Başa Dön

Eylül’de Gel, Değiş, Hayallerine Kavuş

blank

Eylül’de Gel, Değiş, Hayallerine Kavuş

Okuma süresi 5 dakika

Eylül ayı geldi çattı, sonbaharın ilk adımı atıldı ve okulların açılmasıyla birlikte tatil bitti hissi her yeri sarmaya başladı. Eylül ayının kelime anlamı tam da adının anlamını veriyor aslında.

 

Eylül kelimesi köken açısından Akadca hasat festivali ve bu festivalin yapıldığı ayı tanımlayan elúlu/elúnu kelimesinden türemiştir. Türklük İncelemeleri kitabında Akadlıların altıncı ayı olduğunu ve sevinçten haykırmak anlamına geldiğini savunmuştur. O zaman mesajı verelim; ektiklerimizi biçeceğimiz, mutluluktan haykıracağımız verimli ve değişim odaklı harika bir ay bekliyor bizi. Eylül’ün hakkını vermek ve adını onurlandırmak için şimdi tam zamanı.

 

Size çok sevdiğim yaşanmış gerçek bir hikâye anlatmak istiyorum. On yaşındaki bir çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır. Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamı ile kaybeder. Hem çocuk hem de ailesi yıkılır. Ailesi, Japonların en ünlü judo hocalarından birini çocuğunun dileğini yerine getirmesi için tutarlar. Hoca, çocuğa tek kolla yapabileceği eşsiz fırlatma hareketini öğretir. Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalışırlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hızlı bir şekilde yapmaya başlar. Fakat hocası çocuğa her gün saatler boyu aynı hareketi adeta ezberletir. Çocuk bu hareketten sıkılır ve yeni hareketler öğrenmek ister ancak hocası ona bu hareketi dünyada en hızlı yapana dek çalışmasını ve başka hareket öğretmeyeceğini söyler. Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yıldırım hızıyla yapmaya alışır. Bunun üzerine hoca, çocuğa artık bir turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler. Tek kollu judocu tek hareketle turnuvaya katılacak. Çocuk itiraz ettikçe hocası, “merak etme, öğrendiğin en iyi olduğun hareketi yap, yeter.” der. Birinci tur, ikinci tur derken çocuk turları birer birer rahatça geçer. En nihayet finale gelir, tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocuğun finaldeki rakibi, bölgenin en iyi judocusudur. Çocuk dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocası çocuğu sakinleştirir ve “Evlat sen bu harekette dünyada teksin, kendi oyununu yap yeter.” Der. Çocuk rakibine kendi hareketini şimşek hızıyla uygular, rakip kalktıkça aynı hareketi yineler. İnanılır gibi değildir, çocuk tek kolla yaptığı tek hareket sayesinde şampiyon olmuştur ve hocasına sorar; “Hocam inanamıyorum, ben nasıl oldu da şampiyon oldum?” Der. Hocası yine sakin ifade ile şöyle cevaplar; “Bu zaferin iki sırrı var oğlum. Birincisi judonun en güç hareketlerinden birini çok iyi yapabilmendir. İkincisi bu harekete karşı tek bir savunma vardır. O da hareketi yapanın sol kolunu tutmak!”

 

Zayıf olduğunuzu düşündüğünüz şeyler aslında en büyük gücünüz olabilir. Eksikleriniz için mutsuz olacağınıza çok çalışıp hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Hayatının olumlu yönde değişmesini istemeyen yoktur. Bolluk ve güzelliklerle dolu bir yaşamı hepimiz fazlasıyla isteriz elbette. Hem yaşam kalitemiz hem de iş hayatımızın harika olmasını diler ve isteriz. Ancak bunu yapmak için harekete geçme konusunda maalesef zayıfız ve bu konuda hep mucizelerin olmasını bekleyerek geçiyor hayatımız. Mucize beklemektense mucize olduğumuza inandığımızda çok şey değişecek dünyada.

 

Tutunacak dal arama, ağaç sensin.

 

Peki harekete geçmemizi engelleyen en önemli etken ne derseniz elbette konfor alanımızdan çıkmak istemeyişimiz. Konfor alanını şöyle tanımlıyoruz; kendinizi rahat hissettiğiniz, yeteneklerinizin ve çalışkanlığınızın test edilmediği durum. Kısacası zorlanmadığımız, daha fazlasını beklemediğimiz, standartta kalmanın güvenli olduğunu düşündüğümüz bir hayatı tercih ediyoruz. Aslında çevresel etkenlerde buna oldukça iyi bir zemin hazırlıyor. İnsan beyni güvenli alanı ve garanticiliği her zaman sever. Risk almaktansa rahat ve kolay yol hep daha fazla tercih edilir.

 

Dr. David R. Hawkins; Güce Karşı Kuvvet kitabında şöyle anlatır bu durumu; “Muteber dehalar nadir olabilir ama deha hepimizin içinde saklıdır. Bu evrende şans veya kaza diye bir şey yoktur ve her şeyin birbirine bağlı olmasından başka, kimse de evrenin dışında tutulmaz. Hepimiz mensuplarıyızdır. Yaratıcılık ve deha süreçleri insan bilincinin doğasında mevcuttur. Bilincin her insanda aynı mahiyette olması gibi deha da herkeste var olan bir potansiyeldir. Kendini gösterebilmek için doğru koşulları bekler. Her birimizin hayatı boyunca belki de sadece kendimizin ya da en yakınlarımızın bildiği deha anları olmuştur. Birdenbire muhteşem bir hamle yapar ya da karar veririz veya neden olduğunu tam olarak bilmeden doğru zamanda doğru şeyi söyleriz. Bazen kendimizi bu umulmayan hadiseler için tebrik ederiz ama aslında nereden geldiklerini bilmiyoruzdur.”

 

Davranışı değiştirmek; yeni bir davranış edinmekten daha zordur. Önemli olan burada istikrarlı bir şekilde, pes etmeden o davranışı tekrar tekrar yapmak çok önemli bir konudur. Değişim, değişmeyi istemekle başlar. O zaman sorun kendinize “ne kadar istiyorum?” diye. İşte o cevap bundan sonraki sürecin ilk adımı olacaktır ve merak etmeyin sürece güvenin. Michael Jordan’ın başarısının sırrı; her koşulda, sabırla her gün bin şut atmaktı. Değişim için mutlak istikrara ihtiyacımız var. Değişim kararını verdiğiniz ve bilincinde olup sürdürdüğünüz bir ay diliyorum. Sonuçları yeni yıla girerken almaya başlayacağınızdan şüpheniz olmasın.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: