Başa Dön

Türkiye Gazetecilik Tarihine Damgasını Vurmuş Bir Kalem Emin Çölaşan

blank

Türkiye Gazetecilik Tarihine Damgasını Vurmuş Bir Kalem Emin Çölaşan

Okuma süresi 14 dakika

Emin Çölaşan… Türkiye gazetecilik tarihinde unutulmayacak, dobra isim… Şimdiki nesil tarafından bilinen, gelecek nesillerin de bilmelerini şiddetle tavsiye ettiğim bir isim… Ben de yakinen kendisini takip etsem de tanışınca Emin Çölaşan’ı yerlere göklere sığdırmak bir parça daha zorlaştı, emin olun. Bir röportaj yapmak için aylarca peşinden koşarsınız gazetecilerin… “Yazımı yazıyorum daha sonra arayın, prensip olarak röportaj vermiyorum.” gibi birçok bahane ile karşılaşırsınız aslında. Emin Çölaşan’a bir umut mail ile ulaştım ancak dediğim gibi “bir” umut… Çünkü şu anda çalıştığı gazetede Emin Bey’in yükü bir hayli fazla… Zaman ayırır mı ayırmaz mı derken bir telefon çalıyor… Arayan Emin Çölaşan… Röportaj talep ettikten sonra bizim işleyen rutin sürecimizi tamamen bozuyor. Dergiyi arıyor… İçtenlikle röportaj talebimizi kabul ettiğini, hemen tarihi ve günü belirleyebileceğimizi söylüyor… Bizi ofisine davet ediyor. Röportajı gerçekleştirmek üzere gazetenin Ankara Bürosu’na doğru yol alıyoruz. Odasına giriyoruz; “Ben de yazımı şimdi bitirmiştim, zamanlama harika!”diyor. Öyle sıcak bir şekilde karşılanıyoruz ki, Emin Bey bizi kırk yıllık dostlarıymışız gibi karşılıyor. Hemen röportaja başlıyoruz… Bir saat boyunca Çölaşan ile öyle bir sohbete dalıyoruz ki tadı damağımızda kalıyor. Resmi bir dil yok, her şey samimi, olduğu gibi, olması gerektiği gibi… Bir saat sonunda insan doyamıyor onu dinlemeye… Her şeyden konuşuyoruz… Gazeteciliğe çaresizlikten başladığından, yıllarını geçirdiği Hürriyet’ten, Türkiye’deki medya ortamından, genç gazetecilere tavsiyelerden, bir gününün nasıl geçtiğinden… Tadı damağımızda kalan bir saat sonunda Emin Çölaşan’dan öğrenecek daha çok şey olduğu kanaatine varıyorum… Bir yerlerde Emin Çölaşan’a rastlarsınız, bir selam verin… Sizin selamınızı alacağına ve sıcak bir karşılık vereceğine emin olabilirsiniz… Çölaşan’ı bulmuşken birkaç şey sorun… Sizi aydınlatacaktır… Aklınızda mutlaka bir cümlesi kalacaktır… Benim Emin Bey’le röportaj yaptığım günden bana kalan birçok bilgi, birçok düşünce ve birçok güzel anı var…

Bir tek gazeteci ismi bilmeyen insan bile Emin Çölaşan ismini mutlaka duymuştur. Sizi bu kadar bilinir kılan nedir?  Yazdıklarınız mı tarzınız mı?
Şimdi hepsi beraber bence; yazdıklarım, tarzım ve de yaptıklarım. Ben yazılarımda en karmaşık olayları bile en basit biçimde anlatmışımdır. Yani dolayısıyla benim yazdıklarımı sokaktaki simit satan adam da, bir profesör de aynı ölçüde algılar. Yazdıklarımın hepsinin doğru olduğunu herkes gördü. Bu güne kadar hiç yalan bir şey yazmadım, insanları kandırmadım, dolayısıyla okuyanlar dediler ki, “Bu adam doğruyu yazıyor.” Mesela bana bazen okuyuculardan mesajlar geliyor, “Arkadaş ben senden nefret ediyorum ama seni okumadan da yapamıyorum.”diyor. Sokakta sarılanlar, öpenler dışında, “Seni sevmem ama yazılarını okurum, helal olsun!” diyenler

