Başa Dön

İçimizdeki Çocuk…

blank

İçimizdeki Çocuk…

Okuma süresi 4 dakika

Gerçekten çok komik bir olaydı yaşadığım…

Birkaç ay önce TV kanallarının birinde canlı yayın çekimine gitmiştim. Şık bir elbise giymiş, süslenmiş, hazırlanmış bekliyorum. Kendimden emin, genel müdürün odasına alındım. Diğer konuklarla tanıştım ve yerime oturdum. Tatlı ile çay ikram ettiler. Bir ara elimde tatlı tabağıyla ayağa kalkıp yeni gelen konuğun elini sıktım ve tekrar yerime otururken ayağım kayarak yere düştüm. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Şaşkınlığım bir iki saniye sürdü. Beni ayağa kaldırdıklarında, elimde tatlı tabağıma hala sahip olmanın gururuyla gülerek  “Yaşasın, tabaktaki tatlılara bir şey olmamış!” dedim ve yeni çatal rica ettim. Eski ben sanırım orayı terk edip tuvalette bir süre utanç içinde ağlar ve belki de bu moralle çekime katılamayacağını söyleyerek geri dönerdi.

Oysa bunda ne var ki? Yanlışlıkla yere düştüm. Genel müdür hiç düşmedi mi hayatında? Ya siz? Şu anda hatırlayınca bile yüzüme yayılan gülümsemeyi hissedebiliyorum. Bence gerçekten komik bir durum, bir yeriniz hasar görmüyorsa tabi…

En son ne zaman kahkahalarla güldünüz, anımsıyor musunuz?! Çocuklar gibi… Karnınızı tuta tuta, yerinizde sarsılarak ve gözleriniz yaşararak? Çok uzun zaman olduysa dert etmeyin. Birçoğumuz aynı durumdayız… Her şeyin gözümüze çok ciddi göründüğü bu dünyada, neşe içinde olmayı hafiflik sayan yetişkinler olmuşuz giderek. İnsanlarla aramızdaki uzaklığı hep belli bir ölçüde tutmayı önemseyen ağırbaşlı büyükler olmakla övünür duruma gelmişiz. Adımıza tanımlanan kalıplara sığmaya çalışırken daralıyoruz. Kendimizi sürekli kontrol etme baskısı altında gerginlik ve stres içindeyiz. En basit olayları bile bir dram haline getiriveriyoruz bu yüzden. Gevşeyemiyoruz, gülemiyoruz, kahkaha atamıyoruz…
Oysa bizi güldürecek ne çok şey var çevremizde. Yaşamı bir tiyatro oyunu gibi seyretmeyi deneseydik, başımızdan geçen acıklı görünen o olaylara bile daha sonra nasıl kahkahalarla gülebileceğimizi hiç düşündünüz mü?!

Ben düşündüm. Bu nedenle kendime gülmeyi, öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü insanım. Her şeyin o kadar da ciddiye alınması gerekmediğine inanıyorum artık. Öyle çok konu bulabilirim ki gülmek için… Kendini fazla ciddiye alan insanlara gülebilirim örneğin… Bir Karadenizli olarak öğleden sonra yaptığım gaflara… Hatta o çok önemsediğim başarısızlıklarıma gülebilirim… Ya da kısacık ömürlerinin farkında olmadan büyük bir sorumlulukla yiyecek taşıyan karıncaların durmaksızın koşturmalarına… Gülecek ne çok şey var çevremizde… Ve biz buna sürekli direniyoruz.

Bir günde üç yüz defa gülebiliyormuş çocuklar. Biz büyükler mi? Yapılan araştırma sonuçları ortalama on yedi olduğunu (ben bu kadar olduğunu bile sanmıyorum) ve toplam gülme süresinin ise beşaltı dakikayı geçmediğini söylüyor. Çocuklar olumsuz duyguların uzun süre etkisinde kalamadıklarından çok gülüyorlar ve neşe içinde yaşıyorlar. Ama bizler, onları da kendimize benzetmek için gülmenin felaket getireceğine dair atasözleri yaratmış bir toplumun büyükleri olarak elimizden geleni yapıyoruz. Giderek yüzü gülemeyen topluluklara dönüşelim diye. Yakın çevrenize bir bakın lütfen, güldüğünü anımsayamadığınız insanların ne kadar çok olduğunu şaşırarak göreceksiniz.

Geçmişe dönüp bir düşünün, her şey gelip gidiyor. Kim bilir nasıl ciddiye alıp önemsediğimiz birçok şeyden bugün aklımızda neler kaldı? Koskoca evrenin içinde yüzyıllardır akıp giden milyarlarca damlanın arasındaki minik damlalarız. Ne kadar ciddi olabilir karşılaştığımız sorunlar? Ne kadar kalıcı olabilir? Ne kadar zarar verebilir bize?

Bugün çıkarıp atalım üzerimizden bizi sınırlayan o içine sığamadığımız kalıbı.  Şimdi yaşamı iki beden büyük bir elbise gibi taşımanın rahatlığını tadalım. İçimizdeki çocuğa kucak açalım ve gülümseyelim ona. Bırakalım zor anlarımızda yaşamla dalga geçmek için yardım etsin bize. Yepyeni bir bakış açısıyla görelim sorunlarımızı. Biliyorum ki, yaşamı espriyle karışık algılayabilen ve olumsuz özelliklerine gülebilen bireyler, kendilerine güvenen güçlü insanlardır. Biz de katılalım onların arasına geç olmadan. Evrenin akışına uygun yaşamanın yollarından biri de budur belki. İçimizdeki çocuğun gözleriyle bakalım yaşama bazen. Gülümseyerek kucaklayalım yeryüzünü. Bu bayram içimizdeki büyümemiş çocukların da bayramı olsun.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız hepimize kutlu olsun.

Sevgi ve saygılarımla,

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: