Başa Dön

Yılın En Garip Ayı: Şubat!

blank

Yılın En Garip Ayı: Şubat!

Okuma süresi 7 dakika
Şubat her yönüyle tuhaf bir ay. Bu ay neden diğer aylar gibi 30 ya da 31 gün değil de arada bir 28, bazen de 29 gün oluyor? Bu tuhaflıkları yetmezmiş gibi bir de Sevgililer Günü diye
tuhaf bir güne ev sahipliği yapıp kafamızı karıştırıyor. 29 Şubat doğumlu insanlar dört senede bir doğum günü kutluyor; böyle saçma bir şey olabilir mi? İnsanoğlu aya çıkalı yarım asırı geçecek, biz hala Julius Sezar’ın milattan önce 46.yüzyılda icat ettiği takvimi kullanmakta ısrarcı olursak, olacağı bu. Öylece elimizi yumruk yapıp, parmak eklemlerimizi hangi ay kaç gündü diye “Ocak, Şubat, Mart…” yaparak saymaya devam ederiz.  Şimdi size bu tuhaf hikayeden biraz bahsedeyim.
Ta milattan önce 46.yüzyılda icat edilip de, neredeyse altı bin yıl boyunca kullanılan Jülyen Takvimi, isminden de anlaşılacağı üzere efsanevi Roma İmparatoru Julius Sezar’ın eseri. Güya 16.yüzyılda bu takvim bırakılıp, Gregoryen takvime geçilmiştir ama aslında ufak gün kaymaları dışında günümüzde gözle görülen fazla bir fark yoktur.  O dönem takvim düzenindeki karışıklıkları giderme gereğinden ortaya çıkan Jülyen Takvimi, aslında artık yılları toparlayıp 4 senede bir, bir gün fazla yaşamamız şeklinde uygulanıyor. Açıklamak gerekirse, bir yıl aslında 365.25 gün ama biz 365 günmüş gibi yaşıyoruz. Dört yılda bir, o artan 0.25 günü toplayıp bir gün bonus alıyoruz. Eğer altı ay 30, altı ay 31 gün olacak şekilde düzenlenirse, toplam 366 güne varıyoruz. Bu yüzden, her senenin son ayından bir gün çıkarılıp, gün sayısı 365’e tamamlanıyor. Peki, eskiden takvimin en son ayı hangisi? Evet, bildiniz, Şubat! Böylece aslında 30 gün olan Şubat, artık yıl harici yıllarda 29 güne iniveriyor. Bu değişiklikleri bize bahşeden Julius Sezar, bu kadar uğraşmanın üzerine kendine Temmuz ayını layık görüyor. O gün bu gündür Temmuz, “July” olarak anılıyor! Tamam, buraya kadar her şey oldukça anlaşılabilir. Buradan sonra ise işler karışıyor.
Sezar’ın ölümünden sonra takvim düzeni yine bozuluyor. On iki yıllık karışıklığın üzerine imparator Augustus tekrar eski düzeni getiriyor. Eee koskoca imparator, herhalde sadece vatanın millettin hayrına yapacak değil bu değişikliği; o da çabasının karşılığı olarak bir aya kendi ismini veriyor. Biz de artık Ağustos ayının ismini nereden aldığını biliyoruz! Sadece aya ismini vermekle yetinmeyen Augustus, Julius Sezar’a ait olan Temmuz ayının 31 gün olmasını hazmedemiyor. (Ben de demek isterim ki, sevgili Augustus, neden gidip de 31 gün olan bir ayı seçmedin kendi adını vermek için? Bizim için hayat zorlaşsın diye mi?) Sonunda Augustus diyor ki, çalıvereyim Şubat’tan kendime bir gün, benim ayım da 31 gün olsun. İşte o gün bugündür, Temmuz ve Ağustos birbirini takip eden 31 günlük iki ay, Şubat da garibim, kalmış 28 gün. Bu kadar matematik yeter değil mi? Çok şükür ki, Augustus’tan sonra takvim düzenini daha da çorba edecek bir imparator olmamış. Yüzyıllar önce ayların, günlerin böylece keyfe keder değiştiği zamanlar yaşandığını düşünürsek, çok daha kötü durumda olabilirdik, değil mi? Günümüzde ise binlerce yıldır süregelen bu tuhaflıklara bir Allah’ın kulunun çıkıp da, “Kardeşim delirdiniz mi? Ben neden deli bir imparator yüzünden dört senede bir doğum günü kutlayacakmışım? Geri alıyorum o bir günümü, bundan itibaren de Ağustos 30 gün olacak!” dememesi bence büyük mucize.
Şubat’ın bize ettikleri bununla da kalmaz. Bir de başımıza açtığı Sevgililer Günü vardır. Pardon, aslında yoktur. Çünkü Sevgililer Günü dediğimiz şey aslında rivayete göre “Saint Valentine’s Day”dir. Yani adı Valentine olan Hristiyan bir azizin anılma günüdür. Kökeni Roma Katolik Kilisesi’ne dayanır. (Yukarıda Romalıların başımıza açtığı bir kısım işi görmüştük, bu da bir diğeri.) Çoğu kaynak ise aslında bunun tamamen efsane olduğunu, günümüzdeki romantik aşk kavramıyla zavallı Aziz Valentine arasında hiçbir somut bağlantı olmadığını söyler. Zaten Saint Valentine’s Day 40 yıl kadar önce kilise takviminden de çıkarılmıştır. Her şeyi bir tarafa bırakalım, bizim kültürümüzde ise ne Katolik Kilisesi vardır, ne de aziz. Basitçe söylemek gerekirse, konunun bizimle uzaktan yakından alakası yoktur. Yine de sanki İstanbul’un kurtuluş günüymüşçesine abartılı bir gayretle kutlanır Sevgililer Günü ülkemizde. Artık malesef eğlence kültürümüzün olmazsa olmazı haline gelmiş alışveriş merkezleri her sene kırmızı kalplerle süslenir. Her tarafta hangi alışveriş merkezinin (ennn çok biz para harcayıp, kupon doldurursak) bizi sevgilimizle başbaşa romantik bir Paris seyahatine çıkaracağına dair afişleri görüp dururuz. Toplumsal tutkumuz her şeyi abartmak olduğu için, iki hafta kadar bir süre boyunca kırmızı peluşa, kalp motifli her türlü objeye, kırmızı kadife kutudaki çikolatalara, kırmızı güllere ve üzerinde “Seni Seviyorum” yazan bilimum yumuşak ev eşyasına doyarız. Doymak ne kelime, boğazımıza kadar batarız. Yurtdışında yaşadığım dönemde bile ki Sevgililer Günü onların kültürüne ait bir kutlama olmasına rağmen, böyle abartılı bir gayret görmedim. Yine de şunu belirtmek gerek, bu tüketim çılgınlığına kendini kaptıran bir tek biz değiliz. Her yıl Sevgililer Günü’nde 1 milyar adet tebrik kartı gönderildiği tahmin ediliyor. “Vah zavallı ağaçlar!” demek kalıyor bize!
Evet, illa tamamen kayıtsız kalmak istemiyorsak bile, ne yaptığımızın farkında olmamız gerek. Ben de biliyorum bir tane kırmızı balondan kimseye zarar gelmeyeceğini, bunun sadece hoş bir jest olacağını. Sözüm gidip de normalde yiyeceği bir yemeğe üç katı ödeyerek, sonradan nereye konacağı bir türlü bulunamayan, atsan atılmayan koskoca kalp şekilli, “seni seviyorum”lu yastıklar hediye ederek karşısındakine sevgisini gösterdiğini sananlara. Gerçekten içinizden bir şey yapmak geliyorsa, gidin sevgilinizin yapmak istediği bir şeyi gerçekleştirin, kendi elinizle bir şeyler yapın. Klişelerden klişe beğenip de, elinizde bir buket kırmızı gül ile bir saçma ayıcıkla vazife yerine getirmeyin. Aziz Valentine’in bu hallere yukarıdan nasıl da kahkahalarla gülüyor olabileceğini gözünüzün önüne getirin.
Son birkaç yıldır Sevgililer Günü ile ilgili heyecanlandığım sadece tek bir konu var. O da “Be My Anti-Valentine” isimli sitenin yarattığı harika kartlar. Adından da anlaşılacağı gibi, Sevgililer Günü karşıtı, çok eğlenceli kartlar yapıyorlar. Değişiklik arayanlar isteyenler için iyi bir seçenek olabilir.
Şubat bu sene 28 gün. Sonra baharın habercisi Mart geliyor. Belki de Şubat, kışı iki-üç gün az yaşamamıza sebep olduğu için daha fazla şefkati hak ediyordur. Ayrıca belirtmek isterim ki, çocuk yapacak kişiler bu sene boyunca rahat edebilir, 2012’ye kadar dünyaya 29 Şubat doğumlu bir çocuk getirmek mümkün olmayacak!
Ayşe’nin önerileri:
Kitap: Elias Canetti – Körleşme
Müzik: Isobel Campbell & Mark Lanegan – Deus Ibi Est
Film: Das Weisse Band
Yazar Hakkında /

Yazarımızın kısa özgeçmişi çok yakında burada, sayfamızda olacaktır.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.