Başa Dön

Bu Bir “Tembel Kadının İtirafları” Yazısıdır…

Bu Bir “Tembel Kadının İtirafları” Yazısıdır…

Okuma süresi 4 dakika

Eve yeni girdik. Phuket-Bangkok-İstanbul-Ankara derken tam 23 saatimizi yollarda geçirdik. Şu an saat sabah 10:00. Kocam bavulunu açıp yerleştirdi bile… Kendisiyle gurur duyuyorum ancak yaptığını yapmaya hiç niyetim yok! Ve tabii ki bir sürü mazeretim var…
Karşımdaki koltuğa dünyayı sırtlamış gibi yerleşti, küçümseyen gözlerle bana bakıyor! İnternetteyim sanıyor. Oysa üç farklı yayına yazı yetiştirmek için son günüm.  Söylemeyeceğim… Sinir olmaya devam etsin! Gelir gelmez işe koyulması çok gerekli miydi? İnsan bir oturur, dinlenir, “oh” der… Hem onun bavuluyla benimki bir mi? Birkaç pantolon, tişört, bir-iki gömlek, traş seti, iç çamaşırı… Alın size erkek bavulu. Ben de bu işi bir an evvel yapıp kurtulmak istemiyor muyum sanki? Ama ben bavulumu açtığım andan itibaren iptal olacağım… Götürüldüğü gibi geri getirilen ama gene de kullanılıp tıkıştırılan ve yeni alınan bir sürü şey… Şampuanlar, makyaj malzemeleri, ilaçlar, bikiniler daha neler neler… Ayrıca kirli torbası, hediyeler vs. hepsi bende… Her şey yerleşip ben rahatladığımda hava kararmış olacak!  Şu anda bunun tartışmasını yapmak yersiz, en iyisi hiç oralı olmamak… “Lalalalalalalalala…”

 

Televizyonu açtı ama hala dikkati bende, ne zaman kalkacağımı merak ediyor. Kirlilerin bir an önce çıkartılıp kirli sepetine atılmasını bekliyor, eminim… Şu an canım bunu yapmak istemiyor çünkü tembelim… En iyisi kahve yapayım. Ona da yapacağım elbet…

 

Valla süper fikirmiş! Türk kahvesini de özlemişiz, ne iyi geldi… Biraz da gülümsedim… Her şey yolunda… Yazıma dönebilirim…

 

Gezeyim, göreyim, eğleneyim…
Bangkok’un tarihi yapısını, müzelerini, bitki örtüsünü anlatacak değilim… Bir yere gideceğim zaman önce restoran, cafe, bar, gece kulübü araştıranlardanım… Daha önceki yazılarımdan hatırlarsanız “sonradan gurmeyim”… “Obur” da diyebilirsiniz…  Bir yeri sevmem için orada yiyip, içip, eğlenmem gerek… Yoksa siz “Uzakdoğu” denildiğinde “ayyy o kötü kokular” diyenlerden misiniz? Ya da oralara yanında konserve, bisküvi filan götürenlerden mi? Yapmayın… Bu devirde açlık sınırında yaşamayan her şehirde yemek yenilebilir…

 

Bangkok restoranlar konusunda cevherlerle dolu… 

Tabii normalde ucuzluğuyla bilinen şehirde iyi bir restorana gidildiğinde içki durumuna göre hesap çok da hesaplı gelmiyor. Bir tarafta kalabalık, cümbüş, fakirlik, pis kokular… Diğer yanda kocaman alışveriş merkezleri, mağazalar, markalar, lüks restoranlar… Çelişkili bu hal mi beni kendimden geçiren… Yoksa beni her sefer tebessümle uğurlayan Buda enerjisi mi emin değilim… Zira Paris’e, New York’a, İstanbul’a aşık ben… Gittiği yerde şıklığı, güzel insanları, hoş kokuları arayan ben… Bayılır mıydım bu çekik gözlüler şehrine?

 

Sonradan Gurme’den restoran önerileri

Vertigo
Banyan Tree Otel’in 61’inci katında. Üzerimde beyaz şort, pullu siyah üst, ayağımda siyah babetler, elimde clutch… Saçlarımı sımsıkı topuz yapmışım, rujum kırmızı… Ve beni bu şık halimle içeri almadılar. Hayır, güzel olduğum için değil! Şort yasakmış. “Ama bu abiye şort” falan hikaye! Çekikler için yasaksa yasak! Allah’tan zaten Banyan Tree’de kaldığımız için hemen aşağıya inip üzerimi değiştirdim. Dışardan uygunsuz gelenler için de siyah ipek large beden lastikli bir pantolon veriyorlar! Tek yasak bu değil. Açıkhavada olmanıza rağmen masada sigara içemiyor, bara geçiyorsunuz. Yasakları sevmem ama Vertigo’ya bayılıyorum. Bütün şehir ayaklar altında, yemekler güzel… Ve romantik… Hesapsa kişi başı minimum 100 Dolar…

Le Normandie
Mandarin Oriental Otel’in en üst katındaki Fransız… Şort, kolsuz, kot yasak. Erkeklerde ceket zorunluluğu var. Yemeklerin lezzeti bir yana, sunum şahane… Servis olağanüstü… Romantizm, şatafat gibi şeyler arıyorsanız deneyin ama aşırı kasıntı ve soğuk bir yer olduğunu belirtmeliyim. Zaten hesap gelince otomatik olarak kasılıyorsunuz…

Mango Tree
Thai mutfağının yabancılara uyarlanmış şekli. Zaten Bangkok’ta ortalamanın biraz üstündeki restoranda göreceğiniz çekik müşteri olsa olsa Japon’dur. Burada menüyü doğru okuyabilirseniz herkesin yiyebileceği bir şeyler var. Açıkhava, yerel canlı müzik, Thai dansçılar… Dans derken, sadece eller hareket ediyor ama olsun.  Müşteriler, fiyatlar makul, servis güzel…

La Scala
O bir İtalyan. Sukhothai Otel’in içinde. Ortada kocaman bir açık mutfak, etrafta birkaç masa.  Ortam normal, manzara yok… Sıcak bir yer. Bizim gidiş amacımız bildik bir şeyler yemek.  Ömrümüzde yediğimiz en güzel pizzayı yedik, hem de kenarlarını bile bırakmadan. Hesap “comme ci comme ça”(şöyle böyle)…

 

Bangkok’taki alışveriş anılarımı All dergisinde; Phuket’i neden sevmediğimi ve diğer magazinsel dedikodu yazılarımı Sabah gazetesi internet portalı www.caferuj.com.tr’de okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında /

21 Ağustos 1975 tarihinde İstanbul’da doğdu, Fransız Dili ve edebiyatı okudu. Alışverişe Kahve Molası, Alışverişe Aşk Molası ve Alışverişe Kıskançlık Molası adında yayınlanmış üç romanı var. 2008-2011 yılları arasında Cosmopolitan dergisinde köşe yazarlığı yaptı. Evlenerek Ankara’ya yerleşti. Halen All dergisinde alışveriş; MAG dergisinde life style; Caferuj’da ise dedikodu ve ilişkiler üzerine makaleler yazıyor. Aynı zamanda bir çocuk kitabı ve yeni bir roman üzerinde çalışıyor. Otuzbeş yaşından sonra düzenli spor yapmaya başladı, bunun sürekliliğini temenni ediyor. Hala her gün çikolata yiyor, altı fincan kahve içiyor. Arada sırada yeşil çayı da ihmal etmiyor. Meditasyon ve yoga yapıyor.

Yorumlar(2)

  • Avatar

    Aslı ALPSU

    18 Ocak 2012

    Enerjine bayılıyorum
    süpersin

  • Avatar

    Aslı ALPSU

    18 Ocak 2012

    bir önceki mailim yarım kaldı
    enerjine , aktarışlarına bayılıyorum
    yazılarını yazarkenki yaşar gibi durumun insanın kendini yaşar gibi olmasına sebep oluyor

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: