Başa Dön

Entelektüel Güzel; Ebru Güzel

blank

Entelektüel Güzel; Ebru Güzel

Okuma süresi 10 dakika

Çoğu manken podyumlardan setlere ya da sahnelere geçiş yaparken Ebru Güzel farklı bir yol seçerek kendisini eğitime adamış durumda… Antropoloji Doktorası
yapan, köşeye yazıları yazan, hem zeki hem de güzel, güzel olduğu kadar da başarılı bir manken. Adını başarılarıyla duyurmak, bilgi birikimiyle gündemde olmak isteyen Ebru Güzel ile İstanbul Marriott Hotel’de gerçekleştirdiğimiz çekimlerde birbirinden şık kareler çıktı ortaya.

Mankenlikten setlere veya sahnelere geçilirken, siz alışık olmadığımız bir yol seçtiniz ve sosyal antropoloji doktorası yapıyorsunuz. Bu geçiş sürecini anlatır mısınız?
Yol dediniz; hepimiz kendimizi tanıma yolculuğunda değil miyiz? Yaşam öyle bir serüvendir ki, önümüzde sayısız olasılıklar uzar, ancak biz birini seçeriz. Benimki, biraz zor olanı sanırım. Bunda ailemin, hocalarımın, yakın çevremin etkisini yadsıyamam; ancak bireyselliğin rolü büyük. Sosyal antropoloji bir insan bilimidir; kültürleri inceler. Salt Batı merkezli teorileri eleştirir; küreselleşme, ırkçılık, eşitsizlik gibi kavramları irdeler. Yaşama karşı yönelttiğim bir dolu sorum vardı, antropoloji aracılığıyla cevapları bulmaya çalışıyorum diyelim. Ben bilimsel metotlarla ilerlemenin, doğru bir yol olacağı kanısındayım. Bunun en güvenilir yolu eğitim kurumu ve doktora programı değil midir? Yeditepe Antropoloji Bölümü’ne başvurduğum gün, hocalarım iddiaya girmişler “Acaba kaç ay dayanabilecek?” diye. 3 yıl geçti, tüm sınavlarda başarılı bulundum, şu an tez yazıyorum ve “doktor” unvanı almama az kaldı.

Sizin okul için antropoloji doktorasına başvurmak kolay, doktorayı almak zor deniyor. Bahsettiğiniz bu doktora yeterlilik sınavlarını biraz açar mısınız?
Akademik hiyerarşide en zorlusu doktora yeterlilik sınavlarıdır ve üç aşamadan oluşur: “test, yazılı ve sözlü”. Benim için en zoru, sonuncusuydu. Çünkü jüriye, entelektüel seviyenizi ispatlamak zorundasınız. Düşünün ki etnografya, sağlık, tarih, sosyoloji, demografi, feminizm gibi her alandan bir doçent ya da profesör bulunuyor ve ikişer soru yöneltiyor. Bu hayatım boyunca karşılaştığım en çetin jüriydi. Malezya’daki Dünya Güzellik Yarışması’nda, ikincilik ödülünü açıklayan jürinin önündeki sunumdan daha çok heyecanlandım. Çünkü o tarihte (2003) fiziğim, beden duruşum, genel kültür ve kostüm sunumumla değerlendirmeye alınmıştım; şimdi bilgi birikimimle değerlendiriliyordum. Sevgili hocam Prof. Akile Gürsoy’un “Bilim camiasına hoş geldin” konuşması çok etkileyiciydi. Sonrasında Prof. Bozkurt Güvenç’in tez danışmanım olmayı kabul ettiğini belirten “Ebru ciddi bir öğrenci, ciddiyeti hak ediyor” sözleri, ömrümde aldığım en güzel övgüdür. Şimdi kendisiyle “Kültür, Sorun olan Kadın ve Güzellik” başlıklı bir tez yazıyoruz. Her altı ayda bir kurul toplanıyor ve sizi denetliyor, anlayacağınız sınavlar bitmiyor.

Tez için literatür taraması yaptığınızı, yani çok kitap okuduğunuzu biliyoruz. Hedefiniz nedir?
Evet, “Kadın ve Güzellik”le ilgili şimdiye kadar çıkan hemen her kaynağı taramaya çalışıyorum. Bazen günde üç kitap okuduğum oluyor. Okumaya alıştım, ama bunları sayfa üzerinde kurgulamak çok zor! Danışmanım o kadar titiz ve bana o kadar yardımcı oluyor ki, o olmasa kaybolabilirdim. Tabii bu, sevmeseniz yapılacak iş değil. Dizi furyasına kapılıp, niceliksel değerler kazanma şansınız varken, üste para harcayıp, kütüphanelerde yaşamak, göz damarlarınızı çatlatmak, rüyalarınızda kitapların uçuşması, altı gün evden çıkmadan çalışmak ya da şiddetli boyun ağrılarına alışmak hiç kolay değil. Ben çocukluğumdan beri okumayı ve yazmayı seviyorum, zaten ders çalışmayı sevmeyen biri doktora yapamaz. Çok zorlanıyorum, ama bu şikayet gibi algılanmasın. Bir kere çok yararlı bir iş yapıyorum, hem kendim, hem insanlık için. Bu çalışma bitiği zaman, tezi kitap haline dönüştüreceğiz. Bu bölümdeki danışmanım da değerli yazar Mario Levi olacak. Yanlışa düşmemek ve doğru bir iş yapmak için onlara ihtiyacım vardı. Evren o kadar cömert ki, yola çıkana sonsuz olanaklarını sunuveriyor. Yeter ki yola çıkmaya ve yol almaya karar verin.

Teziniz ve gelecekteki kitabınızın konusu kadın sorunu. Aynı zamanda Cumhuriyet Pazar’da kadın hikayeleri yazıyorsunuz, neden bu konuyu seçtiniz?
Aslında yola, kadın sorunu değil, “Güzellik Sorun” başlığıyla çıktık. Bu konuda ilginç olan soyadımın da “Güzel” olması! Benim fikrim değildi, profesör bir arkadaşımın önerisiydi. Biraz araştırınca sorunun boyutlarının farkına vardım. Ne yazık ki güzellik ve uygulamaları kadının nesneleşmesine, ikincilliğinin kamusallaşması, metalaşma sürecinin hızlanmasına bir vasıta. Günümüzde görünüş ve kişilik ayrımı denilen bir ikilik yaratılmış, yani kadınlar sürekli olarak nasıl görüntü verdiğini düşünüyor. Ben kadının metalaşma sürecinin merkezinde bulunmuş biriydim. Hala da mankenlik yapıyor, kadınsı pozlar veriyorum. Paradoks değil mi? İşte kültür burada devreye giriyor, nereye kadar biziz ya da ne kadar başkaları gibi olmaya çalışıyoruz? İnsan çok kompleks bir varlık, kendini bile anlayamıyor. Bir anlamda yaşadıklarımı yazıyorum; iki eksenin en ucundan, dengeyi bulmaya çalışıyorum diyelim. Cumhuriyet’te ise yaşamda kişiliğiyle güzel duran kadınları yazıyorum. Anlatılar üzerinden oluşturduğum kurgularıma, kimi zaman kendimi de katıyorum. Öğrendiklerimi aktarıyor ve okuyucunun kalbine dokunabildiğim ölçüde var olmaya çalışıyorum. Yorumlara bakılırsa fena da yazmıyormuşum hani.

Yaşam haritanız, felsefeniz nedir?
Şu sıralar, Jean P. Satre’ın “Varlık ve Hiçlik” kitabında “olmak” değil; “yapmak” üzerine düşüncelerini sorguluyorum. İşini iyi yaparsan, zaten bir şeyler seni oraya getiriyor. Bazen güvenimi kaybettiğim, öğrendikçe hiçlik seviyesine yakınlaştığım zamanlar oluyor. Tabi oradaki hiçliğin anlamı büyük. Geçenlerde bu güvensizlik duygusunu danışmanımla tartıştık. Bana kendine güven değil, ama bazen yaptığımız şeylerin doğruluğuna ya da geçerliliğine güvenmediğimiz zamanlar yaşayabileceğimizi söyledi. Bilim dediğimiz şey de zaten bu sorularla yapılmakta. Tez komitesinde değerli bilim insanlarından Marmara Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı başkanı Prof. Dr. Mehmet Z. Sungur’a göre, “norm dışı” biriyim. Mankenlerin sahne, set ya da evlilik gibi tercihleri seçtiğini sormuştunuz ya, toplumsal normlar çerçevesinde değerlendirirsek, bireysel şemam burada farklılaşıyor. Kendimi gerçekleştirme amacım ya da yolum, toplumun benden bekledikleri ya da benim topluma uyumsallaşmamın dışında. Çocukluğumdan beri evlilik ya da çocuk doğurma dışında hayallerim vardı. Yaşamımı gözden geçirdiğimde, içimdeki ses sürekli git ve o kapıyı aç diyordu. Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır. Bir Ebru Güzel formatı vardı, o değişiyor. Gericilik yerini sağlamlaştırırken boşa yitirecek zaman yok. Gönlümün ülkesine yelken açtım; kasırgam, korkularımsa yenmek, hüznüm, yalnız yaşamaksa göze almak gerekli. Hayatımda ilk defa ne istediğimi biliyorum ve bu süreçten de çok keyif alıyorum.

Size ne oldu da tren makas değiştirdi ve siz yolunuzdan saptınız? Yaşlanmaktan ve bir gün sevgiyi paylaşacağınız kimseler olmadığında treni kaçırmaktan korkmuyor musunuz?
Korkular bizi var etmez, bilakis aşağı çeker. Yaşam bana doğumumla birlikte sağlık, mutlu bir aile, iyi bir eğitim ve mükemmel bir fizik verdi. Unutulmaması gereken, illa ki yaşama borcumuzu ödeyecek olmamızdır. Rüyadan erken uyandım ve bilinç seviyemi yükseltmek için harekete geçtim. Nasıl mı başladı? 2004 yılında içime bir kor düştü, başarılı bir mankendim, ama doyum noktasında sıfıra döndüğümü hissettim. Ben neydim, kimdim? Bir şeyler yapmalıydım, ikinci bir Ebru’yu yaratma zamanı gelmişti, belki de öz Ebru’yla tanışmalıydım. Bu bana o kadar acı gelmişti ki, eve gelen yardımcımızı bile kıskanır olmuştum. Güç de olsa, kadının bir amacı vardı; çocukları için çalışıyordu ve bu ona yaşam enerjisi veriyordu. Başından beri yol diyoruz ya, işte bu sorular, kimi zaman da korkular, beni kendimi bulmaya yönlendirdi. Çocuklarımız; fantezilerimizden öte varlıklar, onlara yaşam yolculuğunda rehber olamadıktan sonra onları var etmek, kötülük etmekle aynıdır. Trende olduğunuz sürece duraklar bitmez, yeter ki korku tünelinde nefessiz kalmayalım.

Sözlerinizden dünya görüşünüzü sağlam temeller üzerine kurgulamaya özen gösterdiğiniz anlaşılıyor. Türkiye’de kadınların kişiliğini geliştirmesi çok önemli; yolunuz zor ama yaşam molaları da gerekli değil mi? Son olarak ara verdiğiniz zamanlarda, neler yaparak dinleniyorsunuz bizimle paylaşır mısınız?
Dostlarım benim için çok kıymetlidir. Kahve molalarında onların yanında soluğu alırım. Uğurkan Erez sağ olsun, güzel işler olduğunda beni manken arkadaşlarımla buluşturur. Seyahatlerde kadrodaki ilk ismim, torpilliyim yani. “Sütlaç” var; sevgi üreten, akıllı kedim. 8 saat bilgisayar başında kendimi kaybettiğim zamanlarda, hop kucağıma gelir, tüyleriyle beni iyileştirir. Okulda edindiğim güzel bir dost çevrem var; arada toplanır, ev partileri yaparız. Cumhuriyet’e giderim; yazar, yönetim ve çalışan kadrosuyla bilgi paylaşımı yaparız. Cumhuriyet’te ilk yazım çıktığında Ataol Behramoğlu aramıştı, aramıza hoş geldin, yazını çok beğendim diye. İbrahim Yıldız, Ayşe Yıldırım, Aynur, Kürşat Başar, Yekta Kopan, Mario Levi, Evgin Atalay, Gözde Dalan, Yaprak Civelek benim gerçek insanlarım; eleştirileriyle bana destek olan insanlar. Bazen çok bunaldığımda Kaz Dağları’nda Daidalos Otel’e giderim. Bülent ve Selma Koçtaş’la doğa yürüyüşleri yaparız, orası benim ikinci evim. Küçük bir sır; Güre’de Afrodit Termal’de güzellik kürü yapıyorum, cildim beş yaş gençleşiyor. Ayrıca Burhaniye’den aldığım Murat Narin’in Elez Zeytinyağları ve sabunları vazgeçilmezimdir, doğal ürünlerini güvenle kullanıyorum ve çok iyi geliyor. Son olarak MAG Dergisi’ndeki bu “güzel” fotoğraflarımı çeken Onur’a, çekim sırasında keyifli dostluklar kurduğum ve işini başarıyla yapan profesyonel ekibinize teşekkür ediyorum. Kendimi kraliçe gibi hissettim, bu da iyi geldi, belirtmek istedim.

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.