Başa Dön

Otelci Bir Aileye Doğmak

Otelci Bir Aileye Doğmak

Okuma süresi 8 dakika

Özel hayatındaki hobileri ve koleksiyonlarıyla dikkat çeken, İstanbul’un ilk Asya misafirperverliğine sahip oteli “Shangri-La Bosphorus Istanbul”un Genel Müdürü, Julian Star Ödüllü TJ Joulak, başarıları ve otel üzerine merak edilenleri MAG Okurlarına özel yanıtladı…

 

Aldığınız eğitimlerden ve yaptığınız çalışmalardan bahsederek başlar mısınız?

Babam çeşitli otellerin yönetim kurulunda yer alan bir yönetici olduğundan çocukluğum otellerde geçti, yani otelci bir aileye doğdum diyebilirim. Otelcilik okuduktan sonra konaklama işletmeciliği üzerine yüksek lisans ve MBA yaptım. Çalışma hayatıma turizm sektöründe başladım. Ardından Tunus’a döndüğümde menkul kıymetler borsasından bir iş teklifi aldım ve daha sonra kısa bir süre Paris’te finans sektöründe üç yıl çalıştım. Sık sık seyahat ettiğim hareketli bir iş hayatım ve Place Vendôme’da bir ofisim olmasına rağmen asıl ait olduğum ve gerçekten keyif aldığım mesleğin otelcilik olduğuna karar verdim. Bu kararın ardından turizm sektörüne geri döndüm. Açılışını yaptığım oteller meslek hayatımda benim için çok kıymetli, bu doğrultuda yirmi beş senedir dört kıtaya yayılmış on bir farklı ülkede ve çeşitli otellerde çalışmalarımı yürütüyorum.

 

Onlarca farklı ülkede çalışmış olmanın size kattıkları neler?

Yaptığımız iş nedeniyle çok fazla ülkede yaşama ve çalışma imkânımız oluyor. Gittiğim yerlerde tanıştığım insanlar ve edindiğim çevre, bana bu sektörün kattığı en büyük değer. Farklı kültürlerin davranış ve geleneklerini öğrenmek, onlara ilgi duymak bir otelci olarak işimizi çok daha iyi yapmamıza olanak sağlıyor ve bu benim de çok üzerinde durduğum bir konu. Toplam on bir ülkede çalıştım ve beş otelin açılışını yaptım; bu deneyimler esnasında birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımı ve ülkelerinin kültürlerini, geleneklerini tanımak mesleğimin en büyük artılarından oldu. Farklı ülkelerde çalışırken daha esnek olmayı ve şartlara adapte olmayı öğrendim. Her ülkede iş hayatının ve sektörümüzün dinamikleri çok farklı; hem bu şartlara adapte olmak hem de dünyanın her yerinden insan biriktirmek benim için paha biçilemez. Bir otel işletmecisi olarak, birçok kültüre hâkim olmanın, işimizin çok büyük bir parçası olduğunu düşünüyorum.

 

Bulunduğunuz noktaya gelene kadar nasıl yollardan geçtiniz?

On dokuz yaşında, St. James’ Court’ta staj yaparken üç kez üst üste ayın çalışanı seçilmiştim. O zamanki genel müdürüm beni ödüllendirmek için ne istediğimi sordu ve ben de her çarşamba çay saati için gelen Lady Diana’ya çay servisi yapmak istediğimi söyledim. Hitap şeklinden, salondan nasıl ayrılmanız gerektiğine kadar dikkat edilmesi gereken sayısız detay vardı ve bu servis için tam iki hafta hazırlanmıştım. Benim için meslek hayatımda çok önemli değeri olan bu anının, bu sektörde mükemmelliğin ve lüksün detaylarda gizli olduğuna dair çok önemli bir örnek olduğuna inanıyorum. Bana göre otelciliğin zorluğu her misafirin lüks ve servis adına farklı beklentilerinin olması. Odak noktada insanın olduğu her işte bu böyle. Misafir beklentilerinin sürekli olarak artması, bizim de yenilikleri takip ederek verdiğimiz servisin kalitesini sürekli arttırmamızı gerektiriyor. Bu sektörde başarılı olmanın yolu ise kesinlikle yaptığınız işten keyif almak ve ekibinizle iyi iletişim kurmaktan geçiyor. Bu başarının altında tabiri caizse işin mutfağına girmek de var. Yani her departmanın işleyişine dair bilgi sahibi olmanız gerekiyor, çünkü ancak o zaman bütünsel bir bakış açısıyla yönetim mümkün oluyor.

 

İstanbul’un sizde uyandırdıklarını, hissettirdiklerini nasıl tanımlarsınız?

Ben kendimi Türkiye’de evimde hissediyorum. Büyük dedem Türk, ben de yarı Tunuslu bir İngiliz olarak Türk tarihine çok aşinayım, Tunus’taki cadde ve okul isimlerinin birçoğu bu muhteşem ülkenin tarihi şahsiyetlerinden geliyor. Hem aile kökenlerim hem de tarihsel ve kültürel bağlarımız nedeniyle burada çok rahat ve mutlu hissediyorum. İstanbul çok dinamik bir şehir, burada sıkılmaya zaman yok. Mimari olarak da Osmanlı tarzından çokça etkilendiğimi söyleyebilirim.

 

Julian Star Ödülü’ne layık görülmek nasıl bir duygu?

Kariyerim boyunca farklı pozisyonlar ve ülkelerde birçok ödüle layık görüldüm. Julian Star Ödülü, tüm otelciler için büyük önem taşır. Bu harika ödüle ve 2022 yılında dünyanın en iyi otelcilerinden biri olma unvanına layık görüldüğüm için gerçekten çok minnettarım. Bu ödül aynı zamanda sürekli olarak öğrenmeye ve gelişmeye devam etmemiz gerektiğini gösteriyor. En iyilerden biri olmak her zaman mutluluk verici, asıl zor kısım ise pozisyonu korumak. Umarım bu başarımızı sayısız ödülle taçlandırırız.

 

Asya misafirperverliği nasıldır?

Markamızın temelini oluşturan Asya misafirperverliğinin temeli aslında tamamen içtenlik. Biz Shangri-La ailesi olarak bu yaklaşımı hem ekip arkadaşlarımıza hem de misafirlerimize sergiliyoruz. Hizmeti sunan kişi olarak ancak siz mutlu ve samimiyseniz bu hissi misafirlerinize yansıtabiliyorsunuz. Asya misafirperverliğinin dünyaca ünlü olmasının başlıca nedeni olan bu samimiyet, Türk misafirperverliği için de geçerli. Dünyanın neresinde olursanız olun, bir Shangri-La oteline gittiğinizde kendinizi evinizde hissedersiniz. Vizyonumuz dahilinde yeni ufuklara öncülük ederek en sevilen otelcilik grubu olmak istiyoruz ve bunu da ancak o içtenlik ve mutluluğu paylaşarak gerçekleştirebiliriz.

 

Boğaz’a karşı olan konumuyla misafirlerini muhteşem bir manzarayla karşılayan Shangri-La Bosphorus’un sundukları neler?

Shangri-La’nın felsefesinde Asya misafirperverliği ve lüks anlayışı ile hizmet vermek var. Shangri-La Bosphorus, Istanbul; zincirin her açıdan en iyi ve en çok öne çıkan otellerinden biri. Ünlü Türk ve Asya misafirperverliklerinin mükemmel bir birleşimi olan otelimiz, markaya anlamını veren “saklı cennet” kavramını misafirlerine yaşatmayı amaçlıyor. Otel; şehrin dokusuyla uyumlu mimarisi, hem Türk hem Asya kültürünü yaşatan dekorasyonu ile dikkat çekiyor. Shangri-La Bosphorus, Istanbul’da bir yandan Boğaz’ın kalbinde olduğunuzu, bir yandan da Asya kültürünün ilhamını hissediyorsunuz. Oteldeki mermer detaylar ve ışıltılı avizeler, ilhamını göz alıcı Dolmabahçe Sarayı’ndan alıyor. Ünlü Türk sanatçıların tabloları, Boğaz’ın renkleri ve yaşam enerjisinin ilhamı ile dizayn edilen CHI, The Spa, Türk motifleri ve ödüllü konsepti ile Çin-Kanton mutfağından lezzetler sunan Shang Palace, Akdeniz ve Asya mutfağı restoranı IST TOO ile Shangri-La Bosphorus, Istanbul; misafirlerine A’dan Z’ye eşsiz bir deneyim yaşatıyor. Shangri-La Bosphorus misafir portföyü BDT ülkeleri, Avrupa ve Orta Doğu pazarlarından İstanbul’un yüksek sosyetesine kadar uzanan üstün hizmet kalitesi ve lüks arayışındaki kişilerden oluşuyor.

 

Özel hayatınızdaki hobilerle de dikkat çekiyorsunuz. İşten geriye kalan zamanlarınızda neler yapmaktan zevk alıyorsunuz?

Eşim ve kızıma ayırdığım zaman benim için çok değerli, ne kadar yoğun bir tempoda olursam olayım, aileme ayırdığım zamandan vazgeçmiyorum. Bunun yanında büyük bir Formula 1 ve futbol hayranı olduğumu söyleyebilirim. Yarışları ve desteklediğim takım Inter Milan’ın maçlarını olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. Eşim ve arkadaşlarım için yemek pişirmeyi çok seviyorum. Aşçılığım, özellikle de İtalyan mutfağından yaptığım yemekler yakın çevrem tarafından hep çok beğenilir. Deniz ürünlü makarna en çok rağbet gören yemeklerimden. Yemek, yıllar içinde benim için bir tutkuya dönüştü, gittiğim ülkenin mutfağından özel tarifleri öğrenmeyi ve denemeyi çok severim.

 

Koleksiyonlarınız neler?

Yemek tariflerinin dışında Inter Milan forması ve saatlere büyük ilgim var. Özenle sakladığım ve daima genişlettiğim bir saat koleksiyonuna sahibim. Saatler benim için gerçek bir tutku ve büyük bir yatırım diyebilirim. Lütfen bunu eşime söylemeyin…

 

Dünyada size en keyif veren yer neresi?

Filipinler’deki Boracay Adası tatil için en çok keyif aldığım yer. Yerel halkla iç içe olabileceğim, yöresel lezzetleri tadabileceğim, huzurlu, rahat ve özel bir servis anlayışı olan yerleri seviyorum.

 

Hayat ve çalışma felsefeniz nedir?

Bu sektörde çalışmaya başladığımdan beri, farklı bakış açılarına açık olmaya ekstra özen gösteriyorum. Her güne yeni bir gün olarak başlıyorum ve önceki günkü olayların o gün işimi etkilemesine izin vermiyorum. Odağında insan olan bir iş yaptığımız için herkesin farklı beklenti ve ihtiyaçlarına uyum sağlamamız gerekiyor. Bu doğrultuda hayat ve çalışma felsefesi olarak kendime her gün söylediğim bir söz var: “Bugün yeni bir şey öğreneceğim ve öğreteceğim, bir misafirin de yüzünün gülmesini sağlayacağım.”

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.