1977 yılında Milliyet Gazetesi’nde başladığınız gazetecilik yolculuğunuza hangi umutlarla,  hangi düşüncelerle başladınız? Bu meslekte ne umdunuz ne buldunuz? Ben gazeteciliğe çaresizlikten başladım. Şunun için; Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni bitirdikten sonra, Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışıyordum, oradan Müsteşar Turgut Özal zamanında, Turgut Özal’ın kendisi tarafından kovuldum. Sonra Maliye Bakanlığı’na geçtim, sonra PETKİM’e geçtim. PETKİM’den de kovuldum. Yapacağım hiçbir şey kalmamıştı. O yıllarda Milliyet Gazetesi’nin açtığı Karacan Yazı Yarışması vardı ve ben o yarışmada birincilik aldım. 76 yılında Abdi Bey’e; “Efendim benim yapacağım hiç bir şey kalmadı. Artık devlette çalışamam. Ben ticaret falan da yapamam. Onun için artık ben gazetecilik yapmak istiyorum.”dedim. Ekonomi muhabiri olarak başladım. Aslında hiç sevmem ekonomi muhabirliğini ama başka çarem yoktu. O zamanlarda Türkiye’de ekonomi tıkandı, şansıma çok güzel olaylar gelişti ve ben muhteşem haberler üretmeye başladım. 85 yılında Erol Simavi bana teklifte bulundu ve Hürriyet’e

Gazetecilik hayatınızın çok büyük bir bölümü Hürriyet’te geçti ve 2007 yılında da son buldu. Şimdi geriye dönüp baktığınızda Hürriyet’i nasıl anımsıyorsunuz?
Hürriyet’te belli bir döneme kadar çok güzel yıllarım geçti. Hürriyet’in bir numarasıydım, en çok okunan yazarıydım. Son derece mutluydum, insanlarla iletişimim iyiydi, ağabey kardeş gibiydik. Patron takımı ile de aram iyiydi çünkü bir numara olduğum için beni hep onurlandırırlardı. Sonra başa gelen iktidar ile ilgili ağır yazılarım çıkmaya başlayınca, “Hoop” demeye başladılar. Yazılarım sansürlendi, makaslamalar yapıldı,  “Onu yazma bunu yazma.” dendi. Ve Ağustos 2007 yılında da kovulduk Hürriyet Gazetesi’nden.

“Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” diye bir kitap yazdınız. “İktidar ve medya ilişkisini bu kadar cesurca yazabilecek başka biri var mıdır?”diye insan sormadan edemiyor. Peki, siz Hürriyet’teki işinizden olmasaydınız biz bu yazdıklarınızı yine öğrenebilecek miydik?
Dürüstçe itiraf etmek gerekir ki, tabi ki bu kadar açıklıkla yazamazdım. Hürriyet’ten kovulunca elim rahatladı ve yazdım. Eğer Hürriyet’ten ben kovulmasaydım tabi ki bu ilişkileri yazamazdım. Niye çünkü sonuçta sen oranın bir çalışanısın onun için evet yine yazacaktım dersem yalan söylemiş olurum, bunu da kimse yutmaz. Ben onların kim olduğunu ne olduğunu ve medyadaki çarpık ilişkileri, anlattım. Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi kitabı çıktığı zaman, tabi kitap korkunç bir ses getirdi.

Günümüzde medya patronları, başka sektörlere de el atmamış olsalardı medya ve siyaset ilişkisi bu kadar iç içe ilerler ve bu noktaya gelir miydi? Hayır, asla gelmezdi. Medya patronlarının çeşitli sektörlerde birçok işleri var ve bazı beklentileri var iktidardan. Böyle bir durumda muhalefet yapılabilir mi? Ancak şöyle de bir şey var herkes gazetelerinde göstermelik hükümeti eleştiren yazarlar tutuyorlar.  Her alana el atmış büyük medya patronları medyada olduğu sürece bunlar muhalif çizgide yayın yapamazlar. Halkın da beklediği muhalif çizgide yayındır.

Şöyle bir açıklamada bulundunuz mu: “Bana kimse bir şey yapamaz, ben tanrı gazeteciyim.” ?
Hiç alakası yok! Ben sıradan bir vatandaşım, sıradan bir insanım.  Dolayısıyla benim kafayı sıyırmış olmam lazım. “Ben tanrı gazeteciyim!” diye bir laf etmiş olmak için. Bu akla mantığa her şeye aykırı düşen bir

Hürriyet’le bağınızı koparan yazı konusunda farklı düşünceler var. Sizce ipleri koparan yazı hangisiydi?
Çok fazla var. Hemen hemen en baştan beri yazdığım bütün yazılarım. En azından benim bildiğim kadarıyla söylüyorum,  öyle ipleri koparan bir yazı yok. İktidarı eleştiren bütün yazılarım, benim ipimi yavaş yavaş inceltiyordu aslında. Gazetecilik yaşantınızda yazıp da ardından sildiğiniz, “Bu benim başıma kesin iş açar.” dediğiniz yazılar oldu mu? Yoksa biz, siz ne yazdıysanız okuduk mu?
Ben ne yazdıysam, okudunuz. Hiç silmedim çünkü onu yazarken düşünürsünüz zaten. Örneğin bir cümleyi yazarken ağır yazmışsındır, o suç oluşturabilir. Onu zaten silersiniz. Sonuçta hiçbir şekilde “Eyvah ben bunu yazdım, başıma iş açar.” diye hiç düşünmedim. Ne yazdıysam odur.

Şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ortamı sormak ve değerlendirmek çok ama çok zor olacağı için biz medya ortamını değerlendirelim sizinle. Gazeteleri, haberleri, köşe yazarlarını nasıl buluyorsunuz?
Şu veya bu nedenle çıkar ilişkileri için yelkenleri suya indirmiş insanlar görüyorum. Açıkçası bu ortama kafa tutan sayılı gazete var. Şu anda benim yazdığım gazete de bunların içinde. Sözcü Gazetesi’nin sahibi devlet ile hiçbir işi olmayan genç bir iş adamı. Dolayısıyla özgürce ve korkusuzca yayın yapıyoruz. Gazeteciliğin temelinde de bu yatar zaten.

Peki, genç gazetecilere, gazeteci adaylarına ne tavsiye edersiniz?
Eğer diyorsa ki ben anamdan gazeteci doğdum hayatta başka hiçbir iş yapamam o zaman şansını denesin ama öyle değilse sakın ola gazeteci olmaya kalkışmasın çünkü korkunç bir sömürü çarkı var. Okulunu bitirmiş bir genç gazeteci olmak istiyorsa, önce patron kademesinde bit torpil bulacak. Var sayalım işe alınmayı başardı o arkadaşımız, en az üç sene ona bir kuruş para vermeyecekler.  Onun için kime diyebilirsin ki “Gel kardeşim aslanlar gibi gazetecilik yap.” Ama ille de kafasında böyle bir şey varsa “Eyvallah tamam.”. Kafayı çalıştıracaksın, çevren geniş olacak ki haber akışı sağlayasın, insanlar sana güvenecek, araştıracaksın ve tabi ki bilgi birikimi gerekli…

Araştırmacı gazeteci olmak için ne gibi vasıfları olması gerekir insanın? Onun için entelektüel bir background gerekli mi? Korku toplumuna doğru yol aldığımız için araştırmacı gazetecilik biraz kıyıda köşede kalmış bir alan…
Genç bir muhabirsin, bir gazeteye girmeyi başardın, güzel haberler de yakaladın. Güzelce belgeledin, yazdın ve haberleri İstanbul’a geçtin. Ancak haberin çöpe atıldı defalarca. Haberin içeriği bir yerleri rahatsız ediyorsa bunlar yapılıyor. Sonra insansın tabi, diyorsun ki; “Beni rutine gönder, bilmem kimin basın toplantısını yazayım ben.” Ben bunu yüzlerce kez yaşadım, yani dört dörtlük muhabir arkadaşlarımız vardı, haber yazarlardı. Okurdum ben ekrandan geçen haberleri ve arkadaşı kutlardım. Ama ertesi gün çıkmazdı, çöpe giderdi. Hatta onların bazılarını alıp ben yazardım. O zaman da Ertuğrul onları fırçalardı. Sen tarlayı zaten nadasa bırakacağına ya da gübreleyip ekeceğine o tarlayı kurutmuşsun sen zaten.

Sizin takip ettiğiniz, düşüncelerini beğendiğiniz, mutlaka okurum dediğiniz yazarlar var mı?Var tabi ama onların isimlerini burada vermek istemem. Çünkü birilerini söylemeyi unutursun,  o nedenle tehlikeli bir sorudur. Okuyan arkadaş sana kırılır. “Bak bizi adam yerine koymamış” falan diye… Ama var az da olsa mutlaka her gün yazılarını okuduklarım vardır.

Ben size ulaşmak için mail attım ve ardından beni telefonla aradınız. Süreç o kadar doğal ve kolay ilerledi ki… Bazı gazeteciler var ki aylarca peşinden koşuyorsunuz bana mısınız demiyor. Sizi bu kadar alçak gönüllü ve bu kadar ulaşılabilir kılan nedir?
O benim yapımdan kaynaklanan bir olaydır. Şimdi sen beni aramışsın ben seni tanımam, ama orada şunun hesabını yaparım: Bir gazeteci arkadaşım ya ona görev verilmiş. “Emin Çölaşan’la git bir söyleşi yap.” diye ya da kendisi uygun görmüş beni tercih etmiş. Her halükarda bu güzel bir olay benim için. Sana görev verildiyse seni zor durumda bırakmak istemem. Eğer sen beni seçtiysen o benim için bir onurdur.  Öyle düşünürüm gerçekten.

Gazetenizdeki köşe yazılarınızı günlük mü yazıyorsunuz yoksa stoklu çalıştığınız oluyor mu? Genelde gündem neyse onu yazarım ama gündem dışından da ben çok yazı yazarım. Benim kafamda her gün en az üç dört tane özel konu vardır. Ve hep konular okuyucudan bana akar. Benim elimde ve zihnimde her zaman konu vardır. Hiç bir zaman sıkıntı çekmem. Hatta bazılarını unutmamak için kısa notlar alırım bazen. Mektup, faks, elektronik posta ile okuyucu seni besliyor. Okuyucudan sana bir mesaj gelir, senin kafanda şimşekler çakar “Muhteşem bir konu, haydi Emin, dal bu konuya!” derim içimden. Okuyucu beslemezse eğer, bir gazeteci sadece ahkam keser.

Sokakta insanların okurlarınızın size olan tepkilerini merak ediyorum…

Okuyucu tepkisi muhteşemdir. Sokakta hiç tanımadığın adamlar, kadınlar seni çevirir, öper kucaklar, sana yüz yıl düşünsen aklına gelmeyecek lafları orada pat diye söylerler. Hemen hemen hepsi de olumludur. Hatta yanımdaki arkadaşlar “Emincim muhteşemsin” diyerek sana gaz veririler ama hakikatten de gaz verilecek olaydır. Bazı olaylarıysa yalnız başıma yaşarım. Öyle durumlarda,“Şurada bir kameraman olsa da şu benim olayı bir çekse” derim. Geçen gün mesela bir vergi dairesine gittim, iki ayrı kata çıktım. Kocaman bir bina kocaman bir salon, ben diyeyim elli kişi çalışıyor sen de yüz kişi çalışıyor. Bütün çalışanlar istisnasız, geldiler,  sarıldılar. İnanılır gibi değil…

Biraz da gündelik hayatınızı konuşalım… Ankara’da sakin bir hayat yaşıyorsunuz desek doğru olur mu? O yılların çalkantılı, stresli günleri beklide geride kaldı…

Benim hayatım zaten hep sakindi stresli bile olsa. Benim hayatım evden gazeteye, gazeteden eve. Çünkü ben evde çalışamam, illa ki gazetede olacağım. Gazetede o havaya girerim. Benim evde mesela bilgisayarım yoktur. Ben evde hiçbir zaman çalışamam. Ev benim için sadece dinlenme yeridir. Onun için ben sabah gelirim gazeteye akşam çıkarım. Belki üç dört hafta da bir kaçamak yaptığımda bir yedek yazı yazarım. Yani dolayısıyla başka gazetecilere bakarım özellikle İstanbul’dakilere ne görkemli, ne muhteşem hayat yaşadıklarını görürüm. İstanbul’dan ismini vermeyeceğim, bir gazeteci arkadaşımıza, bir cumartesi günü kitabını yolladığı için teşekkür telefonu açayım dedim, ben de Hürriyet’teyim kafam ambale olmuş artık. “Ne yapıyorsun, ne ediyorsun?” dedim. “Boğaz kıyısında yürüyüş yapıyorum.” dedi. O laf bana kendimi nasıl hissettirdi bilemezsin. Benim burada anam ağlamış. E kıskanıyorsun haliyle…

Bundan sonrası için yeni bir kitap ya da proje var mı?

Şimdilik yok çünkü burada hakikatten yoğun geçiyor günlerim. Burada daha uzun yazıyorum yazılarımı,  hatta bazen neredeyse bir sayfayı dolduracak kadar çok yazıyorum. Bu gazetede lokomotiflerden biriyim onu biliyorum.

Peki, televizyon programlarında falan sizi zaman zaman haklı ama sert çıkışları olan biri olarak görüyoruz. Normalde Emin Çölaşan sakin ve sabırlı mıdır yoksa televizyonda izlediğimiz gibi biraz sinirli, agresif bir yapıya mı sahiptir?

Bir sürü insan, tanıştığımızda; “Emin bey biz sizi yanlış tanımışız. Biz sizi çok sert, asabi, sinirli biri diye düşünürdük yazılarınızdan dolayı.” der. Hiç alakası yok. Ben kendi halinde, sakin,  sessiz bir adamım. İnsanlar seni yazdığın yazılardan tanıdıklarını zannediyorlar. Kalemim benim kılıcım ve karşıma birisi çıkarsa o kılıç elimde, kafasını koparacakmış gibi görüyorlar.

MAG için neler söylemek istersiniz? Çok güzel, çok hoş bir dergi. İçinde çok güzel söyleşiler bulunduruyor. Kaliteli bir baskınız var. MAG’a da başarılar diliyorum.

Biz de zaman ayırdığınız ve keyifli sohbetiniz için çok teşekkür ediyoruz…

Röportaj: Damla İplikcioğlu

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.