Başa Dön

Bitmeyen Enerji Madonna

Bitmeyen Enerji Madonna

Okuma süresi 9 dakika

Bilim kurgu filmlerde hem iyilerin, hem de kötülerin ele geçirmeye çalıştığı, bunun için gerekirse savaştığı, güç kaynağı kristaller vardır. Her filmde farklı isimlerle karşımıza çıkan bu kristaller, kimin elindeyse dünyayı değiştirme gücünü de ele geçirmiş olur. Sonsuz gücü temsil eden, bitmeyen enerji kaynağı kristaller, tıpkı birer mıknatıs gibi çekim alanı yaratıyor. Bitmeyen enerjinin cazibesi herkesi etkiliyor, büyülüyor ve böylece vazgeçilmez oluyor.

Konumuz bilim kurgu filmler değil. Madonna ve sahip olduğu enerjiden bahsederken algılarımızın ötesinde, bilim kurgu bir ortamda, her türlü illüzyondan faydalanmak gerektiği düşüncesindeyim. Madonna, pek çoğumuzun hakkında az çok bilgi sahibi olduğu, en az bir ya da iki şarkısını bildiği Amerikalı bir pop star. Starlık müessesine dahil olanların, zaman zaman starlıklarının tartışıldığı günümüzde o bu tartışmaların hep dışında kaldı. Pop müziğin kraliçesi diye de adlandırılan Madonna, müzisyen, şarkıcı, dansçı, aktris, film yapımcısı, yazar ve moda ikonu olarak pek çok etiketi üzerinde taşımaktadır. Hayatını incelediğimizde star olmak için verdiği mücadeleyi, çalışma ve üretme azmini görüyoruz. 16 Mayıs 1958 yılında Michigan’da Katolik bir ailenin 8 çocuğundan biri olarak dünyaya gelen Madonna Louise Ciccone‘nin kendi şansını yaratma konusunda gösterdiği çabayı takdir etmemek mümkün değil. İlk albümü “Like a Virgin” ile başlayan bu serüveni “True Blue, Like a Prayer, Erotica, Bedtime Stories, Ray of Light, Music, Amerikan Life, Confessions on the Dance Floor, Hard Candy” adlı albümleri takip etti. Madonna kariyeri boyunca 8 turne gerçekleştirdi. Bunlardan sonuncusu olan ve “Hard Candy” albümünün içinde yer aldığı “Sticky& Sweet” turnesi, 85 şovla, 408 milyon dolar kazandırarak tüm zamanların en çok kazandıran turnesi rekorunu kırmıştır. Madonna’nın müzik geçmişini rekorlarla ifade etmek gerekirse ilk olarak 2000 yılında, 180 milyonluk albüm satışı ile Guinness Rekorlar Kitabı’na girişi ile başlayabiliriz. Aynı kitabın 2005 raporunda, Michael Jackson, Beatles ve Elvis Presley’in ardından en çok albümü satan dördüncü kişi olarak yer alan Madonna, “Tüm zamanların en başarılı kadın sanatçısı” unvanına sahip olmuştur. Eylül 2007’de yine aynı kitap Madonna’yı “Tüm zamanların en başarılı müzisyeni” olarak ilan etmiştir.

Sanat yaşamının yirmi yedi yılını geride bırakan sanatçı, 7 Grammy, 1 Altın Küre, 2 Brit, 30 Billboard, 24 MTV Video Müzik Ödülü yanı sıra pek çok ödül kazanmıştır. United Kingdom Hall of Fame’e kurucu üye olarak kabul edilen tek kadın, 10 Mart 2008’de Rock and Roll Hall of Fame’e giren ilk ve tek kadın pop sanatçı olmuştur.

Madonna gerçeğine bakarken, bu sayıları bilmek sizi ancak bir yere kadar etkileyebilir. Bu etkinin gücünü artırmak ve kendi dünyamdaki Madonna ile sizleri buluşturmak istiyorum. Şimdi hep birlikte “Sticky&Sweet” adlı turnenin Budapeşte ayağına gidiyoruz. Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte, Tuna Nehri’nin iki kıyısında yer alan Buda ve Peşte Şehirleri’nin 1853 yılında birleşmesi ile kurulmuş tarihi bir şehir. Tarihi eserleri, doğal güzellikleri, coğrafi konumu ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden birisi olan Budapeşte’ye ilk kez Madonna konseri nedeniyle gidiyorum. Madonna konseriyle birleşen Budapeşte’yi keşfetme arzusu heyecanımı ikiye katlıyor.

Kincsem Park içinde yer alan konser alanına gitmek üzere kaldığım otelden ayrılıyorum. Kincsem Park, şehir merkezine çok yakın, 84 hektarlık bir alanı kapsayan, içinde kafeleri, gezi alanları, çocuk parkları olan ayrıca at yarışlarının yapıldığı yemyeşil bir park. Park alanı ile bağlantılı tüm yollar araç trafiğine kapatıldığı için, bir noktadan sonra taksiden inmek ve yürümek zorunda kalıyorsunuz. Konser alanına doğru yürürken, farklı uluslardan pek çok insanı bir araya getiren müziğin evrensel gücünü, bir kez daha hissediyorum. Konser alanına dönüştürülen hipodrom üzerinde, gösterinin teknik ekibi son derece profesyonel bir çalışma sergileyerek, sahneyi kuruyor. Konser alanı gittikçe artan bir şekilde kalabalıklaşıyor. Ünlü djlerden Bob Sinclar, konser öncesinde birbirinden güzel Madonna şarkıları çalarak, gelenlerin konser havasına girmesini sağlıyor.

Budapeşte’de hava hem çok sıcak, hem de kapalı. Her an yağmur yağabilir düşüncesi ile gelenlerin çoğunun şemsiye ve yağmurluk taşıdığını gözlemliyorum. Ve sonunda beklenen an geliyor. Dev ekranlardan yansıyan 3D animasyonlar eşliğinde, görsel bir şölen başlıyor. Konser boyunca kendimizi zaman zaman bilim kurgu bir filmin içinde, 2009 yılının çok ötesinde buluyoruz. 250 kişilik konser ekibinin bu atmosferi yaratmadaki başarısına hayran kalıyorum. Madonna ve dans ekibi tüm şarkılarda inanılmaz bir performans gösteriyor. “Hard Candy” albümünün yanı sıra daha önceki albümlerde yer alan “Vouge, Music, La Isla Bonita, Like a Prayer, Die Another Day, Into the Groove, Like a Virgin, Evita, Holiday gibi” şarkılar konser remixleriyle izleyenleri coşturuyor. Dev ekranlardan izlediğimiz Britney Spears, Kanye West, Pharrell Williams, Justin Timberlake ve Timbaland gibi ünlülerle yapılmış düetler, görsel bir zenginlik katıyor. Konseri izlerken sesine, müziğine, sahne ve dans performansına, fiziğine, samimiyetine, öz güvenine, hayran kaldığım Madonna giysileriyle de beni etkiliyor. ”Pimp, Retro, Gypsy ve Rave” olmak üzere dört ana bölümden oluşan konserin styling çalışmalarını, Madonna’nın 11 yıldır birlikte çalıştığı tasarımcı Arianne Phillips yapıyor. Madonna’nın sahne kıyafetlerini Givenchy, ayakkabılarını Miu Miu, çizmelerini Stella Mc Cartney, gözlüklerini ise Moschino hazırlıyor. Orkestranın kıyafetleri ise Tom Ford imzası taşıyor. YSL, Roberto Cavalli ve Jeremy Scott gibi ünlü isimlerin de, kıyafet tasarımlarına katkıda bulunduğunu öğreniyorum.
Konser sırasında Madonna’nın bir dansçısını öptüğü an, tüm izleyenler tarafından büyük tezahürat aldı. Madonna sıra dışı kişiliğini bu öpüşme ile de gözler önüne serdi. Benim en çok etkilendiğim bölüm ise, Michael Jackson’u anmak için yapılan dans gösterisi oldu. Madonna’nın bir dansçısı, Michael Jackson gibi giyinip, Michael Jackson’ın ünlü şarkıları eşliğinde dans etti. Bu sırada dev ekranlardan “Dünyayı daha iyi bir yer yapmak istersen, kendine bak ve bir değişiklik yap” sözleri yansıyordu. Madonna, basit ama son derece etkili bu sözlerle, dünya barışıyla ilgili düşüncelerini de iletmiş oldu.

Konser tüm hızı ile devam ederken, yağmur yavaş yavaş varlığını hissettiriyor. Konserin sonuna doğru hızını artıran yağmur, konser izleyicisini etkilemiyor ve kimse konser alanını terk etmiyor. Budapeşte’de yaklaşık 41 bin kişinin izlediği bu konser yağmurun şiddetine rağmen teknik hiçbir problem yaşamadan mükemmel bir sonla bitti. Konser alanından ayrılırken Madonna ile buluşmamızın ilk ama son olmadığı inancını taşıyordum.

Ertesi gün hava açıyor, pırıl pırıl güneşli bir günde kenti tanıma fırsatı buluyorum. Tuna Nehri üstünde bulunan, Buda ve Peşte’yi birleştiren “Asma Köprü” ilk durağım. İkiz kemerleri ve her iki yanında bulunan devasa aslan heykelleri ile adeta Budapeşte’nin simgesi olan bu etkileyici köprü, gece de projektörlerle aydınlatılıyor. Tuna Nehri kıyısında yapılan kısa gezinti sonrasında, Budapeşte’nin en güzel anıtlarından biri olan, kale surları üzerinde inşa edilmiş “Balıkçılar Burcu’na” gidiyorum… Buranın merdivenleri, terasları, kuleleri ve muhteşem manzarası ile masalsı bir atmosfere sahip olduğunu keşfediyorum. Terastaki kafede, şehrin eşsiz manzarası eşliğinde, Macaristan’ın Tokaji bölgesinde üretilen ünlü beyaz şarabını tadarken yine çok ünlü tatlısı olan “Gundel palacsinta”yı deniyorum. Akşam otele dönerken 13.yy’da kale olarak düşünülüp inşa edilen, Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra saray ve resmi konut olarak kullanılan, bugün ise Macaristan’ın en önemli müzelerinden birisine ev sahipliği yapan Kraliyet Sarayı, tüm ihtişamı ile karşıma çıkıyor. Budapeşte’nin, evleri, sokakları, köprü ve binaları, müze ve sarayları sizi tarihin gizemli sayfalarına çekiyor. Bu gizem yeniden Budapeşte’ye gelme arzusunu oluşturuyor.

Madonna ile tekrar buluşma dileğim on gün sonra Sofya, konserinde gerçek oluyor. Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da Madonna’nın tartışılmaz sahne performansını yeniden izleme şansına sahip oluyorum. Yaklaşık 54 bin kişinin izlediği konser sonunda, Sofya’nın ünlü Vasil Levski Stadyumu’ndan müthiş duygularla ayrılıyorum.

Hem Budapeşte’de, hem de Sofya’da tanıdığım Madonna, çocukluğumdan bu yana bildiğim pop star değildi artık. Sahnede starlığının yanı sıra, kadın, anne ve insan olarak da var olabilen, sahip olduğu sevgi, şefkat ve enerjiyi, onu sevenlerle cömertçe paylaşan yüce bir ruh olduğuna inanıyorum. İçindeki yaşama enerjisine hayran kaldığım Madonna, bugün pek çoğumuzun hayattan havlu attığı bir yaşta, bizlere hayat dersi veriyor. Sevmenin, sevilmenin, çalışmanın, üretmenin, egolarımızdan uzak mutlu olmanın ve sahip olduğumuz enerjiyi dışarı çıkarmanın yaşımızla ilgisi olmadığının en güzel örneğidir Madonna. Konserlerinde yaydığı pozitif enerji ile kendisini izlemeye gelen herkesi etkiliyor. Bitmeyen bir enerji kaynağına ulaşma isteği, onu daha yakından görmek, dokunmak arzusunu da beraberinde getiriyor. Sofya’da Madonna’nın gözleri ile gözlerimin buluştuğu o çok kısa anı, hayatım boyunca hiç unutmayacağım. Evrenin mucizelerine inanan biri olarak, o anın benim hayatımda dönüm noktası olduğunu düşünüyorum.

32 ülkede 3,5 milyon kişinin izlediği “Sticky&Sweet” konser turu 23 Ağustos 2008’de başlayıp, 2 Eylül 2009’da sona erdi. Onu izleme şansını yakalamış 3,5 milyon kişiden biri olmanın haklı gururunu bugün hala yaşıyorum. Bir gün Madonna ile İstanbul’da buluşmak ise, eminim harika olacaktır. Size tavsiyem “Sakın kaçırmayın.”

Konserden Görüntüler

 

Yazar Hakkında /

Yazarımız hakkında kısa özgeçmişi çok yakında sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: