Başa Dön

Adil Yıldırım: Bir Hayat İki Hikâye

Adil Yıldırım: Bir Hayat İki Hikâye

Okuma süresi 5 dakika

Bu seneden umutluyum ve açıkçası umutlu olmamak için bir sebep göremiyorum. Gerçek hayattan yaşanmış hikâyeleri sizlerle paylaşmayı seviyorum ve bu hikâyelerin hepimize önemli dersler verdiğini gözlemliyorum, elbette ders alabilmek de önemli!

Yeni yılın ilk yazısında, yakın çevremde yaşanmış bir hikâyeyi sizlerle paylaşırken; umutlu olmanın ve pozitif enerjiye inanmanın insan hayatında nasıl mucizeler yaratabildiğini de anlatmak istiyorum. Bunu ortaya koyabilmek adına şimdiki anlatacağımdan daha iyi bir öykü olamazdı. Biliyorsunuz hikâyeler, yaşamın özünü oluşturur; öyle ki hikâyesi olmayan insan aslında yaşamamış ve hayata imzasını atamamış insandır. Örneğin; ünlüler dünyasında yer alan isimlerin röportajları genelde şöyle başlar: “Ben şuradan geliyorum”, “Ben yokluk çektim ve buralara kendi emeğimle geldim”, “Gençlik yıllarımda başıma şöyle bir olay geldi”. Bu tip cümleleri okuyarak aslında onların hikâyesine dahil oluruz ve dahil olduğumuz zaman onları anlamaya başlarız. Kendi hayatımızla yakınlık gördüğümüz yerde onlarla empati kurmaya başlarız. Yeni yıla girerken bunu kendinize sorun: Benim hikâyem nedir?

Uzun yıllardır tanıdığım bir ailenin ikiz kızları var. Bugün otuzlu yaşlarında olan ikizlere baktığımda hayatın bir yansımasını görüyorum, çünkü madalyonun iki farklı yüzü gibidirler. Aynı aile içerisinde ve aynı koşullarda büyümüş olmalarına rağmen çok farklı hayatlar yaşıyorlar ve bunun nedenlerini anlamak için daha yakından bakarak detayları görmem gerekti diyebilirim. Büyüteçle baktığınızda en ufak detayları dahi görebilirsiniz. Ülkemizde kadın ve erkek ilişkileri denince problemlerin ana kaynağı kesinlikle aile travmalarıdır ve bunu çözmek için genellikle kimse psikolojik yardım almak istemez, çaresizce uğraşıp kendi başına çözmeye çalışır; oysa bu pek de kolay değildir. İkiz kızlar aynı aile içerisinde büyüdüler ve dolayısıyla anne babadan aynı derecede ilgisizlik, sevgisizlik ve merhametsizlik gördüler. Onları yakından tanıdığım için anne baba konusunda ne kadar şanssız olduklarını biliyorum, belki de bu onların hayat sınavıydı fakat biz yine de şanssızlık diyelim. Küçük yaşlardan itibaren, özellikle babadan gördükleri ilgisizlik onları etkilemeye başladı, çünkü baba sevgisinin özellikle de kız çocuklar için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Onlarla birlikte vakit geçirdiğimiz zamanlarda bir tanesinin hep daha fazla içine kapalı ve sessiz olduğunu fark ediyordum, oysa diğeri hep daha fazla yaşam sevinciyle dolu ve insancıldı. Bu demek oluyor ki, ikiz olmalarına rağmen aynı dış koşullara farklı tepkiler veriyorlardı. Birisi belki de daha fazla üzülmemek ve kendini korumak adına kabukları içine çekiliyor, diğeriyse çevresindeki arkadaşlarıyla paylaştıkça ve konuştukça kendini daha rahatlamış hissediyordu. Daha önemlisi; kendini ifade etmek ve anlaşılmak, insanın hayattaki en temel ihtiyacıdır. İşte belki de bunu küçük yaşlarda anlamıştı. Gel zaman git zaman kızlar büyüdüler ve lise yıllarında üniversite sınavına girdiler. Kötümser olan, en iyi bölümü kazanmış olmasına rağmen yine de mutlu değildi; oysa iyimser olan, hedeflediği bölümü kazanamamıştı fakat yine de mutlulukla doluydu, konuştuğumuz zamanlarda “Başardım!” diyordu harflerin üzerine basarak, “Önemli olan bu sınavı kazanmaktı ve ben de kazandım, bu mutluluğu yaşamak istiyorum!”. İyimser olan arkadaşım, gerek üniversite yıllarında gerekse sonrasında atıldığı iş hayatında başına gelen onca zorluğa rağmen olaylara iyi tarafından bakmayı ihmal etmedi. Başına gelenleri dış düşmanlara veya komplo teorilerine bağlamak yerine birer engebe olarak gördü ve yoluna devam etti. Yaşamayı seviyordu, sanırım anahtar kelime budur; yaşamayı gerçekten seviyordu ve onun gözlerinden bunu okumak mümkündü. Tahmin edeceğiniz üzere kötümser olan asla mutluluk yoluna girmek istemedi. Başına gelen en güzel gelişmede bile mutlaka bir olumsuzluk, bir yanlışlık veya bir tatminsizlik bulmayı başarıyordu ve onun kadar eleştirel, şikayet etmeyi seven bir insana hiç rastlamadım. Gün batımını izlerken dalgalar biraz şiddetlenip üzerine su sıçratmış olsa, denize küsecek kadar kötümser olmayı başarıyordu. Evlendi, onu gerçekten seven ve aslında onu iyileştirerek ona yaşam sevinci aşılamayı isteyen bir adamla evlendi; fakat adamın ortadan kaybolması kimseyi şaşırtmadı. Kadının çevresindeki kimse, adamın ona nasıl dayandığını bile anlamadı, çünkü sürekli her konuda şikayet ettiği için kimse onunla arkadaşlık yapmayı istemiyordu. Tam zıttı olan iyimser ikiz kardeşi, başarılı bir iş kadını olarak hem sosyal çevresinde hem de ailesinde mutlu hayatını sürdürüyor. Daha en başından bir seçim yapmıştı; hayat zor ve herkes için zorluklar içeriyor, bunu biliyordu ve yaşadıklarını bir şekilde yaşam sevincine dönüştürmeyi öğrenmişti, enerjisini bu şekilde kullanıyordu.

Yeni yıla girdik, sizin seçiminiz hangisi?

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.