanım” kitabından uyarlanan belgeselde “Mustafa Kemal Atatürk”ü canlandıran İzmirli işadamı Yavuz Hekim; bugüne kadar toplam altı yapımda Atatürk rolünü oynayarak, kameralara iyice ısındı.
Yeni mesleğini özveriyle sürdüren Hekim, yabancı yönetmenlerin de dikkatini çekmeyi başardı.
Çekimleri İsrail’in çeşitli yerlerinde gerçekleştirilen, yönetmenliğini İsrail’li usta yönetmen Dan Wolman’ın yaptığı “Valley of Strength” isimli filmde bir Osmanlı subayını canlandıran Yavuz Hekim, “Atatürk” rolü dışında da oyunculuk yapabileceğini göstermiş oldu.
1850 yılında geçen bir dönem filmi olan “Valley of Strength”, 2010 yılının ilk aylarında birçok Avrupa ülkesinde vizyona girecek ve ardından “İsrail 1” kanalında 6 bölümlük dizi olarak yayınlanacak.
İzmirli işadamının yurtdışı sinema kariyerinde başka gelişmeler de var. Yavuz Hekim, Ekim ayında İtalya’da çekilecek, yönetmenliğini Gilio Tarantino’nun yaptığı “Matrioska” isimli bir sinema filminde ve İspanyol yönetmen David Munzo’nun “Global Crisis” isimli belgeselinde de oynayacak.
Hiçbir oyunculuk eğitimi ve ideali olmayan bir sanayicinin, yurtdışında hatırı sayılır yönetmenlerin filmlerinde rol alabilmesi; takdir edilmesi gereken, ancak bir o kadar da şaşırtıcı bir başarı.
“Senaryoyu ezberleyerek değil, hissederek oynadığını” söyleyen Hekim; “Atatürk” rolündeki performansını geliştirip, uluslararası film festivallerine katılmayı da düşünüyor. Yavuz Hekim’in bu açıklaması üzerine, bizim oyuncularımızda eksik olan şeyi buldum: Girişimcilik!

Bursa’da Ünlüler, Filmler ve İskender
Sonbaharın en güzel yanı; sanata, en çok da sinemaya daha fazla zaman ayırdığımız bir mevsim olması. Hadi itiraf edin; güneşin ve denizin tadını çıkarırken, başka birşey düşünemez oluyoruz. Hafif yiyecekler tüketmek, hafif şeyler düşünmek; kısaca “hafif yaşamak” geliyor içimizden.
Ancak bunun da bir sonu var tabii. Takvimler Ekim’i gösterdiğine göre, yaz boyunca hafifleyen ruhlarımızı sanatla doyurma zamanı geldi. Sinema açısından öyle hareketli bir döneme giriyoruz ki, hangi filmi izleyeceğinize, hangi festivale katılacağınıza karar vermekte zorlanabilirsiniz. Bir sinema yazarı olarak hiçbir şeyden eksik kalmamaya çalışsam da, tüm gelişmeleri bu köşeye sığdırmak mümkün olmuyor.
4. İpek Yolu Film Festivali
14-22 Kasım 2009 tarihleri arasında Bursa’da düzenlenecek olan 4. Uluslararası İpek Yolu Film Festivali’nden bahsedeceğiz bu ay. Geçtiğimiz yıl, organizasyonun basın sponsorlarından Sinemalar.com’u temsilen katıldığım festivalde, herşey öylesine kusursuzdu ki; ülkemizin en genç sinema festivali olmasına rağmen, Bursa İpek Yolu Film Festivali’ni İstanbul Film Festivali ile kıyas eder olmuştu herkes.
Sinemaseverlerin yoğun ilgisi sayesinde geçen yıl 70.000 rekor izleyici sayısına ulaşan festivalden bahsettiğim yazıma “Ünlüler, Filmler ve İskender” başlığını uygun görmüştüm. Nitekim, Bursa’da geçirdiğim günler boyunca birçok ünlü sinema sanatçısı ile görüştüm, onlarca film izledim ve tabak tabak İskender yedim.
Gael de Bursa’daydı
3. Bursa İpek Yolu Film Festivali’nin yıldızı, Meksikalı ünlü oyuncu Gael Garcia Bernal’di. Gael Garcia’yı, Inarritu ve Almodovar filmlerinden tanıyoruz daha çok. “Paramparça Aşklar Köpekler”, “Kötü Eğitim”, “Günah”, “Motosiklet Günlüğü” ve “Babil” gibi ses getiren filmlerde izlediğimiz Bernal’ın, Julianne Moore ve Mark Ruffalo ile başrolleri paylaştığı son filmi “Körlük / Blindness”ın Türkiye prömiyeri Bursa’da gerçekleştirildi.
Festivalde bu yıl neler olacak?
Festivalin bu yılki yeniliklerine gelince… 4. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, festival süresini 9 güne çıkararak, Bursalı sinemaseverleri mest ediyor bu yıl.
Ülkemizde de etkileri görülen global ekonomik krizle birlikte, yurtiçi ve yurtdışında düzenlenen etkinliklerin birçoğunun küçülmesi ya da iptal edilmesinin gündeme geldiği bir dönemde İpek Yolu Film Festivali, programını 9 güne çıkararak, festivalin gelişimi adına büyük bir adım atıyor.
Festival programında bu yıl, dünya çapında saygın sinema festivallerinde de gösterilen 100’e yakın film sinemaseverler ile buluşacak.
Festivalin en çok ilgi gören etkinliklerinden Ücretsiz Sinema Kursları ise, Türk sinemasının ünlü isimlerini, kurs katılımcıları ile biraraya getirecek.
14-22 Kasım 2009 tarihleri arasında Bursa’da olabilecekseniz ne ala… O kadar vaktiniz yoksa, en azından bir haftasonunuzu; “ünlüler, filmler ve İskender” aşkına Bursa’da geçirerek, festivalin keyfini çıkarmanızı öneririm.

