Başa Dön

Yaşasın Kötülük

blank

Yaşasın Kötülük

Okuma süresi 11 dakika

Şehrin en “kışkırtıcı” kültür ve sanat etkinliği olan “Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali”ne sayılı günler kaldı. 6 Mayıs’tan itibaren
rengarenk filmler başkentlileri bekliyor.

Bu yıl temasını “kötülük” olarak belirleyen festival, hem toplumsal yaşamda hem de yaşamın bir yansıtıcısı olan sinemada kadınlara atfedilen kötülükleri sorgulayacak, kadınların neden “iffetsiz, dedikoducu, itaatsiz, edepsiz, yuva yıkan” gibi sıfatlarla nitelendiğini tartışacak.

6 – 13 Mayıs 2010 tarihleri arasında 13. kez düzenlenecek olan festivalde, yaklaşık 100 film seyirciyle buluşacak.

Baharla birlikte Ankara’nın havasını değiştirecek olan festival için heyecanlanmaya başlamışken; Uçan Süpürge ekibi ile bir araya gelip, bu yıl kafayı neden “kötülük” ile bozduklarını öğrendik.

Uçan Süpürge kötülüğü nasıl tanımlıyor, yorumluyor?

Bilge TAŞ: Uçan Süpürge, aslında kötülüğün cinsiyetlendirilmesine itiraz ediyor ve bin yıllardır süregelen bir şekilde, kadını kötülüğün kaynağı olarak gösteren eril sistemle yüzleşmek istiyor. Uçan Süpürge olarak bizim asıl sorgulamak istediklerimiz; daha çok biz kadınlar olarak dünyadaki kötülüklerden nasıl etkileniyoruz? Savaşlar, ekonomik buhranlar, emek sömürüsü, cinsel sömürü, küreselleşme… Bunlar bize ne yapıyor? Bu yapılanları anlatmak için sinemayı nasıl ve ne kadar kullanabiliyoruz?

Uğur YÜKSEL: Kötülüğün sinemadaki sunumu da bunlardan farklı bir şey söylemiyor. Kadınlar için yazılan roller, iyi ve kötü olma arasında yaşamaya zorlanan bedensiz varlıklardan ibaret çoğu kez. “İyi” demek fedakar, uslu, uyumlu olmak, iyi anne, iyi eş, iyi kız evlat olmak demekti. Çoğunlukla hak ettikleri mutluluğa kavuşan, olmadı; seyircinin gözünde meleğe dönüşenlerdi onlar. “Kötüler” ise her zaman cezasını çekmeye mahkum kadınlardı; uyumsuz, asi, iffetsiz, muhteris, edepsiz, rahat, özgür, küstah diye damgalanan kadınlar… Kahkahaları ortalığı inleten, aşırı kadınlar… Filmlerde bunlar yalnızca erkeklerin değil, kadınların da sonunu getirirdi. Felaketin sebebi kadından başkası değildi! Festival bu cinsiyetçi temsili reddediyor.

Festivalin bu yılki teması olarak belirlenen “kötülük”, filmlere ve festival etkinliklerine nasıl tezahür edecek?

B.T: Festival; çekici, kışkırtıcı, komik, hüzünlü ya da eğlenceli filmler eşliğinde, “cadı” olmayı seçmiş kadınların hikayelerini seyirciyle buluşturacak. Bu kadınların kimi itaatsiz, kimi azize kimi de katil olarak çıkacak karşımıza. Onları aslında “kötü” yapan şeyleri anlamak da festival seyircisine düşecek.

U.Y: Festivalde Fransa sinemasının en önemli oyuncularından biri olan Isabelle Huppert’e bir bölüm ayrıldı. Huppert’in kötülüğü canlandırmakta ne kadar başarılı ve etkileyici olduğunu biliyoruz. Kötülük temasını kurarken onun farklı filmlerden suretleri de sürekli karşımıza çıkıyordu. Biz de bunlardan ikisini göstereceğiz: Bir Kadın Meselesi ve Seremoni.

Festival seyircisi Uçan Süpürge’nin tartışma yaratan, “rahatsız edici” filmlerine alışkın. Bu yıl bizi neler bekliyor?

U.Y: Bu “rahatsız edici”liği şöyle açıklamamız gerek: Filmleri izlerken bir yüzleşme deneyimi yaşanıyor. Kadınları etiketlere hapseden ve onları ‘kötü’lükle cezalandıran erkek egemen anlayışı rahatsız edecek hikayeler anlatıyor çünkü o filmler. O anlayışla şekillenen toplumu tedirgin ediyor, kendimize ve birbirimize soru sormamızı sağlıyor. Bu politik bir çaba! Kadın yönetmenlerin gözünden kadın arzusu ve cinselliğinin nasıl politikleştiğini örnekleyen bu filmler, yaygın sinemada kadın bedenini kurbanlaştıran, nesneleştiren ve mağdura dönüştüren anlayışı sorgularken, bunu sansür nedeni sayan ahlakçılığı da deşifre ediyor.

Festival kapsamında ne gibi etkinlikler düzenlenecek?

B.T: Bu sene de film sonrası yönetmenlerle söyleşiler, tema kapsamında paneller, yönetmenler eşliğinde atölyelere devam ediyoruz. Yarışmalı bölümün filmlerinden, incelikli bir aşk hikayesi anlatan Sana Bağlandım’ın (Close to You) yönetmeni Almut Getto, geçen senenin en önemli keşiflerinden Kış Sessizliği’yle (Winter Silence) Sonja Wyss ve İstanbul ve Adana’dan sonra en son Ankara Film Festivali’nde de “en iyi film” seçilen Köprüdekiler’le Aslı Özge, gösterimlerin ardından seyirciyle buluşacak. Belgesel sinemanın son dönemdeki en iyi örneklerini getiren Uçan Süpürge, yönetmenleri de konuk edecek. Bunlardan, tek gecelik ilişkilerdeki sınırı sorgulayan filmi Tek Gecelik’le Nancy Schwartzman beden politikaları üzerine bir atölye düzenleyecek. İki Tutam Saç – Dersim’in Kayıp Kızları yine merakla beklenen filmlerden. Ankara galasını yapacak olan filmin yönetmeni Nezahat Gündoğan da gösterimde olacak. Bunlar dışında, Altyazı sinema dergisinin kadın yazarlarının 12 Mayıs’ta yapacağı “Düşümde Bile Günahkarsın” başlıklı panelin de büyük ilgi göreceğini düşünüyoruz.

“Genç Cadı” ödülü için bu yıl da birçok ünlü kadın oyuncu yarışıyor. Bu ödül hangi kriterlere göre veriliyor?

U.Y: Bu ödülü geçen seneden itibaren vermeye başladık. Türkiye sinemasında kadınlara yazılan rollerin yetersizliği ya da politik hatalarla dolu oluşu bizi çok rahatsız ediyordu. Bir yandan bazı roller ve kadın oyuncular vardı ki onların görünürlüğünün sağlanması, desteklenmesi önemliydi. Bu iki ihtiyaç Genç Cadı Ödülü’nü doğurdu. Bu ödülü verirken kadın oyuncunun oyunculuğu kadar, oynadığı rolün yazılmış olması, onun da bunu seçmiş olması asıl kriterimiz oldu. Başrol ya da yardımcı rol ayrımı yapmaksızın festivalden sonraki bir yıl içinde gösterime girmiş filmler değerlendirmeye alınıyor. Akademisyenler, sinema yazarları ve oyunculardan oluşan danışma kurulu üyelerimiz de yılın “Genç Cadı”sını seçiyorlar.

FESTİVALİN 13. YILINDA, MAG’IN 13 TAVSİYESİ

1.    “İtaatsiz kadınlar” için
Sinema tarihinin en rahatsız edici kadın yönetmeni Catherine Breillat’nın 1996 tarihli klasiği Kusursuz Aşk (Perfect Love) yıllar sonra bir kez daha cinselliğin kışkırtıcı sınırlarına davet ediyor seyircisini. Kadın – erkek ilişkisindeki dengeleri sorgulayan film, erkeğin istekleri ve taleplerine itaat etmeyen “Frédérique”i filmin merkezine alıyor ve “romantik aşk” klişesinin arkasında yaşanan acımasız ve yaralayıcı olayları masaya yatırıyor.

2.    Almodóvar’ın çılgın rahibeleri
Whoopi Goldberg’den daha “çılgın rahibe”ler görmek istiyorsanız sizi Pedro Almodóvar’ın Karanlık Arzular’ına (Dark Habits, 1984) davet ediyoruz. Sevgilisinin yüksek dozda eroinden ölümüne tanık olduğu ve suçlanmaktan korktuğu için kaçan şarkıcı Yolanda Bell’in manastıra saklanmasını anlatan bu çılgın komedi, her zaman olduğu gibi yönetmenin fetiş oyuncularından geçilmiyor: Carmen Maura, Cecilia Roth ve Marisa Paredes etkileyici oyunculuklarıyla bizi bizden alıyor…

3.    Uyarıyoruz!
Bu sene festivalin en tartışma yaratacak filmi kesinlikle bu: Düz Beni! (Fuck Me, 2000) Toplumla son bağlarını tecavüze uğradıktan sonra hepten koparan iki kadının birlikte çıktıkları, dönüşü olmayan bir yolculuğu anlatan filme gidecekleri şimdiden uyaralım. Bilinçli olarak porno estetiğini kullanan film, gösterime girdiğinde Fransa’da olay yaratmış, önce “16 yaşından küçükler izleyemez” kaydıyla denetimden geçerek ticari gösterime girmiş ancak aşırı sağcı bir sivil toplum örgütü üyelerinin toplu dilekçesi üzerine mahkeme kararıyla porno filmlere verilen “X-reytingi”ne maruz bırakılmıştı.

4.    Huppert kötülüğünün dayanılmaz çekiciliği
Festival, kötülüğün beyazperdedeki en kusursuz temsilcisi Isabelle Huppert’i 4 filmiyle birden ağırlıyor. Bunlardan ikisi Yeni Dalga’nın ustalarından Claude Chabrol’a ait… Ustanın klasiklerinden Bir Kadın Meselesi (Une Affaire de Femmes),  Fransa’da idam edilen son kadının gerçek yaşam öyküsünü anlatırken, kürtaj hakkı üzerine de etkileyici sözler söylüyor. “Seremoni” ise “Polisiye edebiyatın kraliçesi” sayılan Ruth Rendell’ın ‘Taştan Hüküm’ (A Judgement in Stone) adlı kitabından uyarlama… Michael Haneke’nin Ölümcül Oyunlar’ını (Funny Games, 1997) da etkileyen bu film, Venedik Film Festivali’nde kadın oyuncuları Isabelle Huppert ve Sandrine Bonnaire’e hak ettikleri ödülü de getirmişti.

5.    Seks olmadan bir yıl nasıl geçer?
Avustralyalı ünlü canlandırmacı Sarah Watt’ın ikinci kurmaca uzun filmi Seks Olmadan Bir Yılım (My Year Without Sex, 2009), bir hastalık sonucu seks yapması doktorlarca yasaklanan Natali’nin çevresinde geçiyor. Komediyle hüznü bir araya getirmeyi başaran Watt’ın filmi, Avustralyalı Yönetmenler Birliği’nce de ödüllendirilmişti.

6.    Keşfedin!
Farklı tatlar arayanlar için birebir: Hollandalı video sanatçısı Sonja Wyss’in görsel sunumu ve deneysel anlatımıyla festivaldeki filmlerden ayrılan filmi Kış Sessizliği (Winter Silence, 2009), İsviçre’nin karlı dağlarında bir kulübede geçiyor ve beş kadının masalsı hikayesini anlatıyor.

7.    Şiir aslında nedir?
Avustralyalı ünlü kadın yönetmen Jane Campion’ın son filmi Parlak Yıldız (Bright Star, 2009), ünlü İngiliz şairi John Keats’in portresini sevgilisi Fanny Brawne’ın gözüyle yeniden çizerken; aşkı en saf, en duru haliyle anlatan ve aşka özlem duyuran bir başyapıt! “Dokunuşun hafızası”nı kullanarak kumaşlarla, kedilerle, kelebeklerle, mevsimlerle, çiçeklerle ve öpücüklerle tenimize; şiirle ve ölümle ruhlarımıza dokunan Campion, ‘şiir’in ne olduğu sorusuna da yeni bir gözle bakmamızı sağlıyor.

8.    Cinsellik canlanıyor
Festivalin “Retrospektif” bölümü bu sene, canlandırma sinemasının önemli isimlerinden Signe Baumane’ye ayrılmış. 1964 doğumlu Letonyalı yönetmen Baumane’nin cinselliği dert edinen filmlerinin hepsi de birbirinden güzel ve kışkırtıcı! Bunlar arasında kocasından göremediği ilgiyi elektrikli süpürgede bulan bir kadını anlatan Natasha (Natasha, 2001) ve kadın-erkek cinselliğini alaya alan bol ödüllü Memenin Seks Zaferi’nin (Teat Beat of Sex, 2008) kaçırılmaması tavsiye olunur.

9.    Kadın gözünden şiddet
Türkiye’de, “En İyi Yabancı Film” dalında Oscar da aldığı Antonia’nın Yazgısı (Antonia’s Line, 1995) filmiyle tanınan Hollandalı feminist yönetmen Marleen Gorris’in ikinci kurmaca uzun filmi Kırık Aynalar (Broken Mirrors, 1984), bir seri cinayet hikayesi anlatıyor. Gösterime girdiğinde şiddeti görselleştirmesinin ayrımcılık yarattığı eleştirileriyle karşılanan film, aynı zamanda seks işçiliğini derinlemesine çözümlemesiyle de Gorris’in en radikal filmlerden biri sayılıyor.

10.    ‘Piyano’ yeniden
Bu yıl PEN Türkiye Merkezi’ne üye kadın yazarlar arasında yapılan “En sevdiğiniz ‘kadın filmleri’ nelerdir?” konulu soruşturmadan seçilen iki film, festival programında gösterilecek. Bunlardan, Jane Campion klasiği Piyano’yu (The Piano, 1993) yıllar sonra yeniden sinemada izlemek heyecan verici olacak. Campion, tanımadığı bir erkekle evlenen Ada’nın, dokuz yaşındaki kızı ve piyanosuyla birlikte Yeni Zelanda’ya gelişini ve kocasına karşı en büyük tutkusu olan piyanoyu savunuşunu anlattığı bu filmle, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye alan ilk kadın yönetmen, Oscar’larda da aday olan ikinci kadın yönetmen olarak sinema tarihine geçmişti.

11.    Esra Erol’la İzdivaç!
Doğa Kılcıoğlu’nun Türkiye televizyonlarında gündüz kuşağının en çok izlenen programlarından biri olan “Esra Erol’la İzdivaç” programının kamera arkası ve önünde olup bitenleri anlattığı belgeseli Kamerayla İzdivaç (2009), evlilik programlarının insanlar için nasıl bir umut(suzluk) yarattığını anlatıyor. Bir yandan ciddi bir medya eleştirisi ve sosyolojik çözümleme yapan Kılcıoğlu, bu senenin en iyi Türk yapımı belgesellerinden birine imzasını atıyor.

12.    Porno çekmek o kadar kolay mı?
Yıllar sonra yeniden görüşen iki eski arkadaş bir partide sarhoş olup “sanat için” amatör bir porno film yarışmasına katılmaya karar verirler. Ayılıp kendilerine geldiklerinde pişman olsalar da sözlerinden dönmeyi erkekliklerine yediremedikleri için filmi çekmekte ısrar ederler. Ama bu o kadar kolay olmayacaktır. Amerikalı yönetmen Lynn Shelton’ın geçen senenin en çok konuşulan bağımsızlarından Gel Porno Çevirelim (Humpday, 2009) heteroseksüel erkeklerin homofobileriyle dalgasını geçerken, erkekliğin hayatlarımıza nasıl engeller getirdiğini traji-komik bir dille anlatıyor.

13.    En güzel yaş 40’tır!
Gazeteci, yazar Tuluhan Tekelioğlu’nun 40 yaşını kutladığı projesi 40’ında 40 Kadın (2010), İstanbul’un farklı semtlerinden 40 kadının öyküsünü bir araya getiriyor ve 40 yaş eşiğinin kadınlar için ne ifade ettiğini kadınlardan dinliyor.

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: