Başa Dön

Moda Ziyafeti “IFW”

blank

Moda Ziyafeti “IFW”

Okuma süresi 5 dakika

Hedonist bir yaklaşım olacak ama 4 günlük moda haftası deneyimi sonunda podyum gözümde uzun, görkemli bir ziyafet masası
olarak canlandı. Bizler o muhteşem yiyecekleri ilk kez tadacak olmanın heyecanındaki davetliler; tasarımcısı, mankenleri, organizatörleri de emeğini ilk kez sunacak olmanın heyecanındaki 
ev sahibiydi sanki. Tadı güzel olsun olmasın o ihtişamlı masada bulunmak, o enerjiyi solumak buna değer dedirten hislerdenmiş. Afiyet olsun…

 

Sözünü ettiğim moda ziyafeti bu yıl 7-10 Eylül tarihlerinde 5. gerçekleşen İstanbul Moda Haftası’nın ta kendisi.

 

Üçüncü kez sizler için izlediğim bu organizasyon artıları eksileriyle yine göz alıcıydı. Clark Kent misali mesai bitimi iş kıyafetlerinden kurtulup fashionista kimliğimle koşturduğum defilelerin hepsini izleme fırsatı bulamadım ama başta MAG Medya olmak üzere tüm sosyal mecralarda canlı olarak takip etmek mümkündü. 

 

Bu sene sosyal medya IFW’yi ele geçirdi diyebilirim. Sağımız solumuz boynunda kamerası, elinde i-phone’u, gözünde Rayban’i, ayağında yüksek topuklusu (kız erkek ayırt etmeden) küçük “fashionistacan”larla doluydu.

Yalnız mekanın şehrin göbeğinde Tepebaşı’nda olması ulaşım açısından kolay olsa da tuhaf bakışlara maruz kalmak açısından zor bir seçimdi.

Her kesimden insanın bir arada olduğu bir yerde, açık alanda olunca “IFW’de giyilen IFW’de kalır” yaşanamadı maalesef.

 

Bir Londra, New York değiliz ki sokakta uçuk kaçık giyinmek, 20 cm topuklular, uçuşan eteklerle deneyselliğin dibine vurmuş şekilde gezmek mümkün olsun.

 

Bir süre sonra gelenleri izlemeyi bırakıp bakanları izleyerek vakit geçirdim. Bir yanda sahaf festivali, diğer yanda IFW çadırı, bir tarafta simitçisi, kokoreççisi, diğer tarafta şampanya dağıtan manken kızlar ironik bir hava katıyordu.

 

Santral İstanbul’da ve Taşkışla’daki gibi bir moda kampüsü konsepti oluşamadı. Geciken defilelerle de yüzlerce insan içiçe bekleşmek zorunda kaldı.

 

Gelişim gösteren tek şey çadırın içiydi. Podyum ve sıralar en sonunda Avrupa formatına oturmuş ama insanımız o formata oturamadığından üstüste oturma, araya çömme gibi durumlar yaşandı. Ufak aksaklıklar olsa da moda açısından tasarımcıların verdiği emek aşikardı.

Gelelim defilelere… Diyebilirim ki 2012 İlkbahar-Yaz sezonu beyaza boyanacak. Bu sezon “color brake” hareketiyle rengarenk gezdiğimiz kıyafetleri bir kenara saklayıp beyaz, sarı, dore ağırlıklı olmak üzere uçuk tonlarda salınacağımız günler bizi bekliyor.

 

Beyazı en güzel işleyenler de şüphesiz Özgür Masur, Hatice Gökçe ve Gamze Saraçoğlu’ydu. Açık tonlar, metal yakalar, dar kesimler, danteller daha sonrasında NY ve Londra haftalarında da tanık olduğumuz detaylardı. Kısaca değerlendirecek olursam:

 

En Sade ve Göz Alıcı

Sadece ve özgürce Özgür Masur. En çok ilgiyi o topladı ve yine sonuna kadar hak etti.

 

En Şık

Gamze Saraçoğlu Türkiye’nin Vera Wang’ı olma yolunda ilerliyor. Kubrick’in Space Odyssey serisinden aldığı ilhamla bizim de aklımızı uzaya götürdü.

 

En Gelişim Kaydeden

İlk solo defilesiyle Tuvana Büyükçınar tek kelimeyle harikaydı. Danteli en güzel kullanan, yaratıcı ve cesur tasarımlar izledik…

 

En Etkileyici

DKaprol defilesi tam anlamıyla etkileyici bir şovdu. Girişteki Mehmet Turgut imzalı kısa film, podyumun ortasındaki şatosunda uyanmayı bekleyen Umut Eker, tüm iç organlar ve kemiklerin aksesuar olarak canlanması ve vücudumuzun bir parçası olduğu metaforu, müzik, sunum her şey çok özenilmişti. Sabah saatine konması yazık olmuş. Çok güzel bir kapanış defilesi olabilirmiş.

 

En Hayal Kırıklığı

Tween defilesi her ne kadar başarılı olsa da Matt Dillon’ı podyumda beklerken seyirciler arasında görmek hayal kırıklığına uğrattı. Her sene en etkileyici defilelere imza atan ve bu sene de merakla beklediğim Simay Bülbül defilesinin sergi olması da ne kadar başarılı olsa da o da hayal kırıklığıydı. Ama after partisi ile yine IFW’nin en çok konuşulanı oldu.

 

En Cafcaflı

Cengiz Abazoğlu Adil Işık’a öyle tasarımlar yapmış ki ADL Haute Couture çıtasına yükselmiş. Altın konseptli defilede Özge Ulusoy ve Çağla Şikel de altın gibi parlıyorlardı.

 

En Sıcak

Lug Von Siga markasıyla Gül Ağış Galatasaray Hamamı’nda gerçekleştirdiği defileyle herkesi terletti ama tasarımlar o kadar güzeldi ki kimse şikayetçi gözükmüyordu.

 

En Art-deco

Niyazi Erdoğan ilk solo defilesi olan sünnet koleksiyonuyla modada yetişkinliğe geçtiğini ispat etti. Art-deco ilhamıyla hazırladığı koleksiyon giyilebilir olmasıyla 2012 yazında erkekler üzerinde bol bol göreceğimiz tasarımlardan oluşuyor. Erkek defileleri arasında en beğendiğim çizgilerdi.

 

En Masalsı

Hollanda Konsolosluğu bahçesinde keyifli bir kokteylle başlayıp konsolosluğun bir odasına nefessizce sıkışmamız sonucu Özlem Süer’in viktoryan stili elbiselerinin denimle birleştirdiği yaratıcı tasarımlarını izledik. Her ne kadar ambiyans ve müzik tasarımın ruhuna uysa da organizasyon bozukluğu bu güzelliği izlemeyi zorlaştırdı maalesef.

 

En Gelecek Vaad Eden

Studio Kaprol defilesinde Arzu Kaprol’un 4 yetenekli öğrencisini izleme şansı bulduk. Ne yalan söyleyeyim karma defilelerden çok daha başarılıydı. Boynuz kulağı geçmiş klişesi yerinde olur. Yine beyazın ve Kaprol esintilerinin hakim olduğu tasarımlarda benim favorim Gülcan Ardıç oldu. Bundan sonra adını sık duyacağa benziyoruz.

Bunlar moda ziyafetinde en çok karnımızı doyuranlardı. Organizasyon açısından çok gelişme olamasa da Türk modası adına gelişmeler görmek ve New York, Londra, Milano moda haftalarıyla beraber İstanbul Moda Haftası’nın da adını beraber duymak masadan kalkarken emeği geçenlere içten bir ellerinize sağlık dedirtti.

 

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: