© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

HAYATIN İÇİNDEN HAYATIMIN GERÇEKLERİ

HAYATIN İÇİNDEN HAYATIMIN GERÇEKLERİ

Okuma süresi 5 dakika

 
 “Bir zamanlar” diye başlayan yazıları hep büyük bir merak ve keyifle okumuşumdur. Bir zamanlar, anlatılacak ve sonra da günümüze gelinecek. Arkasından da gelecek hayalleri ile yazı devam edecek.
 
Ben de bir zamanlar diye başlıyorum bu yazıma. Kişisel gelişimin önemini; gittiğim her yerde, katıldığım her toplantıda anlatırdım. Sadece kitap okuyarak olmaz, uygulamalar da çok önemli. Aldığımız her nefese ne biliyorsak uygulamamız lazım, diye nutuklar atardım…
 
Bitti. Daha ötesini gördüğüm günden beri sustum. Bu yazıda sessizliğimin sesini harflendirmeye gayret ettim. Yazıyı okumayı bitirdiğinizde başarabilmiş miyim diye içinize sorarsınız. Ben cevabı duyarım.
 
Kitaplar, kitaplar okudum. Hala da okuyorum. Belki de okumadığım kişisel gelişim kitabı kalmamış bile olabilir. Çok şey biliyorum demek istemiyorum. Hayır. Hatta hiçbir şey bilmediğimi dahi söyleyebilirim. Bildiğim tek şey “bilinç seviyesi”nin önemi ve bunun sadece eğitilmekle yükselen bir seviye olmadığı.
 
Ne demek mi istiyorum? Açıklayayım. Bernaca. Kendi hayatımın içinden örneklemelerle… Samimi… Sımsıcak… Olduğu gibi… Bir başka insanın, yazarın veya uzmanın görüşüne dayanmadan… Yaşanmışlıkla…
 
Bir zamanlar çocuktum. İlkokul öğrencisi. Her saniye yeni keşifler yapıyor, bir anneme, bir babama, bir sokakta oynadığım arkadaşıma, bazen ablama, bazen öğretmenime benzemeye çalışıyordum. Bilmeden…
Gece olup da odama uyumak için çekildiğimde, “gerçek ben” ortaya çıkıyordu. Tüm saflığı ile. Korkuları, endişeleri, mutlulukları, heyecanları, mutsuzlukları, kısacası tüm gerçek duyguları ile. Yazılar yazıyor, dans ediyor, günlük tutarak bir anlamda günün analizini yapıyordum. Yazdıkça gerçek ben ortaya çıkıyor ve huzuru hissediyordum.
 
Yıllar geçti. Gerçek ben ile buluşmalarımızın sıklığı azaldı. Değişik rollerin içinde değişik bir çok Berna ile kalabalık bir insan topluluğu, bana eşlik ediyordu artık. Yalnızlığın kalabalık hali, değişik maskelerin renklendirmesi ile gerçekliğini yitirmişti. Duygular net olmadıkları için kenarlara gizlenmişlerdi. Onların yerine, maskelere özel seslendirmeler ve akışı olmayan hisler geçmişti. Kazanılan başarılar, anlık mutluluklar ve ilişkiler hayatın karmaşasında yeterince önemi ve şükürü alamamanın üzüntüsü içinde silikleşmişlerdi.
 
Gidilen kurslar, fikir danışılan öğretmenler, seminerler ve daha birçok kişisel gelişim araçları, vereceklerini verseler de ve ulaştırdıkları gerçekten çok önemli ayrıntılar olsa da; yeterince kaybolan “gerçek beni” sunamıyorlardı.
 
Yaşanılan birçok acı, tatlı olaydan ve durumdan sonra “farkındalık anı” pırıl pırıl farkedilmeyi bekleyerek yoluma çıktı. Her sabah yürüyüş yapıyorum. Eski bir sporcuyum. Hayatımda sporsuz geçirdiğim an sayısı neredeyse çok azdır. Ancak şimdilerde kaçta yatarsam yatayım, hayatımda ne olursa olsun vazgeçemediğim tek ayrıntı sabah erken saatte yürüyüş yapmak. O sırada düşünüyorum ve doğayı gözlemliyorum. Her türlü ayrıntıya tüm varlığımı açarak ve mutlak kabul ile yürüyorum. Doğa da bana açılıyor.
 
Farkındalığım şuydu; hangi düşünce, duygu ile sabah yürüyüşe çıkıyorsam, doğa da bana, ona uygun hediyeler hazırlıyordu. Diyelim gece kabuslar gördüm veya içimden kötü hisleri temizlemeden yatağa girdim. Sabah yürüyüşünde muhakkak halimi bana geri yansıtan bir olayla, halle, durumla doğa bana merhaba diyordu. Yani ayna oluyordu. Bir örnek vereyim; bir sabah ağlayarak çıktım. On-on beş adım atmıştım ki, yerde ölü bir kuş yavrusu gördüm. Durdum. Göz yaşlarım da durdu. Neler geçti aklımdan neler. Eve döndüğümde, bambaşka bir insandım. Sonra başka bir gün, pür neşe ile yataktan fırladım ve o enerji ile başladım yürüyüşüme. 200-300 metre sonra yerde kalp şeklinde lekelere denk geldim. Sonra da yerde minik izler bırakarak nazlı nazlı giden bir salyangoz ile buluştum. Beni görünce antenlerini titretti. Bir kedi paçalarıma sürtünerek yanımdan geçti. Komşunun köpeği üstüme sıçradı, bir dil attı yanağıma…
 
Kısacası güç bizde. İçimizde. Duygu ve düşüncelerimizi seçebiliriz. Tıpkı elbiselerimizi ve eşyalarımızı seçtiğimiz gibi. Duygu ve düşüncelerini seçebileceğini bilen bir insan, enerji konusuna da adım atar. Rezonansımızı yani titreşimimizi ayarlayarak hayatımızdaki olayların yaratıcısı haline gelebiliriz. Hayatımızın mimarı biziz…
 
Önce kendimize sonsuz güven ve ne yaparsak yapalım kendimize hiç kızmadan, dersleri çıkartarak koşulsuz sevgi. Sonra da bilginin ışığı ile gelen bilinç yükselmesi. Ulaşacağınız yer ise aklınızla kalbiniz arasındaki köprü. Sizi orada bekleyen de “gerçek siz”. Yunus’umun söylediği  gibi “bir ben var bende benden içeri”. Berna da der ki “ ötesi ilizyon”…
 
Bernaca, sevgiyle ve kuşlarla sohbetten size yansıyanlar…

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: