Başa Dön

Ciao Bella Pisa

Ciao Bella Pisa

Okuma süresi 8 dakika

Ekim ayı geldi, bu ne Pisa’sı demeyin. Pandemi dolayısıyla hayatımızla ilgili pek çok belirsizlik devam ederken, gezmek tozmak kimin aklına gelir ki?

Evet, gelmez, gelemez, haklısınız. Şu dönemde en son yapacağımız şey,

sanırım bir yurtdışı gezi programı olsa gerek.

 

Tüm dünyada, başta turizm sektörü olmak üzere çoğu sektör can çekişirken, ekonomik krizler almış başını giderken, yangınlar, toz fırtınaları, doğal afetler arka arkaya sıralanırken, siyasi gerginlikler, çatışmalar, kadın cinayetleri derken, 2020 ‘’felaketler yılı’’ olmaya doğru tam gaz gidiyor. Astrologlar ‘’köklü ve kalıcı değişimin yılı’’ olarak biraz daha pozitif bir dille lanse etmeye çalışsalar da; art arda yükselen covıd vaka sayıları, dolup taşan hastaneler, yorgunluktan dermanı kalmayan sağlık personellerimiz ile 2020 tüm dünyayı sallayan ve hafızalarımıza kazınacak bir yıl olarak, tarihe geçecek. Bu belirsizlik, stres, kaygı ve korkular almış başını giderken kim gezme peşinde olabilir ki? Hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz. Ama unutmamamız gereken bir şey var. Bu durum geçecek. İlla ki bitecek ve eski normale döneceğiz. Güzel ve aydınlık günler geri gelecek. Evet bu küçücük virüs karşısında aciz ve çaresiziz ama umutlarımız kadar da güçlüyüz. Peşinden gideceğimiz hayallerimiz kadar yaşam doluyuz. Bu işin içinde hep beraberiz. Lütfen, güçlü olmaya çalışalım ve umudumuzu kaybetmeyelim. Geleceğe, yeniye ve iyiliğe odaklanalım. İnsanı ayakta tutan şey umutlarımız ve hayallerimiz.

 

Biraz sizi bu ortamdan koparıp, hayallere daldırabilirsem ne mutlu bana. Hayal deyince aklıma, İtalya kadar hayalleri süsleyen başka bir ülke gelmiyor. Hiç görmemiş olanların rüyası, görenlerin ise tekrar tekrar gitmekten asla bıkmayacakları; sanatla, güzellikle, lezzetle ve yaşam enerjisiyle yoğurulmuş bu topraklar her zaman bizi kendisine çekiyor.

 

Pandeminin hayatımıza girdiği ilk dönemde, en ağır darbeyi alan İtalya’da ki halk, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen birbirine tutundu. En karanlık günlerinde bile, en renkli, pozitif ve seyrettikçe içimizi ısıtan, balkonda şarkı söyleyen ve dans eden güzel insanları orada görmedik mi? “İtalya can çekişiyor” denilirken, yepyeni bir ruhla ayağa kalkmadı mı? Birbirlerine kenetlenerek öyle bir mücadele verdiler ki, kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. Bu ay turizm açısından, küllerinden yeniden doğmasını beklediğim İtalya’nın, en popüler yerlerinden birine götürüyorum sizi, Pisa’ya!

 

Toskana bölgesinin en önemli şehirlerinden biri olan Pisa, 1987’den beri Unesco Dünya Mirası Listesi’nde bulunmaktadır. Her gün biraz daha eğilen Pisa Kulesi, pek tabii ki buranın en ünlü yapısı. Şehir, bu kuleyle özdeşleştiğinden dolayı, öncelikle Pisa Kulesi ile ilgili biraz genel bilgi vermek istiyorum. Yapımına 1173 yılında başlanan kulenin inşaatı, savaşlar ve borçlar yüzünden pek çok kez durmuş ve sonunda 1399 yılında bitirilmiş. Bu duraklamaların enteresan bir şekilde iyi bir sonucu olmuş. Pisa Kulesi, yumuşak bir zemine yapıldığı için, zaman içinde devrilecekken, duraklamalar, toprağın kulenin altında sıkışıp sertleşmesine yol açmış, dolayısıyla bu güne kadar eğikte olsa, ayakta kalmasını sağlamış. Halen de yıkılmaması için çalışmalar sürdürülmekte olan kulenin yüksekliği, inşaat ilk bittiğinde,  altmış metre iken,  günümüze gelene kadar elli altı metreye kadar düşmüş. Aslında Pisa Kulesi, burada bulunan tek yapı değil. Mucizeler Meydanı (Piazza dei Miracoli) adı verilen meydan, Pisa Katedrali (Il Duomo), St. John Vaftizhanesi ve Anıtsal Mezarlık’tan (Camposanto Monumentale) oluşan büyük bir katedral kompleksinin içinde bulunuyor. Aynı Pisa Kulesi gibi, saydığım diğer ihtişamlı yapılar da zeminin elverişsizliği yüzünden batmakta. Bu meydan küçük bir liman kenti iken, giderek zenginleşip, askeri gücü arttıkça Venedik ve Cenova’ya güç gösterisi olarak yapılmasına karar verilmiş. Ortaçağ mimarisinde Romanesk stilde inşa edilen bu yapıların, hepsi ayrı ayrı etkileyici. St. John Vaftizhanesi, çevresi yüz yedi metre, yüksekliği elli dört metre olan bu görkemli yapı, İtalya’nın en büyük vaftizhanesi. Galileo Galilei’nin de vaftiz edildiği bu muhteşem yapıya adımımızı attığımız anda, kubbenin içinin benzersiz mimarisiyle büyülendik. İstisnai bir akustiğe sahip olan bu yapıda ara ara akustik ses dinletisi yapılıyor. (Şansımıza bu dinletiye denk geldik.) Kapılar kapatılıyor, bir görevli kubbenin tam altındaki platforma çıkıp çeşitli notalar söylüyor. Böylesine muhteşem bir yapı içinde yankısı katlanarak yayılan ses, bizi bambaşka dünyalara götürüyor…

 

Meydanın ortasındaki en büyük yapı olan Pisa Katedrali’ne mutlaka girin. Yapımına 1063 yılında mimar Buscheto tarafından başlanan bu katedral, İtalya’nın en önemli mimari eserlerinden biri. İtalyan sanatının bir hazinesi olarak kabul edilen bu yapı, Toskana bölgesine özel gri-beyaz çizgili sütunları, altın yapraklarla süslü ahşap tavanı, göz kamaştırıcı gotik heykelleriyle tam bir görsel ziyafet! Ana koridorun ortasındaki kubbenin içindeki Meryem Ana’nın göğe yükselişini tasvir eden fresk, altında durup kafanızı yukarı kaldırıp biraz seyrettiğinizde, adeta sizi de göğe doğru çekiyor. 17. Yüzyılın ortalarında Riminaldi kardeşler tarafından yapılan bu fresk, katedralin her noktasından ayrı etkileyicilikte görünüyor.

 

Diğer yapılar kadar etkileyici görünmese de Camposanto’yu da görmenizi öneririm. (Anıtsal Mezarlık) Huzurlu bir iç avluya sahip bu yapı, Pisa Meydanı’nın kalabalıklarından kaçıp bir mola vermek için ideal. Buradaki Buffalmacco’ya ait ‘’Last Judgement’’(Son Yargı) adlı fresk, insanın hafızasından silinmeyecek türde bir eser, ama iyi anlamda değil. Cehennemin tasvir edildiği bu freskte, günahkârların zebaniler tarafından çok korkunç işkencelerle cezalandırılışı resmedilmiş. Ortadaki büyük şeytan figürü, insanları diri diri yerken, alttan da kopmuş parçaları çıkıyor. Böylesine dehşet verici bir freskin önünde donup kalmışken, dikkatimi sade bir mezar çekiyor. İtalyan fizikçi Ottaviano Mossotti’ye ait olduğunu öğrendiğim bu anıt mezarın üzerine yan yatmış olarak duran kadın heykeli, inanılmaz güzelliği ve sakinliğiyle insanı adeta büyülüyor. Giovanni Dupre tarafından yapılmış bu heykel, astronominin ilham perisi Urania’nın heykeliymiş. İki yana ayrılmış saçlarının ortasındaki yıldızdan anlamalıydım aslında. Dakikalarca gözlerimi alamadan hayranlıkla bu heykeli seyrettim.

 

Yine orada en çok etkilendiğim eserlerden biri, Pisa Kulesi’nin tam arkasında çimlere yan yatmış şekilde duran Igor Mitoraj’a ait “Düşmüş Melek” (Fallen Angel-Angelo Caduto) isimli dev bronz, post-modern heykel oldu.

 

Romanın kuruluş efsanesini simgeleyen Romulus ve Remus kardeşlerin dişi bir kurt tarafından emzirildiği heykeli de, yine bu meydanda görebilirsiniz.

 

Tabii ki bu meydanı, Pisa Kulesi’nin en vazgeçilmez aktivitesini yapmadan terk etmek yok! Kuleyi itiyormuş, tutuyormuş, kuleye dayanıyormuş, sarılıyormuş, kuleyi taşıyormuş gibi fotoğraf kareleri yakalamak amacıyla, yaratıcılığın tavan yaptığı her tür maymunluğu bu meydanda görmek mümkün. Tabii ki biz de bu maymunlar aleminin bir parçası oluveriyoruz!

Pisa’da daha uzun zaman geçirecekler için önerilerim:

Gerek binası, gerekse sergilenen eserler açısından oldukça etkileyici olan Katedral Müzesi ve Opera’yı (Museo dell’Opera del Duomo) gezebilirsiniz.

 

Arno nehri kıyısı boyunca yürüyüş yapabilir, Keith Hering’e ait ‘’Tuttomondo’’ isimli duvar resmini görmeye gidebilirsiniz. Borgo Stretto’da alışveriş turuna çıkabilir, buradaki küçük kafelerde keyif molası verebilirsiniz.

 

Ulusal Müze(Museo Nazionale) ve Sinopie Müzesi, Santa Maria Della Spina ve Şövalyeler Meydanı (Palazzo dei Cavalieri) ise burada görülebilecek diğer yerler.

 

Ama benim Pisa’da en unutamadığım yer kesinlikle Migliarino Doğa Parkı oldu. Vahşi hayvanları, kumlu sahilleri, nehirleri ve gölleriyle oldukça büyük bir alanı kaplayan, yemyeşil dev ormanlardan oluşan bu masalsı park, burada görebileceğiniz en özel yer. Hele de doğayı seviyorsanız mutlaka uğrayın. Parkın bizim gittiğimiz bölümü, Avrupa’daki en büyük çam ormanı olan San Rossore idi. Buranın fotoğraflarını, bu yolculuğa çıkmadan önce araştırma yaparken, ilk instagramda gördüğümüzde bayılıp ama gerçek olabileceğine inanmayıp, fotoğrafların üzerinde oynanmış olduğunu düşünmüştük. Ama Pisa’ya gelip de kendi gözlerimizle görünce nefesimiz kesildi. Hiç bir fotoğraf buranın güzelliğini anlatamaz bence.

 

Bir an önce tüm güzelliklere kavuşabilmek, sevdiklerimize rahat rahat sarılabilmek umuduyla, sağlık ve sevgiyle kalın.

Yazar Hakkında /

Yazarımızın kısa özgeçmişi çok yakında burada, sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: