Başa Dön

Tek Kişilik Bir Ordu Nadire İçkale

Tek Kişilik Bir Ordu Nadire İçkale

Okuma süresi 12 dakika

Oscar törenlerinden Kraliçe’nin davetlerine, Beyaz Saray’dan Mandela ile tanışmasına kadar dünyadaki her şeyi yaşamış… Elizabeth Taylor ve Sophia Loren’le yarışıp onları geçebilecek güzellikte bir kadın… Babası çok varlıklı olmasına rağmen küçükken mutlu olmak için değil çok güçlü olmak için dua edermiş… Çünkü en sevdiği şey insanların hayatlarına dokunmak ve onlara yardım etmekmiş… Okulda yemek alması için annesinin verdiği harçlığı kapının önündeki insanlara dağıtıp akşama kadar aç dolaşırmış ve bugün ise binlerce öğrencinin okuduğu okulları var… Tek başına şantiyelerde çalışarak geçirilen bir gençlik ve bugün sahibi olduğu otellerden biri olan Spice Otel Belek, Ortadoğu’nun en güzel spası ödülüne sahip… Çocuklarına aşık bir anne… Sürekli okuyor… Şu sıra Zerzevan Kalesi ve yeni keşfedilen Mithras Tapınağı’nın tanıtımını çok önemsiyor… En büyük hayali çok aşık olduğu Diyarbakır’da kendi adına bir okul daha açmak… Yakından tanıyınca kalbinin iyiliğinin ve kocaman yeşil gözlerinin etkisinden çıkamayacağınız hem içten hem dıştan güzel bir insan… Tek başına bir ordu gücündeki Nadire İçkale’nin başarılarla dolu ilginç hayatını tüm samimiyeti ile röportajımızda okuyacaksınız…

 

Gerçekten filmi çekilecek bir hayatınız olmuş… 

Bana hayatımı senaryolaştırmak için teklifler geldi, kabul etmedim. Hayatımı benden daha iyi kimse oynayamaz. Özel hayatımdır, yaşadıklarımı ben biliyorum. Biz zaten bu dünyaya geliyoruz, yazılmış bir senaryoyu kendimiz olarak oynuyoruz. Yerimiz ve rolümüz bittiği zaman kulise çekiliyoruz.

 

Sizin gibi çok başarılı, özellikle de pek çoğunu tek başına yapmış insanlar ülkemizde ve dünyada kadınlara, genç kızlara bir yansıma yapıyor. Aştığınız problemlerden, uyguladığınız yöntemlerden kendilerine örnek alıyorlar.

Bu yolda çığır açmak, peşinden sürüklemek gibi…

Dürüst bir yapıya sahibim. Hep doğru yolda yürümeyi tercih ettim. Herhangi bir kitap yazmadan ve bir yerde oynamadan yaşanmışlıklarımla çok insana örnek olduğuma inanıyorum. Üniversiteler, ticaret odaları ve rotaryenler beni konuşmacı olarak alırlar. Bana “Siz bunları nasıl başardınız?” diye sorduklarında ben de “Yaşanmış olan şeyler insanın kaderi olmakla beraber kendi gayreti ve aklıyla devam eder. Başarı, akıl artı tarz artı şanstır. Şans da çok önemli.” diyorum.

 

Torunlarınıza neler öğütlersiniz?

Akıllı ve dikkatli olun derim. Beş tane torunum var.. Onlara verebileceğiniz en güzel hediye mutlu olmayı öğretmektir. İnançlarının güçlü olması için çabalıyorum. Hayattan örnekler veriyorum ve mutlaka iki tane de lisan öğrenmelerini istiyorum…

 

Siz çok güçlü ve yardımsever bir kadınsınız. Daha çok insanın hayatına iyilik yönünde dokunabilmenin önemli güç merkezlerinden biri politika. Politikaya girmeyi düşündünüz mü?

Asla düşünmedim. Çok teklif ve ısrar oldu ama politika bana göre değil. Politikanın latince karşılığı çok yüzlü demek. Bense çok doğal biriyim. Farz edelim ki politikaya girdim, oy almak için insanlara size iş bulacağım diyeceğim… Bulamadığımda ne olacak? Neden yalan söyleyeyim? İnsanlara elimden geldiği kadar iyilik yapmaya gayret ediyorum. Mutlu olduğum şeyler; insanlara maddi, manevi destekte bulunmak, görmediğim yerleri görmek, birilerini evlendirmek ve yeni doğan çocuklara isim koymak…

 

Bu kadar büyük işleri duygusallıkla başarmak çok yıpratıcı bir süreç olmuyor mu? Akılla duyguyu nasıl bir arada yönetiyorsunuz?

Yıpratıcı değil. İnsanlara üç hak veririm. O üç hata hakkını da kullanırlarsa onurlarını kırmadan kendi yoluma yürürüm. İnsanları tartarken şöyle bir ölçüm vardır; bakıyorum yüzde elli civarında alt yapısı iyi ise ona zaman ve emek veririm. Ama altında ise onunla uğraşmam. Sevgim ve zamanım değerlidir. Egoist insanları sevmiyorum. Bencil insanlarla dost bile olamıyorum. İnsanı insan yapan etrafındaki insanlara fayda sağlamaktır.

 

Akıl aldığınız insanlar oluyor mu?

Her zaman istişare ederim. Çok iyi biliyorum diyen insan hiçbir şey bilmiyordur, el elden üstündür. Akıl hocam ablam Neşe’dir. Çocuklarım da çok akıllıdır, oğlum İTÜ, öbür oğlum Londra, kızım Bilkent mezunu ve üçer lisan konuşurlar. Onlara ve inşaatı iyi bilen abilerime danışırım. Eskiden Üzeyir Garih’e çok danışırdım. Kocamı ve beni çok severdi ve bana Nadire sen çok iyi bir talebesin derdi.

İlk kitaplarını bana gönderirdi. Eşim vefat ettiği gün, bana çok yön ve çok büyük emek verdi. Ailesi de benim için çok kıymetlidir. Kendisi de, hayatımın mihenk taşlarından biridir.

 

Yakın zamanda iş insanı Ali Şen ve turizmci Ahu Aysal uzay turizmi için bir girişimde bulundular. Sizin turizm konusunda öngörüleriniz neler, dünyayı aşıp uzaya doğru evrilir mi?

Ahu Aysal benim çok yakın arkadaşımdır. Benim teknolojiye pek aklım ermez. Trilyon verseler uzaya gitmem. Dönüp dönmeyeceğim belli olmaz. Yapacak çok işlerim var. Macerayı çok severim ama dünya coğrafyasını gezerim. İlgi alanım felsefe, edebiyat ve dindir. Altmış yedi tane ülke gördüm. Hindistan’ı çok severim. Başbakanı Modi bize gelip kaldı, onunla güzel bir dostluğumuz var. Korona biterse ilk gideceğim yer Kırım ve Gürcistan olacak. Diyarbakır Vakfı’nın ikinci başkanıyım. Seyahatler yaparak öğrencilerimize fon oluşturuyoruz. Hindistan’a, Çin’e, Malta’ya, Fiyortlar’a, Kudus’e ve Umre’ye tur yaptım. Gelirleri Güneydoğu’da okuyan çocuklarımıza gidiyor. Bugüne kadar on sekiz bin yedi yüz altmış tane öğrenciyi üniversiteden mezun ettik. Özellikle kızların eğitimine çok önem veriyorum. Kızları iyi yetiştirirsek, onların yetiştireceği evlatlar da ülkemize, dünyaya faydalı olacaktır.

 

Zerzevan Kalesi Ve Mithras Tapınağı

Ankara’da Turan Güneş ve Almanya’dan liyakat madalyası almış Arkeolog Profesör Sedat Alp komşumdu. Çıkan kitaplarından hep bana verirdi. Bu okumalarımdan sanat tarihine, arkeolojiye büyük merakım var. En çok ilgilendiğim konu Zerzevan Kalesi ve Mithras Tapınağı. Zerzevan Kalesi Asur döneminde M.Ö. 280’e kadar uzanıyor. M.S. 3. yüzyılda Doğu Roma döneminde askerlerin inşa ettiği en son askeri garnizon. Mithras Tapınağı Tapınak Şövalyeleri’nin yetiştiği yer. Çok büyük eziyetler çekerek yetiştiriliyorlar… Mithras Tapınağı nedeniyle Diyarbakır çok fazla itibar görmeye başladı. Rockefeller ve Rothschildler gizli olarak özel uçaklarla geldiler.

 

Zerzevan Kalesi Urfa’daki Göbeklitepe kadar önemli ve bizim bunları tanıtmamız lazım. Ben okuyucularımızdan şunu rica ediyorum, lütfen Avrupa’ya gittiğiniz kadar Güneydoğu’ya da gidin. Biz Güneydoğulular yeri gelir aç gezeriz ama misafirimize en güzel yemeği ikram ederiz. Bu alışkanlığı biz otelimize adapte ederek gelen misafirleri en güzel şekilde ağırlamaya çalışıyoruz.

 

Benim Diyarbakır’a olan aşkım bir kara sevdadır.

Ziya Gökalp’lerin, Süleyman Nazif’lerin, Sıtkı Tarancı’ların ve Ahmet Arif’lerin yetiştiği bu memlekette hiç kimse bugüne kadar diyarla bakırı ayırmamış. İlk defa ben ayırdım kızımın adı Diyar…

 

Meşhur Kına Geceleri’nden bahseder misiniz?

Kına Geceleri tekrar yapılmaya kızım Diyar’la başladı… Asla asimile olmadım. Kültürümü hep devam ettirdim. Artık hiç kına gecesi yapılmıyordu… Yeniden yapılmaya kızım Diyar’la başladı. İstanbul’ dan Çiğdem Simavi, Berna Toker, Lili Garih… Üç yüz kadar cemiyette ağırlığı olan arkadaşım geldi. Çiğdem Simavi dünyayı gezmiş olmasına rağmen, hayatımda bu kadar güzel bir kına gecesi görmedim dedi. İşte 2004’ten sonra kına gecesi yeniden moda oldu. Kızıma hatim düğünü yaptım. Çocuklarıma ve torunlarıma örf ve adetimi aktarıyorum. Doğu ve batı senteziyim.

 

Spice Otel olağanüstü büyük ve lüks bir otel.

Kuruluşu nasıl oldu?

2006’dan beri otelimizi işletiyoruz. Oğlum inşaat mühendisi. Damadım Birol Gültekin çok iyi bir mimardır. Gelenler buranın bir ruhu olduğunu söylerler. Artık zaman değişti, sadece mimarinin güzel olması yetmiyor. Ekolojik tarım yapmaya başladık, kendi sebzemizi kendimiz yetiştiriyoruz. Tavuk yetiştiriyoruz. Nar ağacı bahçelerimiz var. Nar ekşisi yapıyorum, meyve ağaçlarından reçeller yapıyorum. Turizmde zamana uyup misafirleri eğlendireceksiniz de… Anadolu Ateşi ile anlaştık mesela. Kendi otelim olduğu için söylemiyorum gece gösterilerimiz Broadway gösterisi gibidir. Antalya zaten bir cennettir. Bergama Kralı Attalos; bana yeryüzündeki cenneti bulun demiş ve komutanı gelip burayı bulmuş. Antalya ismi de bu kralın adından gelir.

 

Plajımız mavi bayraktır. En büyük cephesi olan otel de zamanında bize rastladı. Ankara’daki otelimizden de tecrübemiz vardı. Şu an Ankara’da farklı otellerdeki on yedi tane müdür hep benim yetiştirdiğim çocuklardır. Nasipse yeni projelerimiz de var.

 

Oteliniz konsept bir otel ve her restoranın mutfağı ayrı güzel ve her şey müthiş lezzetli. Mutfağa siz mi giriyorsunuz?

Mutfağa ben giriyorum. Bazen aşçılara öğretiyorum bazen ben öğreniyorum. Mesela İtalyan Mutfağı’nı çok bilmem, öğreniyorum. Biz Güneydoğulu kadınlar güzel yemek yaparız. Beş yüz kişilik pilav pişiriyorum ve iddia ediyorum hiç kimse Türkiye’de benim kadar güzel pilav yapamaz. En güzel yaptığım yemekler kaburga dolması, perdeli pilav, sumaklı kuru dolma, çerkez tavuğu… Ayrıca çok güzel baklava açarım.

 

Nadire İçkale’nin bir günü nasıl geçer? Uyku düzeni, güzellik, kozmetik, spor rutinleri nelerdir?

Sabah erken kalkıyorum. Her gün yedi buçuk saat uyumam lazım yoksa huysuz oluyorum. Yoga severim, yürümeye çalışırım. İddialı bir kadın olmamla beraber bu sene havlu atıyorum ve yaşlandığımı kabul ediyorum. Artık günde üç saat çalışıyorum. Bazen sabah hiçbir şey yemem öğlen ile birleştiririm. Çok su içerim, bir tabak meyve yerim. Az et yiyorum. C ve D vitamini alırım. Her gün aldığım dokuz ilaç var. Sonra telefonun başına oturup, iş taksimi yapar ve ailemle konuşurum. Kim hasta, kimin ne derdi var, kim bir şey rica etti o işlerime bakarım. Sevdiklerime örgü örerim, çiçek tanzimleri yaparım. Yazın yüzüyorum. Kendime dikkat ederim. Yine annemin bir sözünü söyleyeyim; kızım saçına, cildine, kilona dikkat et. Yetmiş beş yaşına kadar güzel kadın olursun. İnsanlara iyilik yapmaktan çok büyük keyif alıyorum. O beni çok mutlu ediyor.

 

Çok hoş bir kadınsınız, Nadire Hanım. Bunun iyi tarafları kadar zorlukları da olmuştur hayatınızda…

Bazen insanlar birilerinin yükselmesini istemiyor ve bunu zaman zaman yaşadım. Fakat onlara daha fazla iyilik yaptım ve kendi tarafıma kazandım. Yanımdaki zaten yanımdadır ama karşımdakini yanıma alabilmek önemlidir. Kıymetli bir abim “Nadire seni tanıdıktan sonra güzelliğin arka sıralara gidiyor, daha önemli özelliklerin var öne çıkan mesela en kısa arkadaşlıkların bile yirmi senelik, sen dostlarını hiç bırakmamışsın” demişti. Benim için vefa çok önemli.

Özgün bir tarzınız var ve her zaman şıksınız. Beğendiğiniz modacılar kimler?

Eşim çok bonkör bir adamdı, çok seyahat ederdik. Lüks yaşamayı severdi. Ölene kadar kırk iki kez Londra’ya gittiğimizi saydım ve saymayı bıraktım. O sağken etikete bile bakma huyum yoktu. Çalışmaya başlayınca her şeyin etiketine bakmaya başladım. Zaman içerisinde olgunlaştım. Siz şahsiyetinizle toplumda bir yer edinmelisiniz. Çantayla, arabayla, ev ile toplumda değeriniz olmaz.

 

Şehriban İpek Türkiye’nin Elie Saab’ıdır.

Özel kıyafetlerimi Şehriban İpek dikiyor. Dikişi çok güzeldir, muhteşem bir kadındır. Önceden Nur Yerlitaş’ı çok severdim. Nur derdi ki, “ben eskiden sadece sanatçılara dikerdim, Nadire’den sonra İstanbul cemiyetine dikmeye başladım.” Şehriban İpek, Cemil İpekçi, Cengiz Abazoğlu’nu çok severim. Kırmızı ve gri giymem, bana yakışmıyor. Yeşili tercih ederim çünkü gözlerimin ortaya çıktığına inanıyorum. Esasında benim tarzım Elie Saab’tır.

 

Kendinizi eleştirir misiniz? Kendinizde sevdiğiniz ve sevmediğiniz özellikleriniz nelerdir?

 

Hayat İnsanı Yumuşak Bir Metal Gibi Büker.

Kendimi çok eleştiririm; iyi niyetliyimdir, önce hep başkalarını düşünürüm, iyi ahlaklıyımdır, hoş görülüyümdür ama bu bir yere kadar sonra patlayabiliyorum. İnsanları birleştiriciyimdir.

Üzeyir Garih kızım en güzel işler sosyal yaşantı içinde bağlanır derdi. İstanbul’ da kimse kimseyi birbiriyle tanıştırmıyor. En kötü tarafım sabırsızımdır ama hayat beni terbiye etti Başıma öyle işler verdi ki sabretmeyi öğretti. Hayat öyle şeylerle karşılaştırıyor ki böyle bir yumuşak metal gibi sizi büküyor. Çok katı olmamak lazım. Ben bunu yapamam dememeli çünkü size bel bağlayanlar ve evlatlarınız için her şeyi yapabiliyorsunuz. Çok aceleciyim. Bana bir şey söyleyin hemen gerçekleştiririm. Merhametliyimdir. Çok kızınca keser atarım. Sevdiğimi çok severim. Bu kadar inançlı biri olarak daha yumuşak olmam gerektiğine inanıyorum ve her sene bir huyumu değiştiriyorum.

Yazar Hakkında /

Yazarımız Sinem Yıldırım kısa özgeçmişi kısa bir süre içinde sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: