Başa Dön

Eurovision’u Hafife Almayın

blank

Eurovision’u Hafife Almayın

Okuma süresi 7 dakika

Eurovision’a önem vermedikleri yönünde açıklamalar yapan genç şarkıcılarımıza gülüp geçiyorum. Eurovision şarkı yarışması, hiçbir iletişim ajansının ya da medya desteğinin tek başına sağlayamayacağı kadar güçlü bir tanıtım kampanyasıdır. Müzik dünyasındaki mevcut konumunuz ne olursa olsun gözler bir anda üzerinize çevrilir, her hareketiniz, açıklamanız medyaya malzeme olur. Yarışmaya hazırlık süreci, yarı final, final derken aylarca herkes sizi konuşur. Bu kadar uzun vadeli ve istikrarlı bir promosyon kolay kolay hiçbir sanatçıya nasip olmaz.

Yarışmada başarı gösterip dikkat çekersiniz Türkiye’ye döndüğünüzde daha büyük bir ilgiyle karşılanırsınız. Tüm gazeteler sizinle röportaj yapmak, televizyonlar konuk etmek ister. Radyolarda sürekli şarkınız çalınır. Biraz aklınız ve şansınız varsa, arkanıza aldığınız rüzgarın etkisiyle başarı basamaklarını atlayarak çıkarsınız. Müziğiniz farklı coğrafyalara dokunabilecek unsurlara sahipse dünyanın pek çok ülkesinden yeni dinleyiciler kazanırsınız. Hayal bile edemeyeceğiniz yerlerden konser teklifleri alır, müziğinizi yeni insanlara ulaştırırsınız.

 

Mikrofona, müziğe aşık hangi şarkıcı milyonlarca insanın izlediği, heyecanla takip edilen bir müzik yarışmasında sahneye çıkıp şarkı söylemek istemez Allah aşkına! Türkiye’de yüz kişiye konser vermeyi bile başarıdan sayan starcıklarımız (!) için Eurovision sahnesine çıkmak bir rüya değil de nedir?!

 

Bu yıl talih kuşu, “İstanbul müziği” olarak tabir ettiği rock-indie ve alaturka sentezi şarkılarıyla dikkat çeken başarılı müzisyen Can Bonomo’ya kondu. TRT yetkililerinin genç şarkıcıyı Yeni Türkü’nün televizyon programında izledikten sonra bir gecede bu kararı aldıkları şeklinde söylentiler var, doğru mudur bilinmez.

 

TRT bu işi bizim kadar ciddiye almıyor olabilir ancak yarışma süreci ve elde edilen sonucun Bonomo’nun kariyerini büyük ölçüde etkileyeceğine şüphe yok. Bu arada hep iyi senaryodan bahsettik; elbette işin sonunda vezir de olmak var rezil de, aman dikkat!

 

Keşfedin!

 

Gece kulübü: Pasha

 

Italic’teki performanslarından tanıdığımız Nazım Evren Güney,  nam-ı diğer DJ NEG kaç kez davet etti ancak gidemedim. Aklım Pasha’da kaldı. Uğur Mumcu Caddesi’nde açılan mekan şehirdeki elektronik müzik tutkunlarını tavlamayı başarmış. Cumartesileri çok kalabalık oluyormuş; Sertaç Kaya, Hakan Ünsal ve NEG gibi başarılı DJ’lerin çaldığı gecelerde eğlence tavan yapıyormuş. Henüz gidip göremedim, merak içindeyim.

 

Restoran: Apinya

 

İnsan büyüdükçe yemek konusunda daha seçici ve özenli oluyor. Sağlıklı beslenmek, yemek zamanlarını keyfe dönüştürmek gibi öncelikleriniz oluşuyor. Bu takıntı bende de başladı. Dünya mutfaklarını denemeye, farklı tadlar keşfetmeye merak sardım. Keşif listemin bir numarasında GOP Attar Sokak’ta açılan Tayland restoranı Apinya yer alıyor. Restoranın spesiyali olarak sunulan toprak tavada pişirilen kırmızı körili kremalı balığın tadını çok merak ediyorum. Benden önce denerseniz haber verin.

 

 

 

Albüm: Aydan Kaya “Adım Adım”

 

“Popstar” yarışmasından tanıdığımız Aydan Kaya, uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni albümü ile karşımızda. DokuzSekiz Müzik’ten çıkan “Adım Adım” isimli albümde öne çıkan şarkılar şöyle:

 

 

 

•    Albümün vitrini, Soner Sarıkabadayı bestesi “Çıra”, kelebek ömürlü bir şarkı. Dile dolanıyor, havaya sokuyor ancak tüm pop çerezleri gibi çabuk tüketilme riski var.

 

 

 

•    “Öyle çok sevdim ki”yi bir Yunan meyhanesinde dinlemek harika olurdu! Aydan’ın yorumu şarkıya alaturka bir tad katmış, sözlerin etkisini artırmış.

 

 

 

•    Albümün (bence) en kıymetlisi “Armağan Olsun”, diger pek çok Fettah Can bestesi gibi uzun soluklu dinlenir, sevilir. Bu albümden hatırlanacak ilk şarkı da bu olur.

 

 

 

•    “Zalim”in dans versiyonu radyoların hafta sonu kuşağında, gece kulüplerinde çalınır; herkes eşlik eder, coşar, dans eder.

 

 

 

•    Dünyaca ünlü şarkıcı Chris de Burgh ile düet yaptıkları “Footsteps” isimli parçaya çok emek verilmiş ancak Aydan Kaya’nın dinleyici kitlesini heyecanlandıracak bir proje değil. Kaya’nın bir yorumcu olarak prestijini artırabilir, albümün promosyonuna katkısı olabilir fakat satışa dönüşmesi çok zor.

 

 

 

•    “Popstar” yarışmasında Aydan Kaya’nın yıldızını parlatan Ercan Saatçi bestesi “Avuçlarım Kanıyor” o kadar güçlü bir şarkı ki yıllar sonra hala tazeliğini/özelliğini koruyor, albümün en iyilerinden…

 

 

 

Herkes Şanslı Doğmuyor

 

İnsanın kendi gerçeğini yaşayabilmesi için ömür boyu mücadele vermek zorunda kalması ne acı… Kimseden bir şey talep etmeden, hiç kimseye zarar vermeden, sadece kendiniz olabilmek için bir bedel ödemeniz gerekiyor. Kimileri bu bedeli canıyla ödüyor! Eşcinsel olduğu için babası tarafından öldürülen ve Türkiye’nin kayıtlara geçen ilk eşcinsel töre cinayetine kurban giden Ahmet Yıldız da onlardan biri.

 

 

 

Yıldız’ın hikayesi Ocak ayında gösterime giren “Zenne” filmi aracılığıyla yeniden gündeme geldi. İsim sizi yanıltmasın; filmin ana çatışması “Zenne Can” isimli karakterin askerlikten kaçış mücadelesi üzerine kurulu gibi görünse de, Doğulu muhafazakar bir ailenin oğlu olan Ahmet’in eşcinselliğini kabul etmeyen ailesiyle, özellikle de annesiyle yaşadığı çatışma diğer tüm hikayelerin önüne geçiyor.

 

 

 

Seyirciyi filme bağlayan merak unsurları bu çatışma üzerinden geliştiriliyor. Senaryonun aksiyon eğrisi de Ahmet’in yaşam öyküsüyle paralel ilerliyor.

 

 

 

Başta bir Zenne belgeseli yapmak üzere yola çıkan yönetmenler M. Caner Alper ve Mehmet Binay, bu süreçte yakın dostları Ahmet Yıldız’ın öldürülmesinden etkilenip kıyısından köşesinden tanık oldukları bu trajediyi beyaz perdeye taşıma kararı almışlar. İyi ki de yapmışlar. Ancak Yıldız’ın hikayesi başlı başına o kadar güçlü ki ayrı bir öykünün içine yedirilmeye çalışıldığında homojenize bir kurgu çıkarmak oldukça zorlaşıyor.  Binay ve Alper’in de bu noktada zorlandıkları hissediliyor.

 

 

 

Böylesine güçlü bir hikayeyi tek başına anlatmak varken, destekleyici yan hikayelere neden ihtiyaç duyulmuş? “Zenne Can” karakteri senaryodaki pozisyonu gereği yan karakterden öteye gidemezken filme neden “Zenne” ismi verilmiş? Filmin esas kahramanı Can mı Ahmet mi? Dolayısıyla başrol oyuncusu Kerem Can mı Erkan Avcı mı?

 

 

 

Bu çelişkili durum, iz bırakan oyunculuğuyla dikkatleri üzerine çeken Erkan Avcı’nın başarısına gölge düşürüyor. “Ahmet” karakteriyle tüm filmi alıp götüren, performansı ve filmdeki ağırlığı ile başrol seviyesinde bir oyunculuk sergileyen Avcı’nın 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi yardımcı(!) erkek oyuncu ödülüne layık görülmesi başarılı aktöre haksızlık değil mi?!

 

 

 

“Zenne”, hikayeler arasında bağlantı kurma ve karakter konumlandırmada zorlanıyor olsa da  “konuşturmayı başardıkları” nedeniyle takdiri hak eden bir film. Bireyin doğasından kaynaklanan ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir özelliğin ülkemiz topraklarında bir insanın hayatını nasıl etkileyebileceğini, nelere mal olabileceğini gözler önüne seren cesur bir yapım. Aynı zamanda bu kapalı hayatların içinde ne kadar renkli ayrıntılar ve sıcacık dostluklar barındırdığına da işaret eden bir sevgi hikayesi.

[nggallery id=1067]

 

 

 

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: