Başa Dön

Çikolata ve Peynir Deyince Akla Gelen

Çikolata ve Peynir Deyince Akla Gelen

Okuma süresi 3 dakika

En sevdiğim iki şey çikolata ve peynir. Akla hemen neresi gelir? İsviçre. Evet saatlerini ve lezzetlerini bilmeyen yoktur. İsviçre’ nin en büyük şehri ve bu nedenle başkenti olduğu zannedilen, finansın, paranın ve bankacılığın merkezi Zürih’te kaldığım iki gün boyunca,

her gittiğim yerde yaptığım gibi düşünüp durdum.

Ben burada yaşar mıydım diye. Cevabım kesinlikle “hayır” oldu.

Zürih güzel bir şehir. Tüm İsviçre gibi tertemiz, aşırı organize, dakik, düzenli. Yapraklar, ağaçlardan dökülürken bile bir  izinle bir düzenle dökülüyor adeta. Nüfus hem genç, çünkü Zürih Üniversitesi çok tercih edilen bir okul, hem de çok yaşlı çünkü gelir düzeyi çok yüksek. İnsanlar sağlıkla epey ileri yaşlara kadar yaşayabiliyorlar. Dağlarındaki spa otelleri ve kayak merkezleri olağanüstü rahat ve güzel. Zürih Gölü’nde yüzebiliyorsunuz da… Pek çok spor mevcut. Avrupa’nın en büyük saati olarak bilinen St. Peter’s Kilisesi’nin gotik kulesi de burada. Şehirde konumundan dolayı Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Arnavutça konuşuluyor. Her yer yemyeşil. Her yer müzik ve sanat dolu. Ama işte inanın iki günden fazlasında nefes alamam ben burada. Çünkü bir ruhu yok. Sıcaklığı yok. Ruhsal bağı yok. Her şey sadece çok düzgün ama bir o kadar da sıkıcı. İnsanların yüzlerinde hep o ruhsuz ifadeler. Neden böyle hissediyorum bilmiyorum burada. Belki de çok fazla madde boyutu olduğu içindir. Yanlış anlaşılmasın bunlar benim hislerim. Yoksa en lüks alışverişler, en şık restoranlar hepsi burada ama  duygu yok ve hep bir taşra havasında. Hiç benlik değil yani. Ama madde ve şekil boyutunda çok verimli bir yer bu aşikar. Bir kere paranın baş merkezi.

 

Muhteşem bir spa oteliydi kaldığım. Şehrin tepesinde, nefis manzaralı The Dolder Grand. Spası olağanüstüydü. Sıcak taşlarla doldurulmuş küvetlerinden çıkmak istemedim. Otelin içi bizzat bir sanat merkezi zaten. At çiftliği, buz pisti, kapalı açık sıcak havuzları, muhteşem mutfağı ve özellikle şehre tepeden bakan teraslı sabah kahvaltısıyla beğeninizi kazanacak. Onlarca çeşit ekmekleri ve yüz çeşit reçelleriyle belki de biraz kilo dahi aldırabilir size bu otel.

 

Daracık sokaklarla dolu şehirde yürüdüm, ne kadar sanat merkezi, kilise ve çarşı pazarı varsa gezdim. Meşhur pastanelerinde oturup makaron ve leziz pastalarından yedim ama yine de hemen geri dönmek istedim.  Bu benim hissim. Mutlaka aşık olan da vardır. Ama benim için dünyanın en sıkıcı yeriydi Zürih. Pek fazla fotoğraf bile çekmedim inanın.

 

Ama yolunuz düşerse siz yine de Limmat Nehri kıyısında yürüyüş yapmadan, Zürih’ in en bilinen mimarisi Grossmüster İkiz Kuleler’i önünde fotoğraf çektirmeden, özellikle “Rösti” (patatesten yapılıyor), “Zürih Gschnetzlets” (kremalı mantarlı rosto), “Fondü” ve “Raklet” yemeden ve bir İsviçre çakısı almadan geri dönmeyin. n

Yazar Hakkında /

Ankara doğumlu olan Sinem Yıldırım; ilk, orta ve lise eğitimini İzmir'de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Çeşitli dizi ve yapımlarda yer almıştır. İki kız çocuğu annesidir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: