Başa Dön

Neden Kötü Besleniriz?

blank

Neden Kötü Besleniriz?

Okuma süresi 9 dakika

İskender, simit, kokoreç, hamburger, cips, dondurma… İnsanoğlu günümüz dünyasında durmadan bir şeyler yemesine rağmen doymuyor! Söz konusu durmak bilmeyen sağlıksız yiyecek tüketimi, fazla kilo problemi başta olmak üzere, epidemik haline gelmiş birçok sağlık sorununu doğuruyor. Peki neden? Neden çok ve sık miktarda bir şeyler tüketmemize rağmen bir türlü doyamıyoruz?Neden çoğumuz senelerden beri diyette olmasına rağmen hala kilo veremiyor ve/veya verdiği kiloları hemen geri alıyor? Neden yediğimiz şeylerin bize zararlı olduğunu, bizi amacımızdan uzaklaştırdığını bildiğimiz halde aynı şeyleri yemeye devam ediyoruz?

21. yüzyılın ekonomik ve ekonomiye bağlı olarak zorlaşan sosyal koşulları, insanları büyük bir depresyonun içine soktu. İnsanların sevmedikleri işlerde çalışması, kimi zaman zorunlu giderlere bile yetmeyen maaşlar, hafta sonlarını da kapsayan uzun mesailer, her geçen gün artan rekabet ve daha da pahalanan yaşam… Kısacası zor bir süreçten geçmekteyiz ve geçirmekte olduğumuz bu zor süreci birçoğumuz yemek, özellikle de rafine şeker ağırlıklı yiyecekler tüketerek atlatmaya çalışıyor. Çünkü rafine şeker tüketmek vücudumuzun endorfin, serotonin, dopamin salgılamasına ve kan şekerimizin birden yükselmesine neden oluyor. Buna bağlı olarak da kendimizi kısa bir süre için mutlu, huzurlu ve enerji dolu hissetmemizi sağlıyor fakat rafine şekere bağlı olarak hızla yükselen kan şekeri kısa bir süre sonra yine hızla düşüşe geçtiği için, kendimizi tekrardan enerjisiz ve mutsuz hissetmeye başlıyoruz. Bu da bizi yine rafine şeker tüketmeye sevk ediyor. Bitmek bilmeyen söz konusu tüketim de yağlanarak kilo almamıza ve birçok sağlık sorununa neden oluyor.

 

 

Özellikle son yıllarda, rafine şekerin zararları sıkça vurgulanmaya başladığından beri, beyaz şeker tüketmemeye özen gösteren birçok insan daha sağlıklı bir tercih yaptığını düşünerek yapay tatlandırıcı kullanmaya başladı. Yapay tatlandırıcıların Alzheimer’dan kansere birçok sağlık sorununa neden olduğuna inanıldığı gibi, zaten söz konusu rafine şeker tüketimi sorununa da çözüm olmuyor. Yapay tatlandırıcılar her ne kadar bireyin şeker tüketme hissini, sahip oldukları tada bağlı olarak, anlık geçiriyor olsa da, kısa bir süre sonra tüketen bireyin çok daha fazla şeker istemesine neden olur! Bunun nedeni de şudur: Şekerli tada sahip olan bir gıda tüketildikten sonra vücuda çoğunlukla (tatlandırıcılar çıkana kadar bu durum hep böyleydi) yeni bir enerji (kcal) girdiği için vücut, kendi kendine zamanla bir refleks geliştirir. “Cephalic phase” olarak bilinen bu reflekste beyin, dil şekerli bir tat tarafından uyarıldığında, karaciğere yeni bir enerji geleceğine dair haber gönderir. Buna bağlı olarak da karaciğer, enerji ihtiyacını mevcut depolardan sağlamayı bırakır ve kanda dolaşan şekeri de geri depolamaya başlar. Bu vücutta kullanabilecek olan enerjinin azalmasına neden olur. Görevlerini yerine getirebilmesi için enerjiye ihtiyacı olan vücut, tüketilen şekerli tada sahip maddeden gelmesini beklediği enerji gelmeyince enerji ihtiyacını karşılayamaz hale gelir ve buna bağlı olarak açlık/şeker krizine girer. Bu nedenle de tatlandırıcı tüketen birey çoğunlukla kendini ona enerji sağlayacak yüksek rafine şeker değerline sahip karbonhidrat tüketirken bulur ve buna bağlı olarak da yağlanarak kilo alır!

 

Sağlıklı Beslenmek

Vücudumuzun günlük ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi için belli makro ve mikro besinlere ihtiyacı var. Biz bu besinleri doğru zamanda ve doğru miktarda sağlıklı-doğal gıdalardan karşılarsak, vücudumuz ihtiyacı olan besinleri almış olacağı için, kendimizi sağlıksız gıdalar tüketirken bulma riskimizi azaltmış oluruz. Güne sağlıksız bir kahvaltı ile başladığımızda aynı gün içinde tüketeceğimiz diğer öğünlerin de sağlıksız olma şansı yüksek olur. Daha spesifik olmak gerekirse, kahvaltı da yulaf gibi lif değeri yüksek, bizi uzun süre tok tutacak kompleks bir karbonhidrat tüketmektense, rafine şeker değeri yüksek bir kahvaltı tüketirsek, hem vücuda ihtiyacı olan doğru besinleri vermediğimiz için hem de kısa bir süre sonra kan şekerimiz düşeceği için kendimizi bir anda mevcut yiyecek ve/veya içeceklere saldırırken buluruz.Günümüzün dünyasında kolayca ulaşılabilen mevcut yiyecek/içecek çeşitlerinin neredeyse hepsinin rafine şeker, zararlı yağ ve katkı maddeleri ile dolu olması da başta fazla kilo problemi olmak üzere birçok sağlık sorununa neden olur.

 

Besinlerden Yarar Sağlamalıyız

Bir türlü doymamamızın bir diğer nedeni ise, sanayileşmiş dünyanın pişirme metotlarıdır.Yemekleri yüksek ısıda pişirmek, pişirilen yemeğin makro ve mikro besin değerlerini büyük ölçüde yok etmekte dolayısıyla, yüksek ısıda pişirilen bir yemeği yedikten sonra, vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılamış değil, sadece midemizi doldurmuş oluyoruz. Aynı durum hiçbir besin değeri olmayan sağlıksız yemekleri tükettiğimiz takdirde de geçerli. Sonuç olarak aç kalan vücut “beni doyur” sinyalleri vermeye başlıyor ve biz de yine besin değerlerinden yoksun bir yemek tüketerek aynı yanlışı durmadan tekrarlıyor ve sağlığımıza zarar veriyoruz. Bu yüzden yemeklerimizin yeşil otlar gibi çiğ yenebilecek olanlarını çiğ, pişirmek zorunda olduklarımızı ise mümkün olduğunca kısık ateşte ve/veya buharda pişirmemiz, tükettiğimiz besinlerden yarar sağlayabilmemiz için büyük önem taşıyor.

 

İnternet Kilo Aldırıyor

Son yıllarda çoğumuzun eve hapsolmasına neden olan internet, özellikle de sosyal medya, yaşadığımız fazla kilo probleminin nedenlerinden bir diğeri.Kanaatimce internet iki farklı yolla insanların kilo almasına neden oluyor: Bilgisayar karşısında geçirilen zamana bağlı olarak hareketsiz kalınması ve doğal sevgiden uzaklaşıp siber sevgide mutluluk aramak. Geçmiş zamanlarda insanların, özellikle de Türkiye’deki insanların, bu kadar fazla kilo problemi yaşamamasının nedenlerinden biri haraketli hayatlarıydı. Şimdi ise başta internet olmak üzere, teknolojinin günümüz dünyasına getirmiş olduğu kolaylıklar, insanları fiziksel aktiviteden uzaklaştırır oldu. Kabaca, alınan kalori ile harcanan kalorinin doğru orantılı olması lazım ki yağlanarak kilo alımı olmasın. Zaten yemek yemek, yani kalori alımı, günlük ihtiyaçlarımızı yerine getirebilmemiz ve vücudumuza ihtiyacı olan besinleri vermek için yaptığımız bir aktivite olmalı, duygusal açlığımızı kapamak için değil! İhtiyacı olan kaloriden fazlasını almak biz insanlara has bir özellik. Bakın bir doğaya, insanoğlu dışında kilo problemi yaşayan başka bir canlı var mı? Tabii bizim evcilleştirdiklerimiz, içinde birçok kimyasal bulunan mamalar ile beslediklerimiz dışında!

 

Ne Yersek “O”yuz

Değişen tarım ve hayvancılık koşulları da yine yaşanan kilo problemin bir başka önemli nedeni. Marketlerde ve pazarda satılan ürünlerin çoğu hormonlu olduğu için, doğanın öngördüğü şekilde beslenemiyor ve hep yapay şeyler tüketiyoruz. Söz konusu tüketim insanların dengesini bozduğu, ihtiyacı olan besinleri sağlamadığı, hatta birçok zararlı kimyasala maruz bıraktığı için hem patolojik hem psikolojik hem de fiziksel sorunlara neden oluyor. Örnek vermek gerekirse, özellikle hayvan etinde bulunan triptofan amino asidi önce 5 –HTP’ye sonra da mutluluk hormonu olan serotonine dönüşüyor. Bir hayvanın yeterli ve doğru miktarda yani doğanın ön gördüğü miktarda triptofan amino asidine sahip olabilmesi için doğal yollar, yani ot ile beslenmesi gerekiyor. Günümüz hayvancılığında ise hayvanlar çoğunlukla mısır ile besleniyor. Mısır ile beslenen hayvanların triptofan seviyesi ise oldukça düşük oluyor. Düşük serotonin seviyesinin bireyde depresyona ve agresifliğe neden olduğu bilinir. En çok mısır ve mısır ile yetiştirilen hayvan eti tüketen bölge olan Latin Amerika aynı zamanda depresyonun ve suç oranının da en yüksek olduğu bölge. Sizce de bu bir rastlantıdan öte değil mi! Ayrıca mısır Omega 6 deposu olduğu için, mısır ile beslenen hayvanın etinden yüksek miktarda Omega 6 almış oluyoruz. Bu da vücudumuzda yağlanarak kilo almamız neden oluyor. Görüyor musunuz beslenmenin ne kadar önemli olduğunu, nelere etki edebildiğini! Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız ki biz ne yersek “o”yuz!

 

Gerçek şu ki, doğadan ve doğaldan ne kadar uzaklaşırsak, bir o kadar fazla sağlık problemi ile karşı karşıya kalıyoruz. Her şeyden önce anlamamız gereken gerçek, en değerli varlığımızın sağlımız olduğu ve doymanın gırtlağımızdan geçen lokmanın bize vereceği tattan ibaret olmadığı! İçinde bulunduğumuz süreç ne kadar zor olursa olsun, sahip olduğumuz sorunlarını sağlığımıza zarar verecek şeyler tüketerek çözmeye çalışmamalıyız. Bu çözüm olmayacağı gibi, ileride başka sorunlara da neden olacaktır. Halbuki sağlıklı yaşamı hayat felsefesi haline getirmek yani doğal beslenmek, spor ve meditasyon yapmak uzun dönemde sahip olduğumuz birçok sorunu çözmemize, amaçlarımızı başarmamıza ve gerçek anlamıyla lüks bir hayat sürmemize yardımcı olacaktır. Doğası gereği her problemin çözümü ile birlikte geldiğini unutmamalı ve sağlığımız için gerekli olan değişikliklere yarını beklemeden şimdi başlamalıyız… 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.