Dabbe 2: Geliyorlar!
Evde arkadaşlarla “Dabbe”yi izlediğimiz geceyi unutamıyorum. “Türk korku filmi mi olurmuş canım!” diyerek başladığımız gecenin sonunda; gün ağarıncaya kadar uyuyamamış, korkudan birbirimize sarılmıştık. Korkunç olan film değildi aslında; filmden sonra kapıldığımız düşüncelerdi. “Dabbe”nin kendisi olmasa da, düşündürdükleri etkileyiciydi.
Çocukluğumuzdan beri adlarını telafuz etmekten çekindiğimiz “üç harfliler”, karanlıktan çıkıp gelen simsiyah varlıklar, şunlar bunlar… Ya gerçekten varsa? Filmin böyle bir soruyu akıllara getirebilmesi bile başarılı olduğunu gösteriyor aslında.
“Dabbe” Efsanesi Devam Ediyor
Çarşamba günü yeni bir “Dabbe” haberiyle irkildim bilgisayar başında. Vizyon dönemlerinde çok konuşulan ve 1 milyondan fazla izleyiciye ulaşan “Dabbe” ve “Semum” filmlerinin yönetmeni Hasan Karacadağ, Türk sinemasının ilk korku serisi “Dabbe”nin devam filmi ile yeniden gündeme gelmeye hazırlanıyor.
25 Aralık’ta gösterime girmesi planlanan “Dabbe 2”, Karacadağ’ın önceki filmlerinde olduğu gibi, “Türk-İslam korku filmi” türüne uygun olarak, dini korku unsurlarından besleniyor. Kuran’da ‘Duhan’ suresinde geçen ve göklerden bir duman şeklinde ineceği belirtilen ürkütücü kıyamet alameti Duhan’ın ani istilasını konu alan “Dabbe 2”nin fragmanı internet sitelerinde yayınlanıyor. (Sinemalar.com’da izleyebilirsiniz.)
Fonda ezan sesi eşliğinde izlediğimiz görüntüler, yer yer “Blair Cadısı”nı anımsattı bana. Animasyon efektlerinde kullanılan yeni 3D ve modelleme teknikleri de başarılı olmuş anlaşılan. Boğaz Köprüsü’nün yıkılış sahnesi oldukça gerçekçi görünüyor.
“Dabbe 2”nin başrol oyuncusu, “Kurtlar Vadisi” dizisindeki rolü ile geniş bir seyirci kitlesi edinen Sefa Zengin, performansıyla göz dolduruyor. Kadrodaki diğer isimler ise genç ve yetenekli oyuncular; İncinur Daşdemir, Deniz Olgaç, Muharrem Dalfidan ve Leyla Göksun. Hiçbirini tanımıyorsunuz biliyorum ama boşverin, böylesi daha iyi. Aşina olmadığımız yüzler daha korkutucu olabilir!
Avatar” için Beklemeye Devam
Dünya sinema tarihinin en çok izlenen filmlerinden biri olmayı başaran “Titanic”in yönetmeni James Cameron, en az “Titanic” kadar ses getireceği düşünülen “Avatar” filmi ile, 12 yıl sonra yeniden yönetmen koltuğunda.
237 milyon dolar bütçeli film için, dünya çapında kapsamlı bir pazarlama çalışması yürütülüyor. Yapılan çalışmalar sayesinde “Avatar”ı izlemek için heyecanlanan insan sayısı her geçen gün artıyor.
Bu amaç doğrultusunda ülkemizde de özel bir etkinlik düzenlendi. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleşen “Avatar” gösterimlerinde, filmin 15 dakikalık özel görüntüleri sinemaseverlerin beğenisine sunuldu.
Bulunduğum salonda gösterime katılan herkes, film çıkışında heyecan içindeydi. Filmin tamamını izleme hevesiyle gelenler ise, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu.
18 Aralık’ta vizyona girmesi planlanan “Avatar”; 22. yüzyılda geçen bilim kurgu türündeki bir hikayeyi destansı bir dille anlatarak, fantastik bir masal sunuyor seyircisine.
Filmin baş karakteri Jake Sully rolünde izlediğimiz Sam Worthington, “Terminatör: Kurtuluş”tan sonra yine tuhaf deneylerin içinde buluyor kendini. Gönüllü olarak gönderildiği “Pandora” adlı uyduda, insan görünümlü, mavi vücutlu varlıkların kabile halinde yaşadığı Na’vi halkı ile tanışıyor ve içlerine karışıyor.
Pandora’da geçen sahneler, görsellik ve efektler açısından büyüleyici. İnsanın başı dönüyor adeta!
“Avatar” hakkında daha fazla konuşarak filmin gizemini yok edip, büyüsünü bozmayalım. Heyecanla 18 Aralık’ı beklemeye devam…

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.