Başa Dön

Son Günlerde Neler Yapmalı?

blank

Son Günlerde Neler Yapmalı?

Okuma süresi 6 dakika

Harika bir Çarşamba sabahı… Güneşli ve ferah… Çok mutlu uyanıyorum, bir o kadar da huzurlu… Haziran’ın yani yaz başlangıcının vermiş olduğu bir heyecanla başlıyorum güne. İlk randevum sevgili arkadaşım moda tasarımcısı Özlem Süer ile hem sabah kahvemizi içeceğiz hem de yeni devraldığım harika bir TRT projesi ile ilgili görüşeceğiz. Hazırlanıp yola koyulduktan kısa bir süre sonra varıyorum Özlem’in ofisine. Aslında ofis demek pek rahatlatmıyor içimi, nedenine gelince burası ofisten çok daha fazla tasarım ruhu ile donanmış bir kale. Cevat Paşa’nın tarihi köşkünde yer alıyor Özlem’in ofis ve showroom’u. (Nişantaşı Amerikan Hastanesi’nin hemen arka sokağında yer alıyor Cevat Paşa’nın Köşkü, köklü bir tarihi var; elbette ki tarihi kısmına girmiyorum, merak edenleriniz internetten araştırabilirsiniz.)

Her zamanki gibi güler yüzü ile karşılıyor beni Özlem’in asistanı ve toplantı salonuna alıyor. Özlem’i beklerken gözüm her zamanki gibi yeni bitirip rafa koyduğu tasarımlarına takılıyor. Ellerimi sürmesem, dokunmasam içim rahat etmez. Her biri ile temasa geçiyorum, tenimi okşuyor kullanılan kumaşların hepsi. Bir yandan da en sevdiğim müzik türü olan lounge müzik eşlik ediyor tasarımlar arasındaki yolculuğuma. Tasarımların büyüsü ile kendimden geçmişken yetişiyor Özlem  ve o müthiş enerjisi ile karşılıyor beni “Hoş geldin!” diyerek. Kahvelerimizi içerken koyu bir sohbete dalıyoruz, konu konuyu açıyor konuştukça yeni projeler üretiyoruz, fikir alışverişi yapıyoruz. Hepsinden öte mekan öyle çok etkiliyor ki beni, zamanın nasıl akıp gittiğinin farkına varamıyorum ta ki asistanım arayıp bir sonraki görüşmemi hatırlatana kadar. “Özlem Süer House” böyle bir mekan işte beni kendimden geçiren, hepsinden öte Özlem’in güzel sohbeti ile beni etkileyen. Gerçi konuşmamız sırasında Özlem’in artık burada cafe hizmeti de veriyoruz dediği andan itibaren ışıldıyor gözlerim, burayı daha sık ziyaret edebilmek adına fırsat bulduğumu düşünmem ile…

Bu yaz kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum, mutlak suretle uğramanız gereken bir mekan; “Oezlem’s Bistrott”. Nişantaşı’nda ağaçlar arasında yer alan bu tarihi köşkte Özlem Süer kalitesini kahvenizi yudumlarken hissettiğiniz an ne demek istediğimi çok daha iyi anlayıp bana hak vereceksiniz…

SEDEF ÇALARKAN HER YERDE
İş yoğunluğumdan ötürü değil evimde televizyon izlemek; duş alıp uyumak, üstümü değiştirmek dışında pek fazla vakit geçiremiyorum açıkçası. Ama ben de her Türk gibi “Aşkı Memnu”nun Kanal D’ de yayınlanan bölümlerini kaçırmamak adına Perşembe akşamları hemen eve kaçıyorum. Şimdi yazının bu kısmında yer alan başlık ile pek bağdaştıramayacaksınız muhtemelen girişte yazdıklarımı. Daha fazla uzatmanın anlamı yok konuya giriyorum.

Hemen hemen her bölüm, dikkatimi çekiyor Kıvanç’ın (Tatlıtuğ) üstündeki t-shirtler. Nasıl çekmesin?! Hepsi de Sedef’in müthiş zevk ürünü, tasarlayıp hayata geçirdiği Osmanlı motifleri ve sultanlarının görsellerinin kullanıldığı, “Mutlaka benim de olmalı!” dedirtecek cinsten.

En sonunda dayanamıyorum Sedef’in Nişantaşı Reasürans Çarşısı’nda yer alan mağazasında alıyorum soluğu. Harika bir butik burası. Köklü tarihimizin bir yansıması olan Osmanlı motifleri’nin çok sade ama doğru orantılı kullanıldığı. Zaten mağaza dekorasyonunda da çok fazla detaya gerek duymamış Sedef Çalarkan. Çünkü tasarımlar yeterince insanın içini gıcıklıyor. Benim de içim gıcıklanıyor fazlasıyla, hemen karıştırmaya başlıyorum rafları didik didik. Bu arada Sedef’e yeni projesi olan TAV (Atatürk Havalimanı Dış Hatlar’ın işletmesini yürüten şirket) ortaklığını soruyorum. Heyecanla anlatıyor, yakın bir zaman önce dış hatlar duty free’de yer alan “Bazaar”da satılmaya başlamış Sedef’in t-shirtleri. Satışların ne kadar fazla olduğu Sedef’in benimle sohbeti sırasından sürekli telefonların gelmesinden de belli… Yeni siparişler geliyor, geldikçe de çok mutlu oluyor. “İlginin olacağını tahmin ediyordum ama bu kadar çabuk ve de yabancılar tarafından bu denli hızlı bir şekilde ilgi göreceğini tahmin etmiyordum.” diyor. Bu arada yeni bir marka ile de anlaşmış Sedef; “Yakında Türk Kahvesi’ni de benim tasarladığım fincanlardan içeceksiniz.” diyor.
Ve hemen arkasından yeni projelerinden birini daha anlatıyor ve bakalım arkasından daha neler gelecek diye merakla bekliyorum… Çapa’nın (İzzet Çapa) Akaretler’de müdavimlerinin hizmetine sunduğu yeni incisi Joke Perestroyka’da da satılacak özel tasarlanmış “Sedef Çalarkan&Joke Perestroyka t-shirtleri”… Ben özellikle iki kadın kalçasının cömertçe sergilendiği tasarımına bayıldım Sedef’in. Eminim siz de sahip olmak için hızlı davranacaksınız çünkü sınırlı sayıda satışa sunulacak tüm bu t-shirtler. Sedef’in bu yıl hayatımıza çok daha fazla girdiği açıkça ortada, bakalım bizleri başka hangi yollar ile fethedecek.

VE BU YAZA GİRERKEN İLGİMİ ÇEKENLER

GÜNEŞLİ BİR YAZ, GÜNEŞSİZ BRONZLUK
Uzun yıllardır bilirim; Ezel ve Nesrin Sürer kardeşlerin güzellik anlamında sektöre kattıklarını… 1986’dan beri Bağdat Caddesi’nde hizmet verdikten sonra Nişantaşı’nda yeni açtıkları güzellik merkezleri “ENES BIO ESTETİK CENTER”da  Türkiye’de ilk kez uyguladıkları hizmetin bilgisi düştü mailime ve ilgimi çekti:

Oksijen basınç yöntemiyle bir saat içerisinde kalıcı bronzluk elde ediliyormuş. Hem de hiçbir kimyasal yönteme başvurmadan!

Telefon açıp öğrendim ki bu hizmet bayanların yanı sıra biz beyler için de geçerliymiş. Bu da demek oluyor ki bu yaz, beachlerden önce hepimiz soluğu Nişantaşı’nda alacağız…
BEN DE O PASTADAN İSTERİM
En anlamlı günlerden biri olmasına karşın genelde düğünlere katılmaktan çekinirim hep. Nedenine gelince seremoniler pek bana göre değildir… Hele gelin ve damadın pasta kesmek için eziyete girdikleri, sonrasında da hep eksik servis edilen pasta ikramları… Sanırım artık hepimiz bu utanç verici durumdan mahrum kalıyoruz. Bu sıkıntının farkına varmış olacaklar ki “CİKARE”nin kurucuları; Gamze Aktan ve Güniz Danver harekete geçmişler, ne mi yapmışlar? Görüntüsü harika, servisi hem çok şık hem de çok kolay lezzetli pasta tasarımlarına imza atmışlar. Benim en çok 2009 için tasarladıkları taze kır çiçeklerinin yer aldığı “Kır Rüyası” ilgimi çekti. Tadı da muhteşem!

HAKKASAN TERAS VE DIM SUM
Londra’nın en bilinen Çin restoranlarındandır, Hakkasan. Türkiye şubesini ilk açtığı zaman en çok sevinen isimlerden biri oldum. Çünkü Çinliler’in meşhur böreği “Dim Sum”u Çin dışında en iyi burada yapıyorlar. Siz yazıyı okurken Hakkasan Teras açılışını yapmış, ben bir kez daha uğramış, “Dim Sum”umu yemiş olacağım.  Benden söylemesi: Hakkasan zengin mönüsüne yepyeni lezzetler eklemiş!

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: