Başa Dön

Hayata Bir De Diğer Açıdan Bakın ve Gökkuşağı Gibi Gülümseyin!

blank

Hayata Bir De Diğer Açıdan Bakın ve Gökkuşağı Gibi Gülümseyin!

Okuma süresi 7 dakika

Yazımın başlığını okuduğunuz anda, benim diyetisyenliğe soyunduğumu sanmış olabilirsiniz. Bu yazıda size ne yiyip yemeyeceğinizden bahsetmeyeceğim. Farklı bir bakış açısı sunarak konulara değinecek ve sağlıklı kilonuza ulaşmanın mutluluğunu yaşamanıza yardım edeceğim. Eğer isterseniz ve seçerseniz tabii ki... Keyifle okumanız ve içselleştirerek kendi serüveninize atılabilmeniz dileğiyle başlıyorum.

Arkadaşlarla bir araya geldiğimizde, konuştuğumuz konuların başında “kilolar ve ne yemeli ne yememeli?” konusu gelir. Fiziksel değişimler göze ilk çarpan detaylardır. Neden fazla kilolardan yakınırız ve nasıl baş ederiz?

İnsan deyince aklıma öncelikle, “düşünebilen varlık” olması özelliği geliyor. Düşünen, duygulanan ve davranışlarıyla soyut kavramları somutlaştırabilen özel bir varlıktan bahsedeceğim öncelikle size.

Zihnimizde dolaşan düşünceler, duygularımızla yarı somut hale gelirler. Fiziksel bedende davranışlar olarak dış dünyaya yansırlar. Çevremizdeki insanlara davranışlarına bakarak sıfatlar veririz. Güzel insan, çirkin huylu gibi. Aslında derinlemesine baktığımızda, sıfatlandırdığımız kişinin başka başka özelliklerinin de farkına varırız. Tek bir özellikle o insanı bir yere koymakla haksızlık yapabiliriz.

Kendimize de diğer insanlara davrandığımız gibi davranırız. Onları da kendimizi gördüğümüz gibi görürüz. Aslında bu dünyaya gelmeye layık görüldüklerine göre, yargılamak veya sıfatlandırmak bize düşmez, biliriz. “İyi ya da kötü insan yoktur. İyi ya da kötü düşünce vardır.” der Shakespeare. Koşulsuz sevgiyle dünyaya bakmaya başladığınız anda, sevgi her tarafınızı sarar. Sıfatlar erir, kaybolur. Gençleşmeye başlarsınız. Toplum kurallarına uyan bir birey olarak yaşarken, aynı zamanda o engin sevgi akışında her an yıkanma ve arınma şansını yakalarsınız.

Olduğunuz bireyin, tamamını ortaya koyabilmeniz için öncelikle net olmanız gerekir. Olduğunuz gibi olduğunuzda maskelere ihtiyacınız kalmaz ve hayatı bir bütün olarak yaşamaya başlarsınız. Ev, arkadaşlar veya iş diye ayırmaksızın akarsınız. Bir bütün içinde var olduğunuzun farkına vardığınızda, ayrılık hissi biter. Kendinizi diğer her kul ile bir görmeye başlarsınız. Yargılamalar son bulur. Karşı tarafı yanlış algılamazsınız. Kendinizi daha iyi tanımaya başlamışsınızdır. Bir başkası için söylediğiniz aslında sizi tanımlar, bilirsiniz. Kendinizi ne kadar seviyor ve değer veriyorsanız, diğer insanlarla da aynı duygular içinde olursunuz, keşfetmişsinizdir artık.

Yargılar bitince, korku azalır. Korku duygusu hemen hemen tüm hastalıkların kaynağıdır. Kiloların da tabi ki. Evrene karşı güvensiz olduğunuzda, korku dolu gözlerle etrafınıza bakarsınız. Egonuz iş başındadır. Her an öfkelenmeye ve eleştirmeye hazır bir şekilde yaşatır sizi.

Kendinden memnun olma duygusunu kibirle karıştırmamak gerekir. Kibir duygusu başkalarını eleştirir ve yalnız sizin mükemmel olduğunuz illüzyonunu sunar. İçinde sevgi yoktur. Dolayısıyla kendinden memnun olma durumu da yapaydır.

 blank

Özgüven ve öz değeri yüksek olan insanlar bir yıldız gibi parlarlar. Ne zaman ki sevgiyle bütünleşirler, işte o zaman güneş gibi etrafı aydınlatırlar. Gönül gözü artık açılmıştır. Karşılaştıkları insanın yüreğini okuyabildikleri için, özgün ve açık sözlü olurlar. Tekamüllerde ışık, yolculuklarda rehber olduklarını fark ederler. Düşüncelerin yer aldığı zihin karmaşasından özgürleşmişler, bilincin kapılarını açarak sonsuz ve bitimsiz bilgi kaynağına ulaşmışlardır. Değişimin ve gelişimin sadece sevgi ve bilgiyle olacağını bilirler. Ve hayatın her alanında ve anında bu farkındalıkla yaşarlar.

En kızgın anlarında bile öfkelenmeden sessiz ve sakin kalmayı becerirler. Hata yaptıklarında ise kendilerine kızmak yerine, “derin kazı” yaparak altındaki sorunu bulup çıkartmada uzmanlaşırlar. Bir başka insan ile ilgili değerlendirme yaparken dikkatlidirler. Var olan problemin ötesine bakarlar. Söyleyecekleri her sözün, kendilerini tanımladığını bilmenin ağırlığıyla, ağır konuşur ve ağır davranırlar.

Şimdilik” prensibiyle yaşarlar. Hangi problemi çözmeye çalışırlarsa çalışsınlar, o anlık o problem yaşadıklarının bilincinde olarak bakarlar ve derslerini görür, sınavlarını verirler.

Yemek yerken, yemeğin bir ihtiyacı karşıladığını öğrendikleri için aşırıya kaçmazlar. Tatlı yeme ihtiyaçlarının veya fazla yeme dürtülerinin arkasındaki duygu tonunu araştırarak, kendilerini tanırlar. Duygu tonunu yakalamakla düşünceye ulaşacaklarını bilirler. O düşüncenin arkasında da öğrenilmiş ve tecrübe edilmiş bir kalıp vardır. Eritilmek üzere bekleyen. Taaa geçmişlerden gelen.

Yukarıda tanımladığım kişiyi kendimizde yaratmayı başarabilir miyiz? Evet, başarabiliriz. Hayır, başaramayabiliriz. Kendimiz üzerinde “özenle” çalışmayı kabul edersek, var olan problemlerimize her zaman uyguladığımız yöntemlerle yanaşmak yerine yeni yöntemlere yönelmeyi seçersek, çocukluğumuzdan itibaren öğrendiğimiz her şeyi unutmayı kabul ederek yeni bilgi girişine izin verirsek; yani kısacası “değişime” evet dersek başarabiliriz. Sürekli savunmada yaşamaya, yargılamaya, varsaymaya devam edersek, olumsuz duyguların kaynağına inmeyi reddedersek, cesaretimizin farkına varmazsak ve yakınmaya devam edersek başaramayız.

 blank

Hepimiz çok özeliz ve değerliyiz. Bunu bilmek hepimizin hakkı. Bize çocukluğumuzdan itibaren “büyüklere saygı duymamız, küçükleri sevmemiz” öğretildi. Peki ya kendimizi sevmek ve saymak? Kendi değerimiz? Kendini beğenmişlik olarak değerlendirildi. Hatta uyarıldık bu konuda.

Savunmasız olacak kadar, cesur olacak kadar özgür olmak sizce nasıl bir duygu olur? Olduğumuz gibi davrandığımız ve her yanımızla kendimizi açık edecek kadar net olduğumuz bir hayat nasıl olurdu? Maskesiz yaşamak, düşünce, duygu ve inançlarımızı gizlemeden var olmak nasıl olurdu?

Ben bir sevgi savaşçısıyım. Cesurum ve güçlüyüm. Gücümü ise net olmaktan alıyorum. Olduğum gibiyim. Hata yapabilirim, ben bir insanım, olabilir. Hatamı görebilecek ve herkesle paylaşabilecek kadar cesurum. Her an gelişiyorum. Gelişim ve değişimle nefes alıyor ve veriyorum. Kiloların kaynağının yemekler olmadığını biliyorum. Öfke, nefret, affedememe, kızgınlık, özgüven ve özsaygı eksikliği, başkalarını yargılamak bana kilo aldırıyormuş, öğrendim. Vücuduma saygı duyuyorum. Bu dünya deneyiminde ona ihtiyacım var. İyi bakıyorum. Bu dünyada yaşayan tüm insanlar kadar değerli ve özel olduğumu biliyorum. Farklıyım. Çünkü eşim ve benzerim yok. Tekim. Bu gerçek, bana geldiğim yere saygı duyma ve sevgiyle bakma inancı sunuyor. Seçimlerimde özgür olduğumu ve bu seçimlerle hayatıma şekil verme gücünü elimde tuttuğumu öğrendim. Şansı da mucizeyi de yaratan benmişim, deneyimliyorum. Hayata adanmışlık, mucizeleri hayatıma taşıyor. Çok şükür…

Sevgiyle yazdım ve paylaşıyorum. Nasıl isterseniz öyle anlayın ve hayatı “bir tüy gibi hafif yaşama” şansınızın elinizde olduğunu bilin.

Hayatın bana hediyesi olan bir dostumdan, rehberimden öğrendiğim şiirle bu aylık elveda;

Hayatın bir adı hüzünse, öbür adı mutluluktur.

Yarısı zorluksa, diğer yarısı rahat bir soluktur.

Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği ağaçlar bir tohumla,

En uzun yolculuklar bir adımla,

Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.

Karamsar olmak zor değil,

Zor olan,

Çılgın bir fırtınadan sonra, gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir…

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.