Başa Dön

Frigya Vadisi

Frigya Vadisi

Okuma süresi 10 dakika

‘’Bir yaz bitti. Çoğumuz evlerde kapalı geçirdik yazı. Ne plajlar eskisi gibiydi, ne parklar. Virüsün korkusu yaşamın üzerine bir kara bulut gibi çökmüştü bir kez. Hayallerin çoğu kursaklarda kaldı. Hüzünle bir yazın arkasından bakıyoruz. Üzülmeyin. Yaşama saygımız, hasretlerimiz, özlemlerimiz, sevgilerimiz, hayallerimiz, düne göre çok daha fazla. Bu yaz böyle geçti. Gelecek yazı bilmem…’’

Yazıma geçtiğimiz ay kaybettiğimiz, sadece güzel yazıları ve gazeteci kimliğiyle değil, hayvansever ve doğaseverliği ile de kalplerimize taht kurmuş olan Bekir Coşkun’un yazısından bir bölüm ile başlamak istedim. Sonbaharın son ayı olan, Kasım ayına girdik. Büyük Usta’nın da dediği gibi, “Gelecek yazı hala bilemiyoruz”. Önümüzde zorlu bir kış var. Çünkü bir yandan bu virüsten korunmaya çalışırken, bir yandan da soğuk algınlığı ve griple köşe kapmaca oynayacağız. Ama bu, hayata küseceğimiz ve kendimizi eve kapatacağımız anlamına gelmiyor. Evet virüs sonrası seçimlerimiz, önceliklerimiz ve hayatımız çok değişmiş olabilir ama değişmeyen tek bir şey var, o da seyahat isteği. Önlem alarak gezmek her zaman mümkün. Emin olun bunca zamandır evlerde kapalı olan herkese, açık hava ve izole lokasyonlar çok iyi gelecek. Salgının ilerleyişi sürekli bir değişim içinde olduğundan, sosyal izolasyon gibi önlemlerin virüsle mücadeledeki önemi tartışılmaz bir gerçek. Bu nedenle, eski normaldeki seyahat özgürlüğü yakın gelecekte görünmüyor. Sınırlar açılıp, seyahat yasakları kalkana kadar daha sakin yerleri tercih edeceğiz. Ben de sizi bu ay tarih ve doğanın iç içe geçtiği, turist akınlarından uzak bir yere götürüyorum; Frigya Vadisi’ne.

 

Afyon-Eskişehir-Kütahya illerimiz arasındaki elli beş hektarlık bir bölgeye yayılmış olan ve ikinci Kapadokya olarak da anılan Frig Vadileri, cennet vatanımızın çok bilinmeyen güzelliklerinden biri. Gerçekten de tüm coğrafya, Kapadokya’yı oldukça andırıyor. Şu anda pek fazla bilinmediği için, oldukça sakin. Ama bilinirliği arttıkça, Kapadokya’yı turizm açısından geride bırakabilir.

 

Önce Frigler ile ilgili ortaokul bilgilerimizi biraz tazeleyelim. Avrupalı bir kavim olduğu düşünülen M.Ö. 12. yüzyılın başlarında Kuzeyli kavimlerin istilaları sonucunda Balkanlar’dan Anadolu’ya göç edip yerleşmeye başlayan Frigler, yaptıkları saldırılarla zaten zayıflamış olan Hititlerin yıkılmasında etkili olmuşlardır. Frigler boylar halinde bir yaşam sürerken, siyasi bir topluluk olarak anılmaları M.Ö. 8. yüzyılı bulmuştur. Ankara yakınlarında bulunan başkentleri Gordion, ismini ilk kralları olan Gordios’tan almıştır. Gordios’un güzel bir hikâyesi vardır, okuldaki tarih derslerinden hatırlamayanlara hatırlatayım. Frigyalılar, yeni bir lider arayışındayken bir kâhin onlara şehre öküz arabasıyla ilk girenin kralları olacağını söyler. Bu kişi de kente kağnısıyla gelen yoksul bir köylü olan Gordios olur. Gordios kral olduktan sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios’a adar ve arabayı kimsenin açamayacağı sıkı bir düğümle tapınağa bağlar. Hatta bu düğümü çözebilecek olan kişinin Asya’nın hâkimi olacağı söylentisi dünyanın dört bir yanına yayılır. İşte “Kördüğüm” kelimesi Gordios’un çözülemeyen düğümünden gelmektedir. Yüzyıllar sonra Büyük İskender Gordion’a gelir ve bu ünlü düğümü çözmeye çalışsa da başaramaz. Sonunda öfkeyle kılıcını düğümün üzerine indiriverir ve düğüm anında kopar. Gerçekten de Pers İmparatorluğu ve Asya’nın hakimi olmak üzereyken otuz üç yaşında, ateşli bir hastalıktan hayatını kaybeder. Hatta bunun başına, düğümü çözmek yerine sabırsız davrandığı için ceza olarak geldiği söylenir.

 

Biz tekrar Gordion’a dönelim. Frigyalılar, yine birçok efsaneye konu olan Gordios’un oğlu Kral Midas döneminde en güçlü zamanlarını yaşayıp bütün Anadolu’ya egemen olmuşlardır. Ekonomileri tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Tarıma çok önem vermişler ve üretime zararı olacak her türlü olaya, çok ağır cezalar getirmişlerdir. Ziraatçı bir kavim oldukları için bunun etkilerini dini inanışlarında da görebiliyoruz. Çok tanrılı bir inanç sistemini benimsemelerine rağmen toprak ve bereket tanrıçası Kybele, en önemli tanrılarıdır. Maden işlemeciliği, ağaç oymacılığı ve dokumada ustadırlar. Friglerin icat ettiği düşünülen “Fibula” isimli çengelli iğne, dönemin teknolojisinin çok üstünde bir işçiliğe sahip olması sebebiyle dünyaca meşhurdur. Frig sanatının ve mimarisinin en önemli örnekleri, Gordion ve Midas şehirlerindeki kayalar içine oyulmuş sığınaklardır. Bu binlerce yıllık şehirlerden oluşan büyülü coğrafyayı, adeta zaman tünelindeymişçesine deneyimlemek isterseniz bir Frigyalı gibi yürüyerek gezebilirsiniz.

 

2013 yılında Likya Yolu gibi antik yürüyüş yollarına sadık kalınarak yol boyunca kiliseler, kral mezarları, kaya yerleşimleri gibi Frigya medeniyetinden izler taşıyan kalıntıları görebileceğiniz uluslararası standartlarda bir bisiklet ve yürüyüş yolu oluşturulmuştur. Toplam uzunluğu 506 km olan bu parkurlar boyunca size eşlik eden Kapadokya’daki gibi rüzgâr ve yağmur gibi doğal etkilerle oluşmuş peri bacaları, anıt mezarlar, kaleler, kiliseler, şapeller ve kaya yerleşimleri bu doğal açık hava müzesini benzersiz kılıyor. Kilometrelerce devam eden bu efsanevi toprakları yürüyerek birkaç günde bitirmek mümkün değil. Trekking yapacaksınız buraya minimum dört, beş gününüzü ayırmanız gerekiyor. Bu bölgede güvenle kalabileceğiniz çeşit kamp noktaları da mevcut. O nedenle çocuklarla çadır kampı yapmakta çok keyifli olabilir. Dilerseniz eğer rehber eşliğinde atlı turlara da katılabiliyorsunuz. Şu an bu bölgede balon gezileri yok ama ileride neden olmasın? Burayı balonla gezmekte çok hoş olabilir diye düşünüyorum.

Aksiyonsuz ve biraz tembel işi bir gezi olacaksa, bölüm bölüm arabanızla gezebilirsiniz. Biz önce Frig Vadisi’nin, Afyon’a bağlı İhsaniye’nin Döğer Köyü’ndeki bölümünden başladık. Burası Cem Yılmaz’ın ünlü “A.R.O.G” filminin çekildiği bölge. Hatta filmin çekildiği peri bacalarının önünde “A.R.O.G filmi burada çekilmiştir” yazılı koca bir tabela bile var. Arabamızı Emre Gölü Tesisleri’ne park ettikten sonra atv kiralayarak çevreyi turladık. Muhteşem bir deneyimdi. Koyun, ördek ve kaz sürülerinin içinden geçerek, haşhaş ve ayçiçek tarlalarıyla renk renk kaplanmış vadi boyunca bir yandan atv sürerken bir yandan tarihi eserleri seyrediyoruz.

 

Frigyalıların mağaralara oydukları yaşam alanlarındaki mimari oldukça ilginç. Çünkü göğe yani tanrıya daha yakın olabilmek için mezarlarını, yaşadıkları evlerin en üst kısımlarına inşa etmişler. Mağaraların içindeki uyuma yerleri ve ocak-yemek bölümü alt katta yer alıyor. Kaya anıtlarındaki süsleme detaylarındaki zenginliğe hayran olmamak elde değil. Buraları rehberimiz eşliğinde gezerken, ünlü çizgi film Şirinler’in şapka modelinin Friglerden alındığını öğreniyoruz. Hatta Üçlerkayası Köyü’nde, Kral Midas’ın bu şapkayla ülkesini seyrettiği, kayaya oyulmuş bir silueti bile var. Nehir kenarındaki “Kralın kulakları eşek kulakları” diye fısıldayan sazları selamlayıp, birbirine yakın olan Üçlerkayası ve Aslankaya’yı geziyoruz. Aslankaya; yüksek bir kayaya oyulmuş, güney tarafında üçgen çatılı bir tapınak cephesinin bulunduğu, tepesinde de kanatlı dev bir aslan figürünün oturduğu, oldukça görkemli bir kaya. Cephenin içinde yer alan nişte, iki tane aslanın şaha kalkmış kabartması var. Bunun hemen altında bir Kybele heykeli varmış ama define avcıları tarafından çalınmış. Eğer yorulmazsanız, yine bu bölgeye diğerlerinden daha yakın olan, Aslantaş, Yılantaş,  Avdalas Kalesi ve sonradan kiliseye çevrilen Ayazini’yi de bu parkura dâhil edebilirsiniz. Atv turu bitip tekrar Emre Gölü’ne döndüğünüzde sizi yine farklı bir sürpriz bekliyor. Kral Midas isimli Frig dönemi tarzında yapılmış bir kayık, sizi alıp yarısı suların altında olan devasa peribacalarının arasında bir göl gezintisine çıkarıyor. Dilerseniz burada kano da kiralayabiliyorsunuz. Burada aynı zamanda yemek yiyebileceğiniz bir de tesis bulunuyor.

Hala ayakta olan sütunları ve süslü üçgen alınlığıyla, diğerlerine göre daha az tahribata uğramış olan Gerdekkaya Mezar Anıtı, Pişmişkale, Kırkgöz Kayalıkları ve Yazılıkaya Midas Anıtı birbirlerine yakın bölgelerde olduğu için bu bölgeyi de ayrı bir seferde gezmeniz mümkün. Bunların içinde benim en etkilendiğim yer Yazılıkaya oldu. Frig medeniyetinde Gordion’dan sonra en önemli merkez olan Yazılıkaya, Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday gösterilmiş. Burada bulunan Midas Anıtı, 17 metrelik yüksekliği, 16,5 metre genişliğiyle M.Ö. 600 yılı için hatta günümüz için bile oldukça görkemli bir anıt.

 

Gordion, Frigler için güç merkeziyken Midas şehri için dini merkez olarak kabul edilmiş hatta krallık yıkıldıktan sonra bile kullanılmaya devam edilmiş. Her türlü olumsuz dış etkenlere rağmen üzerindeki motiflerin detaylarına kadar sapasağlam kalabilmiş olması şaşırtıcı. Midas şehri platosunun kuzeydoğu eteğindeki dev bir kaya parçasının bir yüzü düzleştirilerek oluşturulmuş bu Frigce yazıtın, sol üst köşesinde bulunan “Midai” kelimesinden dolayı bu anıta “Midas Anıtı” adı verilmiş. Ben bu kargacık burgacık Frig alfabesinden “Midai” yazısını bulamasam da sol başta yazan “Ateş” kelimesini anında fark ettim. Cephe duvarının orta kısmı, çerçevesi neredeyse muntazam bir karenin içine oturan, artı şekli ve kare kabartmalarının birbirinin içine geçmiş geometrik formlardan oluşan enteresan bir desene sahip. Cephenin alt orta bölümünde ise içinde bir zamanlar Kybele (Tanrıça Matar) heykelinin olduğu düşünülen büyük bir niş var. Tabii ki bu heykelden de yine eser yok. Günümüz toplu konut anlayışının Frig versiyonu diyebileceğimiz Kırkgöz Kayalıkları ise hemen Midas Anıtı’nın karşısında bulunuyor. Doğa, tarih, jeoloji ve kültürün mistik karması diyebileceğimiz bu toprakları gezdikçe,  bunca Anadolu efsanesinin nasıl çıktığını anlayabiliyoruz. Bu ilginç uygarlığa ait tarihi eserlerin önemli bir bölümünü; Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Gordion Müzesi,  İstanbul Arkeoloji Müzesi, Eskişehir, Afyon ve Antalya müzelerinde görebilirsiniz.

 

Yazımı yine Bekir Coşkun’un kaleminden güzel bir bölümle bitirmek istiyorum; ‘’Sabahları ilk güneş perdenin arasından içeri süzüldüğünde, korkular-endişeler dünde kalsın. Düzelecek, deyin. Mutfaktan gelen çaydanlığın tıkırtısı, kızarmış ekmeğin kokusunun yıllarca eksik olmamasını dileyin. Bir küçük belanın dünyayı esir alacağını, illa ki bizim canımızı yakacağını düşünmeyin. Hiçbir aşının, ilacın, çarenin olmadığı çağlarda kolerayı, vebayı, tifoyu, veremi yok eden insanoğlu, bu zıkkıma teslim olacak değil. Sevdiklerinizi, uzaktan gözlerinizle öpün. Güzel sözcüklerle yüreklerine sarılın. Kimseye bir şey olmayacak, diyerek gülücüklerle evinize çiçekler serpiştirin. Kaderin hiç birimizi sevdiklerimizden ayırmamasını dileyin.”

Yazar Hakkında /

Yazarımızın kısa özgeçmişi çok yakında burada, sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: