© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Herkül, Olimpos Dağı’ndan İstanbul’ a İndi

Herkül, Olimpos Dağı’ndan İstanbul’ a İndi

Okuma süresi 9 dakika

Onun ilk eserini bundan yaklaşık iki sene önce Contemporary’de görmüştüm. Işıl ışıl parlıyordu ve çok güçlüydü. Ellerinde altından boks eldivenleri vardı ve vücudu tüm güzelliği ve haşmetiyle çok çekici görünüyordu. İnsanlar o heykelle fotoğraf çektirmek için etrafını sarmıştı. Herkül’dü o, mitolojik bir Tanrı olan Herkül.

Ben de dahil olmak üzere bir sonraki sene aynı sergide elinde bir telefon olan bu heykelle selfie çektirmişti yüzlerce insan.

Fiziki ve moral gücün ve simgesi Herakles ya da Hercules. Babası Tanrı Zeus annesi ise yarı tanrı yarı insan olan bir kraliçe olan,  son derece güçlü ve hayatı boyunca Tanrıça Hera’nın zalim oyunlarıyla baş etmek zorunda kalan bu cesur varlık, Sayın Emre Yusufi’ nin bazen yüzerken, bazen barmenlik yaparken bazen de uyurken çeşitli eserleriyle günümüze adeta Olimpos Dağı’ndan İstanbula indi ve şimdi de başta Venedik Bienali olmak üzere tüm dünyaya doğru yola çıkıyor.

Yakın zamanda Londra’ da “YUSUFY” isimli bir markayı hayata geçiren genç sanatçımızın eserleri sayesinde Herkül’ü mekanlarda, insanların üzerinde hatta seramik takımlarda, kısaca hayatımızın içinde her yerde göreceğiz bundan sonra. Kendisine uğur getiren bu tanrının girdiği her mekana, insana ve MAG okurlarına güç getirmesini ve sanatçımız Emre Yusufi’nin tüm dünya çapında adının söylendiğinde eserlerinin, eserleri görüldüğünde de adının hatırlanmasını diliyorum.

1.Lütfen çocukluğunuzdan bahsediniz bize. Aileniz, okullarınız, Bugününüzü etkileyen kişiler kimlerdi? Olaylar ve yerler nelerdi?

Kesinlikle özgür bir çocuk olduğumu söyleyebilirim. Sanatın içinde doğdum bir bakıma. Babam aynı benim olduğum gibi aynı okuldan mezun grafik sanatçısı, reklamcı ve müzisyen. Annem ise sanat tarihi mezunu galerici ve küratör. Ben de aralarında odasının duvarlarını boyama özgürlüğü olan bir çocuk. İlköğretim hayatım çok da parlak geçmedi. Uyum sağlayamadım müfredata sanırım. Tüm analitik ders defterlerimin arkaları çizimlerimle dolup taşıyordu. Zaten eğitim sisteminin ilköğretim safhasında ileride sanatla uğraşan bir çocuğa nasıl davranılması gerektiğini bilen yok. Sonrası daha iyi gitti. Önce kısa bir Floransa maceram oldu. Academia Italiana Sanat Okulu’nda bir yarı dönem resim eğitimi aldım. Dönemin şartlarında o şehirde kalmadım ama koluma altın bir bilezik taktım diyebilirim. Floransa’dan sonra o dönemde en parlak ve güçlü zamanını yaşayan Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatlar bölümüne girdim. İyi bir öğrenci oldum. Daha sonrasında iş hayatı ve reklamcılık başladı. Bir iki deneme sonrası şimdi kurucusu da olduğum “Lemonade” reklam ajansında sanat yönetmenliği yaptım. İş hayatının yoğun temposundan biraz uzak kalmak için ve okulu özlediğim için Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar’da Grafik Sanatlar yüksek lisansı yaptım.

2.Sizi ilk Herkül heykelleriyle tanıdık. Peki bundan önce ne yapıyordunuz, nerelerde nasıl bir iş hayatınız vardı? İş hayatınızda hangi basamaklardan geçtiniz?

Sıfırdan neredeyse sıfır müşteri ve toplamda 3 kişiyle kurulan bir reklam ajansımız vardı. İşini çok titizle yapan ama çok küçük bir ekiptik. Ben bu ekibe dahil olmadan önce serbest olarak grafik tasarım işleri yapıyordum. Şimdiki ortağım ve ajansın başkanı Deniz Tokcan beni aradı bir gün ve yanına çağırdı. Karşı masasına oturdum ve oturuş o oldu… 13 yıl oldu biz LEMONADE’i kuralı ve şu an ulusal ve uluslararası orta ve büyük çapta markalara hizmet veren bünyesinde 20 kişinin çalıştığı bir ajans halini aldı. Tabii süreç oldukça sancılıydı. Reklam ajansı her ne kadar çok havalı bir isim olsa da iş akışı içinde hiç de havalı olmayan ne olaylar yaşanıyor. O zamanlar daha genç olmanın verdiği bir güçle kaldırabiliyorsunuz sanırım. Şimdilerde ise kendimi oldukça soyutladım reklamdan. O zaman yaptıklarımı yapamazdım.

3.Şu anda heykelleriniz dışında dahil olduğunuz başka sektörler var mı, varsa nelerdir bunlar?

Bir marka kurma aşamasındayım. Bu yazı yayımlandığı zaman kurulmuş olacak. Bu bir tasarım markası. İsmi “Yusufy”. Kendi soyadımdan türemiş bir marka. İlk işleri ise sweatshirt ve t-shirt satışları olacak. Tamamen benim grafik tasarımcı akademik bilgimi ve zevklerimi konuşturduğum, sanatımla ilgili ama tam da sanatım gibi gözükmeyen fakat aynı zamanda bana ait olduğu belli olan bir çizgisi var. Marka Londra’da kuruluyor ve dünyaya satışı oradan gerçekleşecek. Her şey oldukça limitli olacak. İlerleyen zamanlarda ev tekstili, tabak ve kahve takımlarını da tasarlayacağım.

4.Mitolojiye büyük ilgim vardır benim, o kadar ki çocuklarımın adlarını dahi mitolojiden seçtim. Siz de ilk işinizde mitolojik bir tanrı seçtiniz. Pek çok tanrı ve tanrıça arasında neden Herkül’ ü seçtiniz?

Herkül seçimi biraz yaşadığım tecrübeler sonucu aldığım ilhamdan çıktı diyebilirim. En büyük tecrübelerden biri de şüphesiz Floransa’da geçirdiğim zaman olsa gerek. Sanat hayatımı şekillendiren tecrübe ve izlenimler orada yaşandı. Gün geldiğinde sanat yapmaya karar verip eşsiz bir fikirle çıkmak istediğimde sanırım o yıllara döndü düşüncelerim ve ilhamı oradan aldım. Aklımdaki şey öncelikle fikirsel zıtlıktı. Durağan bir nesneyi oldukça hareketli bir ortamda görmek keyifli olur diyordum. Bir heykelden daha durağan ve aynı zamanda insani formda başka bir nesne yoktu. Dahası insani formdaki bir heykel bizim yapabildiğimiz her şeyi de yapabilecekti. İnsani heykel fikrini olgunlaştırdıktan sonra kimi konu alacağımı düşünmeye başladım. Birkaç noktadan Herkül’ e geldim. Öncelikle insan hayatına adapte edeceğim bir tanrı olsun, öyle bir tanrı olsun ki yarısı zaten insan olsun. İçinde insan olmaya karşı merak olsun. İmrensin. Aynı zamanda gücü simgelesin diye düşündüm. Güç öyle bir şey ki hem parasal hem görsel anlamda yadsınamaz yumuşak karnımız. Bu kriterlerin hepsine uyan tanrı Herkül’ dü ve seçimimi ondan yana yaptım. Şans getirdi diyebilirim.

5.İlham aldığınız, kendinizi doldurduğunuz noktalar nelerdir?

Ben ilham almakla şunu söylerim hep. İlham almak için önce tecrübe yaşamanız gerekir. Tecrübe her türlüdür. Orada olmak, izlemek, koklamak, konuşmak kısacası; hayatla kesilmeyen sürekli bir iletişimde olmak gerekir. Çok iyi bir gözlemci olmak lazım gerçekten. Bütün bu yaşananların sonunda doğru zamanda doğru dosyayı beyninizin rafından çekersiniz ve işte ilham odur zaten. Ben sabah kalkıp gece gözümü kapatana kadar yaşadığım her basit gündelik konunun bana dönüp bir gün, bir konuda ilham verebileceği bilinci ile yaşıyorum.

6.Genç bir sanatçısınız. Aile hayatınızdan bahsedelim biraz… Evli misiniz çocuklarınız var mı? Varsa ya da ilerde olursa onların da bir sanat dalıyla uğraşmalarını ister misiniz? Ve onları yönlendirir misiniz?

38 yaşındayım ve nerdeyse 39 oldum. Evli değilim. Buna kapalı da değilim ama bir şekilde zamana bıraktığım ve doğru insanı beklediğim bir konu. İleride çocuklarım olursa önce serbest bırakacağım ve yönlendirici olmayacağım. Sadece spor konusunda bir yönlendirmem olabilir çünkü spor hayat kurtarıyor. Sonrasını yaşar görürüz…

7.Sanatseverleri kasıp kavuran ve çok değişik tasarımları olan Herkül’den önce neler yapıyordunuz?

İlk Herkül ile başlamadım. Dönemsel etkilenmelerim, ilgi ve teknik becerilerim doğrultusunda bir takım ön koleksiyonlarım da oldu. Daha çok grafik sanatlar etkisinden daha resimsel işlere yöneldim. Daha önceki çalışmalarım salt grafik tasarımlar ve fotomanüplasyonlardı. Sonralarında çektiğim portre fotoğraflarını resimlere dönüştürdüm, daha sonra hayvanlarla bir takım çalışmalar yaptım. Ve son olarak Herkül’ e başladım. Her dönemde her işin belli bir etkisi oluyor. Etkileri ve tepkileri doğru gözlemleyerek nerede kalmanız ya da nereyi geliştirmeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Benim için en büyük tepki Herkül’de olduğu için ona yoğunlaştım. Comtemporary 2016’ da ilk sergimin ardından oluşan yoğun ilgi, bana bazı yurt dışı galerilerinde de bulunma fırsatı verdiği gibi ilerlememi sağladı. Her platformda ve neredeyse her coğrafyada güzel tepkiler aldım ve yönümü bu şekilde belirledim.

8.Sizce Türkiye’de sanat ve sanatçı evrensel ölçeğin neresinde?

Üzülerek söylemek gerekirse çok tanınmıyoruz. Dünya çapında tanınırlık zaten zor ama belli bir oranda tanınmış olanlar ise çoktan beyin göçünü yapmış.

9.Yakın gelecekteki plan ve projeleriniz neler? Sırada neler var?

Öncelikle uluslararası yüksek bilinirliği ve gücü olan bir galeri ile global bir sergileme içinde bulunmak, Venedik Bienali’nde işlerimin sergilenmesini sağlamak, önemli bir müze sanatçısı olmak ve sürekliliği olacak şekilde önemli fuarların bir parçası olmak var diyebilirim.

10.En büyük hayaliniz nedir?

Dünyada adımın söylendiğinde işimin, işimin gösterildiğinde de adımın akla gelmesi.

11.Sanatın bu boyutuyla ilgilenecek gençlere neler tavsiye edersiniz?

Gençlere en büyük tavsiyem “Cesaret”. İkincisi “Sürdürebilirlik”. Üçüncüsü “İstikrar”. Cesaretle ve kendilerine dürüst olarak en özgün fikri bulmak için bol çalışma ve deneme yapmak lazım. Bulduğunuzda zaten bileceksiniz çünkü onun aynı zamanda sürdürebilir olduğunu da fark edeceksiniz. Bu çok önemli. Daldan dala atlamak bana çok doğru gelmemiştir. Bir fikir doğurgan olmalı. Öyleyse size ait ve özgündür. Doğurgan bu fikri bulduktan sonra geriye istikrarlı bir şekilde bunu devam ettirmek kalıyor. Tekrara düşmeden sıkılmadan aynı çerçeve içinde hep yeniyi sunmak için çok çalışmak gerek.

12.Sizce sanat pahalı mı

Sanatın pahası biraz spekülatif. Bu da normal çünkü çok dinamik var. Sanatçının kimliğinden,  cv’ sine, oradan yaşına, yaşından tekniğine, sonra materyaline kadar değişkenin olduğu bir durum. Fakat her ne olursa olsun sanatçının işi zor çünkü lüks tüketimin de üstünde bir yerde duruyor. Kesilecekler listesinin bence en başında.

Yazar Hakkında /

Yazarımız Sinem Yıldırım kısa özgeçmişi kısa bir süre içinde sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: