Başa Dön

Sinem Yıldırım: “Gerçek Çılgınlık, Hiçbir Şey Yapmamaktır” Hayri Dağlı

Sinem Yıldırım: “Gerçek Çılgınlık, Hiçbir Şey Yapmamaktır” Hayri Dağlı

Okuma süresi 13 dakika

Bazı görevler nasıl farklıysa onları yapacak farklı insanlar da vardır. Diğerlerinden çok farklı insanlar… Uluslararası Kalkınma ve Çevre Derneği – IDEA Universal kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hayri Dağlı, kurduğu yüz yirmi beş akıllı köyle iki yüz elli bin insanın hayatını kalıcı bir şekilde pozitife çevirdi. Yakında on yeni akıllı köy daha katılacak bu sayıya. Türkiye, Afrika ve Asya’nın en dezavantajlı coğrafyaları, hayat vermek için hedefindeki faaliyet alanları. Afrika’ya bir milyon meyve ağacı dikecekler. Doğa Derneği ile birlikte Türkiye’de Kadim Üretim Havzaları/SEPLS Anlayışının Yaygınlaştırılması Projesi’ni hayata geçirdiler. Geçen yaz yangın çıkan yerlere giderek hayvan barınakları yaptılar…

Jules Verne ve coğrafya ansiklopedileri okuyarak büyüyen Hayri Dağlı’nın bu son derece ilginç olan hayat hikâyesini okuyacağınız röportajımızın yanı sıra  @ideauniversal profilinden, İDEAlist e-bültenlerinden daha yoğun görsele ve içeriğe ulaşabilir ve ideauniversal.org adresine üye olarak tüm faaliyetlerini takip edebilirsiniz.

 

Kendinizden, eğitimlerinizden, çocukluğunuzdan ve aile yapınızdan bahsedelim lütfen…

Orta gelirli bir ailenin ilk çocuğuyum. Babamın, gazete kuponlarını biriktirerek aldığı Jules Verne kitapları ve coğrafya ansiklopedilerinin içinde geçti çocukluğum. İlk o kitapların sayfalarında keşfetmeye başladım yeryüzünü. Bir çocuk merakı ile başlayan yeryüzünü anlama hevesi sonrasında coğrafya bölümüne girmemi sağlayacaktı. Dokuz Eylül Üniversitesinde Coğrafya bölümünü okurken bir sırt çantalı gezgin olarak dünyanın uzak bölgelerine seyahatler düzenlemeye başladım. Mezun olduktan sonra, sürdürülebilir kalkınma üzerine yüksek lisansımı tamamlamak için İsveç’e yerleştim. Eğitim ve seyahatlerim devam ederken Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası gibi kuruluşların projelerinde yer almaya başladım. Bir gün İsveç’teki okulumun duvarında bir söze rastladım. Karl Marx’ın “Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir.” sözüydü. Üzerine günlerce düşündüm. Belki de bu söz beni dönüşüm yolculuğum için harekete geçiren güç olacaktı.

Pek çok röportajda bahsettiniz lakin burada da anlatmak icap edecek. Bu yol, önünüze ne zaman ve nasıl açıldı?

2014 yılında sırt çantalı bir gezgin olarak, Kilimanjaro Dağı’na tırmanmak üzere Tanzanya’ya gittim. Dağ tırmanışını tamamladıktan sonra ilk durağım, ülkenin kuzeyindeki Masai kabilesi ve diğer eşitlikçi toplumların da yaşadığı Serengeti coğrafyası oldu. Yemek istemek için durakladığım Mta Kbu Mwta adında bir Masai köyünün sakinleri beni tanrı misafiri olarak gördü ve evlerini açtı. Serengeti Millî Parkı’nın eteklerindeki bu yoksul köyün benim yaşamımı kökten dönüştüreceği aklımdan dahi geçmemişti. Köydeki yokluk öyle böyle bir yokluk değil. Köyün çıplak ayaklı çocukları, “ugali” ismini verdikleri bir tas mısır lapasını bulduklarında kendilerini şanslı hissediyor. En yakın sağlık ocağı arabayla beş ya da altı saat uzakta. Doğumlar geleneksel yöntemlerle yapılıyor. Müdahalenin gerekmesi durumunda köyde araba olmadığı için sağlık ocağına erişim şansı yok. Hem yetersiz beslendikleri hem de sağlık hizmetlerine erişemedikleri için çocuk ölümleri yüksek. Köyde gezinirken, bir Afrika elması ağacı altında, ilkel yöntemlerle yapılmış bir sınıf olduğunu fark ettim. Hasta olan gönüllü yerel öğretmen bir aydır gelemiyormuş. Durumu fark edince çocuklara benimle etkinlik yapmak isteyip istemediklerini sordum. Hep bir ağızdan Swahili dilinde elbette anlamına gelen “kwa kweli” dediler.

Üç gün boyunca, etraflarındaki vahşi hayvanların tanınmasından İngilizce’ye, hijyenden, hastalıklardan korunmaya birçok etkinlik yaptık. Onlar bana Afrika masalları anlattı, bense onlara Anadolu masalları. Üç günün sonunda kız çocuklarının büyük çoğunluğunun etkinliklere gelmediğini fark ettim. Nedenini sorduğumda ise, kız çocuklarının su taşımaktan derse zamanlarının kalmadığı cevabını verdiler.

Aynı gün, Fatima adında, yedi yaşında, dünyalar tatlısı bir kız çocuğu ile tanıştım. İki yıl önce köye bir gezici hemşire gelmiş. Onunla tanıştığı günden beri, büyüyünce hemşire olma hayalleri kuruyormuş. Kendisine suyu nereden getirdiğini sordum. İki saat uzaktaki su birikintisinden getirdiğini söyledi. Ertesi gün Fatima’nın her gün yaptığı bu yolculuğuna katıldım. Çıplak ayaklarla yaptığımız iki saatlik yürüyüşün ardından su kaynağına ulaştık. İçindeki kurtçukların ve parazitlerin gözle görülebildiği, çamur renginde bir suydu. Bölgede yaşayan yabani hayvanlar da buradan su içiyormuş. Öyle bir su ki, içinde bulunduğumuz yüzyılda böyle bir suyun hâlâ içilebiliyor olduğunu anlamak ve bunu kabul etmek mümkün değil. Yeryüzünün bir tarafında Mars’a gitmek tartışılırken diğer tarafında böyle bir suyun milyonlarca insan tarafından içiliyor olmasına inanmak güç. Fatima birkaç gün sonra bu sudan dolayı hasta oldu. Yüksek ateş yüzünden akan boncuk boncuk terlerini gören, onun bu hikâyesine tanık olan hiç kimse yaşamına eskisi gibi devam edemezdi. Geçen her gün, her dakika, Fatima ve onun gibi milyonlarca çocuğun bu hikâyesini duymayan ve bilmeyen insanlar adına bir utançtı, çünkü Şehrâzâd’ın birinci masalının sırları bize, insanlığın yaptığı her eylem kadar yapmadığından da sorumlu olduğunu fısıldıyordu.

Geri dönme vakti gelmişti. Karmaşık duygularla İstanbul’a döndüm. Yaşam benim önüme iki seçenek sunuyordu: Konforlu olanı seçip bu hikâyeyi hiç yaşamamış gibi devam etmek; zor olanı seçip tüm tehlikeleri ve eve tekrar dönmeme olasılığını da göze alarak yola çıkmak. Zor olanı seçtim. Yeryüzünün bir yerinde gülümsememe ihtiyaç duyan bir çocuk varsa, benim yerimde kalmam mümkün olamazdı. İlk işim, işimden istifa etmek oldu. Moda’daki evimin eşyalarını, ihtiyacı olan öğrencilere dağıttım. Kredi kartlarımı ve tüm üyeliklerimi iptal ettim. Tüm mal varlığımı bir sırt çantasına sığacak kadar küçülttüm. Tek yöne bilet alarak çocukluk hayalim olan Afrika’ya doğru yola çıktım. Artık yeryüzü evimdi. Artık yeryüzü sevgilimdi. Etrafımdaki herkes yaptığımın çılgınlık olduğunu, dersimi alıp geri dönmek zorunda kalacağımı söylüyordu. Ben de ısrarla “Gerçek çılgınlık, hiçbir şey yapmamaktır.” cevabını veriyordum.

 Tam olarak yaptığınız işler neler, nerede çalışıyorsunuz, amacınız nedir?

IDEA Universal’ı daha iyi, adil ve barışçıl bir yeryüzü hayalini gerçekleştirmek için kurduk. Kimsenin yardıma ihtiyaç duymadığı bir yeryüzü düşlüyoruz ve bu düş için tutkuyla çalışıyoruz. İnsanlığın su, gıda, enerji ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarının sürdürülebilir ve doğa ile uyumlu biçimde karşılanması için yenilikçi, bütüncül, bilimsel ve etkili programlar yürütüyoruz. Çok iyi biliyoruz ki aşırı yoksulluk, su ve açlık sorunu yardım kültürü ile değil ancak bütüncül bir yaklaşımla kalıcı olarak çözülebilir. Bu noktadan hareketle Birleşmiş Milletler tarafından da ilgiyle karşılanan “Akıllı Köyler” modelini geliştirdik. “Akıllı Köyler” en yoksul köylerdeki su, gıda, enerji ve gelir sorununu bütüncül ve inovatif şekilde çözen, sürdürülebilir bir kalkınma modeli. Dünyada ilk kez bir sivil toplum kuruluşu, dört temel sorunu entegre şekilde çözen, güneş enerjisini temele alan bir modeli geliştirdi ve uyguladı. Halihazırda yüz otuz beş köyde bu modeli tamamladık ve on beş tane köyde daha çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dünyadan birçok farklı kuruluş, akıllı köylerimize çalışma ziyareti gerçekleştirmek için bizimle iletişime geçiyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile entegre şekilde geliştirilen model; sondajların açılması, güneş enerjisini kullanarak her eve çeşmelerden Dünya Sağlık Örgütü standartlarında su sağlanması, köylere tarım bahçesi ve sulama sistemleri kurulması, biyolojik tohum destekleri, tohum bankacılığı ve sürdürülebilir tarım eğitimleri, her eve günde on beş saat güneş enerjisi sağlanması gibi süreçleri içeriyor. Bunları yaptığımızda köylerin kendi kendine yeter konuma geldiğini görüyoruz. Doğa ile insan arasındaki bozulmuş kadim ilişkiyi onararak, yok etmeden nasıl bir gelecek istediğimizi birlikte tasarlıyoruz. Aslında doğa kendi içinde her şeyin çözümünü sunuyor. Biz o, kadim insan ve doğa ilişkisini onardığımızda her şey değişiyor. İçme suyu ve tarımda sulamayı; tohum bankacılığı, permakültür pratikleri, yağmur suyu toplama yöntemleri, doğal gübre yapımı gibi eğitimlerle birleştirdiğimizde o düşlediğimiz kendine yeten köyü ortaya çıkarmış oluyoruz. Yaptığımız ölçme değerlendirmede kadınların yüzde doksan altısı, kurduğumuz bahçeden elde ettikleri gelirin çoğunluğunu çocukların eğitimine harcıyor. Yani kadına fırsat verdiğimizde bir nesle fırsat veriyoruz demektir. 2022’de iki yüz elli bin kişinin su, gıda, enerji ve eğitim sorunlarını sürdürülebilir şekilde çözmüşüz. Bizim mutluluk kaynağımız işte bu.

Akıllı köylerde günlük yaşam, önce ve sonra olarak nasıl değişiyor?

Dünyada sekiz yüz beş milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor. Bizim çalıştığımız köyler, bu insanların yaşadığı köyler. Yetersiz beslenmeyi bir kenara koyun, günde bir öğün pirince dahi düzenli ulaşamayan insanlar var. Yirmi birinci yüzyılda bu kabul edilemez bir durum. İşte biz bu köyleri uzun araştırmalar sonucu buluyoruz ve oralarda kalıcı dönüşümü yaratıyoruz. Bir köye içme suyunu modern şekilde sağladığımızda, bahçeler kurup sulama sistemi ile donattığımızda, bunu da sürdürülebilir tarım ve permakültür tasarımı, doğal gübre yapımı, tohum saklama gibi eğitimlerle desteklediğimizde her şey değişiyor. Su taşımakla geçen zaman, okula ve tarlada üretime ayrılıyor. Bahçelerden alınan verim artıyor. Verim artışı demek ek gelir demek, pirincin yanına ek gıda demek, açlığın azalması demek. Aslında temiz su ve gıda; insanlara, kendilerini aşırı yoksulluktan çıkarmak için fırsat sunuyor. Biz de tam olarak bunu istiyoruz. Kirli su veya sürekli karbonhidrattan karnı şişmiş, sağlığı bozulmuş çocukların sağlıklarına kavuştuklarını gözlemliyoruz. Ayrıca verdiğimiz güneş kitleri sayesinde mum ya da gaz yağına bağımlılıkları azalıyor. Yangın riski düşüyor. Cep telefonlarını şarj etmek için kasabaya gitme derdinden kurtuluyorlar.

Sizin, bu gibi işleri yapan diğer oluşumlardan farklarınız neler?

Uluslararası Kalkınma ve Çevre Derneği – IDEA Universal olarak tek seferlik yardımların çok geçici, adeta “yara bandı” çözümler olduğunu düşünüyoruz. Projelerimizde kendi kendine yetebilmeyi sağlayıp kalıcı kalkınmayı hedefliyoruz. Bir köyü akıllı köye dönüştürdüğümüzde çevre köylerle beraber yaklaşık iki bin insanın su, gıda ve enerji sorunu kalıcı şekilde çözülmüş oluyor. Projelerimizi hayata geçirirken sık sık köylülerle buluşup dostlarımızın hayallerini, düşüncelerini dinliyoruz. Onlar planlama, uygulama ve sürdürülebilirlik süreçlerini bizzat yürütüyorlar. Böylelikle bizim geçerken uğramadığımızı, onlarla tek yürek olduğumuzu biliyorlar. Onlarla beraber proje gerçekleştirmek için orada olduğumuzu hissettiriyoruz. Bir de dernek olarak şeffaflık ilkemizi vurgulamak isterim. Bağışçılarımızın katkı sağladığı projeler ideauniversal.org sitemizdeki “Etki Haritası” bölümünden kolaylıkla incelenebiliyor. Oraya tıklayıp isminizi girerek bağışınızın nerede hangi projede kullanıldığı ve kaç kişiye hizmet verdiğini takip edebiliyorsunuz. Projeleri sadece yapıp bırakmıyoruz, on yıl süreyle takibini de yapıyoruz. Bir sorun olduğunda saha koordinatörlerimiz kolayca müdahale ediyor.

Sıradaki hedefleriniz neler? Bir limitiniz var mı?

Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz yüz otuz beş akıllı köyümüzle iki yüz elli bin insanın yaşamını kalıcı olarak dönüştürdük. Tabii hayalimizde dünyanın tüm yardıma ihtiyaç duyan coğrafyalarında bu dönüşümü yaratmak var. Afrika Gıda Ormanları (Afrika için 1 Milyon Meyve Ağacı) projesi de bizim için çok önemli.  Gıda ormanları ile ilk hedefimiz bölge halkına ve canlılara besin sağlamak, doğanın gelişimine katkıda bulunmak. Bunların devamında sürdürülebilirliği sağlamak açısından bölge halkının gelir elde etmesini hedefliyoruz. Afrika, Asya ve Türkiye’ye ek olarak en dezavantajlı coğrafyalarda da faaliyet göstermek istiyoruz. Gelecek vizyonumuzda ihtiyaç duyulan her yere ulaşmak var.

Sizce dünya neden böyle?

Maalesef dünyada pek çok konuda adaletsizlik var ancak, pandemi bu adaletsizliği daha da ortaya çıkardı. Afrika aşıya ulaşamadı, halen daha ikinci doz aşılarına ulaşamamış bölgeler var. İklim değişikliğine bağlı olarak su ve gıda krizi derinleşiyor.

Sadece uzak coğrafyalarda değil, kendi ülkemizde bile su stresi yaşanıyor. Tüm bunlara bir de savaşlar eklenince tablo gitgide karardı! Biz sivil toplum kuruluşları bir yerlerde çözümler, kaynaklar bulmaya çalışırken, bir başka yerde şehirler yıkılıyor, insanlar zorunlu göçe maruz bırakılıyor. İnanılır gibi değil! Bu sebeplerden dolayı artık herkesin dünyayla ilgili üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Şu an, madden ve manen nelere ihtiyacınız var?

IDEA Universal olarak çok büyük bir aileyiz, hem destekçi hem gönüllü sayımızı daha da artırmak istiyoruz. Büyük markalarla bir araya gelip dezavantajlı coğrafyalarda hayata geçirdiğimiz akıllı köy projelerimizi daha da yaygınlaştırmak istiyoruz. “Afrika’da 1 Milyon Meyve Ağacı” projemizi büyütmek istiyoruz.

Yazar Hakkında /

Ankara doğumlu olan Sinem Yıldırım; ilk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Çeşitli dizi ve yapımlarda yer almıştır. İki kız çocuğu annesidir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: