Başa Dön

Günce Mart 2012

Günce Mart 2012

Okuma süresi 3 dakika

1 Mart

Geçinme sorunsalımı aşmak için uğraşı verdiğim profesyonel çabalarımdan arta kalan zamanda fotoğrafın büyülü dünyasına katılmak beni her zaman heyecanlandırmıştır.

“………… hikayeler insanların küçük kent karelerinde yarattıkları büyük dünyaların sonuçlarıdır. Görüntü avcısı bu hikayelerin arayışındaki sihirbazdır. İmgelerin, yaşamların gizini arayan, ararken de mekanın ve zamanın sınırsız evreninde dolaşan…”. İşte bu nedenle kentlerdeki yaşam kesitlerini gelecek kuşaklar için belgelemeye çalışıyorum.

 

Fotoğraf ile uğraşan insanın kendi fikir alt yapısı olmadan ürettikleri ile varlık göstereceğine inanmıyorum. Çünkü fotoğraf yalnızca ışığı kovalamak ya da deklanşöre basmak değildir. Bakmak/görmek/dikkat etmek/keşfetmek/toplamak/biriktirmek/bozmak/ayrıştırmak/derlemek/seçmek/özgürleştirmek/biçimlendirmek/bütünlemek/örtüştürmek gibi fotoğraf yapmaya özgü birçok kelimenin anlamlarını özümseyenler ve uygulayanların görüntülerinin ayrıntılarında gezinmek benim için zihinsel doyuma ulaşmanın keyifli bir yoludur.

 

Fotoğrafı sanatsal değerinden çok bana dokunmasına/tahrik etmesine/duygularımı hareket ettirmesine göre algılarım.

 

Derinlik içermeyen, bir disiplin sonucu sunulmadığı izlenimi veren, hatta her yerde sık sık karşılaştığımız görüntüleri alkışlıyorum çoğu zaman. Çabanın olduğu her yerde güzel sonuçların çıkacağına olan inancım, emeği onurlandırmama yol açıyor.

 

6 Mart

İnsan kendini yazıya çiziye kaptırınca bir süre yazıları arasından seçme yapamaz hale geliyor. Bir yazım var ki ben onu sürekli okuyorum. Başlığı “Sizin hiç babanız öldü mü?”.

Sizin hiç babanız öldü mü? Benim öldü. Uzun süren tedavi sonucunda bir sonbahar sabahı bu dünyadan göçtü. Sabaha karşı uykusuzluktan yorgun düştüğüm bir anda kardeşimin sesiyle uyanmıştım. Babamın ölmek üzere olduğunu söyledi. Koşar adımlarla odasına gittim. Hastanenin sessizliğinde yalnızca ayak seslerim duyuluyordu. Odasına girdiğimde son nefesini vermek üzereydi. Uyuyor gibiydi. Beyaz çarşafın üzerinde yatıyordu. Nefesini yeni vermişti. Tek bir damla ter, koku olmaksızın, yüzünü acıyla, sıkıntıyla buruşturmadan bizi bırakıp gitmişti. Onu bir daha göremeyecek olmanın üzüntüsü yüreğimi kanatmıştı. Bana ömrünü veren, beni yetiştiren, emek harcayan insan birkaç dakika önce bu dünyadan ayrılmış, bizi terk etmişti…………………

.“Sizin hiç babanız öldü mü?”, insanın içini acıtan cümle. “Sizin hiç babanız öldü mü?/ benim bir kere öldü kör oldum” diye başlayan ve devamını okumaktan her zaman korktuğum bir şiiri vardır Cemal Süreyya’nın. Artık okumama gerek kalmadı, çünkü devamını şimdi ben de biliyorum.

“Sizin hiç babanız öldü mü?/ Benim bir kere öldü, kör oldum. Yıkadılar, aldılar, götürdüler/ Babamdan ummazdım bunu, kör oldum./……….”

 

8 Mart

Nazım Hikmet;

Bizim kadınlarımız/ korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz/ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen/ ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen/ ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız/ ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki/ ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların/ oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar,

 

14 Mart

Yanlış olan, zor olan, hüsrana götüren insanın hata yapması değil, hata da ısrar etmesidir.

23 Mart

Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına, sırılsıklam yalnızım aslında” Edip Cansever

Erol ÇINAR

erol.cinar@doruk.net.tr

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: