Başa Dön

Sinem Öztürk Uslu Bu Evde Sadece Aşk Var

blank

Sinem Öztürk Uslu Bu Evde Sadece Aşk Var

Okuma süresi 19 dakika

Sinem Öztürk Uslu, kariyerinde hep farklı karakterleri üzerine giyerek risk almayı seven, cesaretli bir oyuncu. Öyle ki; bir bakıyorsunuz Huzur Sokağı’nın masum ve aile yapısı ile mazbut Şükran’ı, bir bakıyorsunuz Kiralık Aşk dizisinin, güzelliğinin farkında ama hırslarına esir düşen ve hata yapan güçlü karakteri Yasemin… Ve şimdi de Paramparça dizisinde sürpriz bir rolle karşımıza çıkacak. 

 

Onun hayat felsefesinde “yaşamak” var. Kalbinin sesini dinleyerek yaşamak… Asla hayalperest değil ama inandıkları için savaş veren bir kadın. Kendini de böyle tanımlıyor zaten; “Çoğu insan gördüğüm zaman inanırım der, gerçek şu ki; inandığımız zaman görmeye başlarız…”

Bu nedenle başkaları için hızlı gerçekleşen her şey, onun için inandıklarını yaşamak aslında. Bu röportajda da kendi huzur buldukları şekilde eşi Mustafa Uslu ile dekore ettikleri yeşiller içindeki evlerinde onların aşklarını göreceksiniz.

 

Evliğinden sonra ilk kez evinin kapılarını MAG Dergisine açan Sinem Öztürk Uslu iş ve AŞK hayatında mutluluğun peşinde… Ünlü olmak değil, iyi bir oyuncu olmak onun için değerli olan. Röportajımıza katılan eşi yapımcı Mustafa Uslu ile kurdukları yuvada, aşkla ağırladılar bizi. Ve sürprizi açıkladılar. Eşinin Kore’de çekeceği filmde oynayacak Sinem Öztürk Uslu… 

 

 

Dikkat çekici, güzel ve oyuncu olarak sektörde kendini kanıtlamış bir isim olmak zor mu? Çünkü ne zaman iyi fiziğe sahip bir oyuncu çıksa hemen, “güzel diye rolü kapmış” ön yargısı oluşuyor.

 

Oyuncu olarak bu yargıyı dışarıdan kırmak sadece sizin elinizdedir. Bu yüzden iyi karakter, kötü karakter ayrımcılığı yapmadan her rolün kadını olmak için elimden geleni yapıyorum. Üzerimize giydiğimiz karakterlerin birbirlerinden farklılığı oluşamaz ise, tek tip risk almayan popülerlik derdine düşmüş ve üzerine kimlik yapıştırılmış bir oyuncu olursun. Benim için, “Sinem sadece bu rollerin kadınıdır“ inancını kırmak ve bunu başarmak kariyerimdeki en önemli ve beni tatmin eden başarıdır.


Sinem Öztürk Uslu’un karakterine yakıştırmış ve inanmış olduğu Hayat felsefesi nedir?

Çoğu insan gördüğüm zaman inanırım der, gerçek şu ki; inandığımız zaman görmeye başlarız… Hayattan istediğim her şeye; “yapacağım” diyorum, inandığım zaman gerçekleştiriyorum. Hedefleri, ütopya yapmaya gerek yok. Hayatın getirdiklerini görüp, inanıp yapmak daha kolay ve daha iyi.


Sana gerçekçi diyebilir miyiz?


Evet. Kendim ile ilgili aldığım kararlarımda net ve gerçekçi olduğumun farkındayım. Mesela yaşamıma dahil olmasını istediğim her konuda iki türlü tavrım vardır: Olacağına inanıyorsam inat ediyor ve gerçekleşmesi için çabamı özen ile belirginleştiriyorum. Ama kendim bile çok inanmıyorsam ve boşuna inadın öncelikle manevi olarak bana zarar verebileceğini fark ettiysem, zorlamayıp orada bırakıyorum. İnsan, çok kendini sevmeyi öğrenmeli.

 

Boşuna inat edilmemeli mi?


Kesinlikle. Bu aşk olur, iş olur. Verdiğin direncin karşılığını alamıyorsan bir noktada durup bakış açını değiştirmen gerekiyor. “Benim için hayırlı değilmiş”  inancı ile, o noktada bırakman ve yoluna devam etmen lazım.

Kadınlar her şeyde daha mı inatçı?

 

Kadın kendine inanmalı. Toplumda statü verilmeyince, boşluğa düşebiliyor. Şiddete de boyun eğmesi gibi hepsi eğitime geliyor. Aslında olay kendine inançta. Halbuki kadın çok güçlü. Bunu erkekler bildiği için statü vermemeye çalışıyor. Kadın on kat daha güçlü. Ve kadından korkuyorlar, bastırmaya çalışıyorlar. Erkek daha düz mantık, kadın daha komplike. Güçlü bir kadını kimse çözemeyeceği için böyle oluyor. Sonuçta bir canavarla baş edemeyeceğini düşünüyor. O yüzden baskı uygulayıp yıldırma politikası izliyorlar.


Son oynadığın dizilerdeki rollerinde güçlü, eğitimli karakterler gördük. Mesela Kiralık Aşk’ta Yasemin karakteri…

Evet o çok hırslıydı. Hırsı kendine zarar veriyordu. Azimli olmakla hırsı karıştırmamak lazım. Ben azimliyim ama hırsıma yenilmem. Mesela, Yasemin’de hırs ve başarı için çevirdiği dolapları gördük. Ama kimse böyle olmak istemez. Sonuçta iş yaşantısının başında bir kadın olarak neler yaşadı bilmiyoruz. Neler çekti de bu hale geldi diye sormak lazım. Yasemin hırsıyla etrafına kötülük yapan bir karaktere dönüşmüş sonuçta.

Kötü karakteri oynamak oyuncu için dezavantaj mı? İzleyici tarafından sevgi dolu sözcükler duymuyorsun sonuçta…

Kötü karakter olarak girdim diziye. Başta bir seçim yapıyoruz. Ben de bunu bilerek seçtim. Oynamak istediğimizi seçiyoruz. Kötü karakteri oynamak kötü değil, hatta bence çok güzel. Çünkü gerçekte olmadığın gibi davranıyorsun. Bu, oyuncuyu besleyen ve yükselten bir durum. Oynarken seyirci beni sevmeyecek korkusuyla, “Bu kadar kötü olmamalıyım” demek bir oyuncu için yanlış bir yaklaşım. Oyuncular kendi karakterleriyle oynadığı karakteri karıştırabiliyor. “Ya bu karakter bunu yapar mı? Bu kadar da kötü olunmaz” diyen oyuncular var, ben buna sinir oluyorum. Çünkü insanoğlu her şeyi yapar. Her şey insanlar ve seçimlerle alakalı. Kötü olmak da bir seçim. Gerçek hayatta kötü insanlarla karşılaşmıyor muyuz? Tabii ki var. Hepimizin karşısına farklı şekillerde çıkıyor. Bu nedenle kötüye inandırmak ve insanlardan reaksiyon almak oyunculuğumu iyi yaptığımı gösteriyor. Bu da beni tatmin ediyor. Oyuncu, tatmin olduğunda inandırıcı olur.

Ama hikayenin hep iyi kızı olmak, yardımsever rollerde yer almak, saf, sevimli karakteri oynamak her oyuncunun hayali değil mi yani? Evimizin kızı olma hayalleri kuran oyuncular yok mu?

Ünlü olmak isteyenler var. Kariyerle popülariteyi karıştıran oyuncular var. Türkiye’de ünlü olmak çok kolay. Bir lafla, bir şarkıyla hatta bir video ile ünlü ve fenomen olabiliyorsun. Bazı projeler vardır. Çok şanslıdır. Doğru senaryo ve doğru cast seçimi ile yola başlanır. Başarı geldiği zaman herkes bunu sahiplenir. Ama başarısızlık söz konusu olunca herkes birbirini suçlamaya başlar. Bizim işimizde de en büyük handikap budur. Çünkü başarıyı kendine yorup, sahiplenip her şeyi kendi yaptığını zanneden oyuncular var. Onların bir anda enerjileri değişiyor. Bu da bir sonraki projelerinde korkuyu ve başarısızlığı getiriyor. Ya sevilmezsem ya tutmazsa korkusu. Oyunculuk bu değil; bu ünü sahiplenme ve koruma endişesi. Bazı isimler var bu dönemde ve her dönemde karşımıza çıkan. Şanslı proje insanları diyorum ben onlara. Yaz dönemi projelerinden çıkıp popüler olan. Bunlar genç oyuncular. Eğer bu isimler popülariteye kapılıp kendilerini geliştirmezlerse, aynı giderlerse popülerliğin ve takipçilerin verdiği mutluluğa, rahatlığa kapılırlarsa disiplinlerinden de vazgeçerlerse ömürlük değil, sezonluk oyuncu olarak kalırlar. Farklı roller oynamak için çaba göstermezlerse kaybederler.

Değişime mi uğruyorlar?

Oyunculuk disiplin işi. Ezberini yapmak, saatinde gelmek, ekiple uyum içinde çalışmak bir disiplindir. Etrafa verdiğin enerji bile değişir. Kendini olmadığın bir üne kaptırırsan işler sarpa sarar. Oyunculukta bir adım bile ilerleyemez. Kariyerini toparlayamaz.

Peki, Kiralık Aşk gibi reyting rekorları kıran bir diziden ayrılmak seni ürkütmedi mi?
Çok cesur bir karar değil mi?

Ben çok şanslıydım. Güzel bir projede, çok güzel işler yaptık. Çok eğlendik. Ama benim için oyunculuk kariyerim açısından yeni karakterler aramaya başlamak daha doğruydu. Çünkü benim ünlü olma endişem yok. Başarı ve kariyerimde kendimi besleme güdüm var. Oynadığım karakter doymuşsa yenilerine bakma zamanım gelmiştir. Dizinin ilerleyişine bakarak doyan bir karakterin projeye de bir oyuncu olarak bana da bir katkısı olmaz. Bu nedenle oyuncu, yeni karakter aramaktan korkmamalı. Oyunculuğun gerektirdiği budur. Ben verimli olmaya çalışan bir oyuncuyum.

Sen aslında kamera arkasında bulunmuş bir oyuncusun. Hem yönetmenlik hem de senaristlik deneyimlerin var. Ve biliyorum ki, aklında daha dökmediğin senaryolar, hikayeler var. Dizilerde sana sunulan senaryoyu oynuyorsun. Basında da bazen oyuncuların senaryolara müdahale ettiği haberlerini okuyoruz. Oyuncu senaryoya müdahale edebilme hakkına sahip mi?

Oyuncuların genelde senaryoya karışması mantıksız. Herkes kendi işini yapmalı. Ama eğer senarist benim ana hatlarıyla kabul ettiğim karakterin akışını bozuyorsa, benim de senaryoyu eleştirme hakkım var. Karakter bir anda 180 derece değişiyorsa, kötü olarak başlayıp sihirli değnek değmişçesine, sebepsiz iyi karaktere dönüşüyorsa müdahale etme hakkım var. Çünkü benden imkansızı oynamamı istiyorsun demektir. Gerçek hayatta değişim bu kadar kolay değildir. Biz de inandırıcı olmak zorundayız. Karakter inandırıcılığını kaybederse, ben de oyuncu olarak başarısız olurum. Seyirciye de saygısızlık olur. Oyuncu doyacak ki, senaryoyu hayata geçirebilsin. Karakteri de inandırıcı olsun. Sonuçta, herkesin karşısına çıkabilecek insanları oynuyoruz. Bir anda değişim ancak masallarda olur.

Bundan sonra oyuncu olarak Sinem Öztürk Uslu, ne yapmak istiyor?

Drama oynamak istiyorum. Yatarken, “Yarın nasıl oynayacağım?” diye düşünmek istiyorum. Zorlasın farklılık olsun, uğraşayım, üzerine bir şeyler katmaya çalışayım istiyorum. Bu yüzden yeni projem Paramparça dizisi, bu noktada tam aradığım iş. Zaten benim keyifle takip ettiğim, içinde olmak istediğim bir projeydi. Dinamikleri, oyuncuları, senaryosuyla heyecan yaratan bir iş. Şimdi yeni sezonda burada olacağım için enerji doluyum. Yeni karakterime çalışmak, onu incelemek, ona katkı sağlayacağımı düşünmek çok mutlu ediyor. Dram oynamanın heyecanını yaşayacağım.

Kalbinin sesini dinleyen ve cesur yüreği ile hiç düşünmeden kısa zamanda “beklediğim aşk buydu” diyerek evlenen Sinem Öztürk Uslu’nun evlilik ile hayatında değişen şeyleri, birlikte aşk ile kurduğunuz evinizi biraz senden dinleyelim…

Aşık olmamla birlikte hayatımda her şey değişti. Ben de değiştim. Dinginleştim. Artık bir şeyleri düşünürken eşimle birlikte olan huzurum her şeyin önüne geçti. Evimizi de böyle seçtik. İkimiz olalım istiyoruz. Yeşilin içinde, huzurlu birbirimize bakarak vakit geçirelim istiyoruz. Ama bir taraftan da dostlarımızla beraber olmak onlarla mutluluğu paylaşmak isteğimiz… Dekorasyonda da buna önem verdik. Büyük masalar etrafında toplanıp sevdiklerimizle iyi vakit geçirmenin peşine düştük. Zaten evi on gün içerisinde seçtik. Her şeyimiz çok hızlı oldu. Bu evi beğendik ve o kadar çok huzur verdi ki bu ev bize, burada yaşlanıp hatta ölme hayali kurduk.

Aslında bizim hayatımız bir puzzle gibi. Her şey birbirine uyumlu gerçekleşti. Tüm bireysel eksikliklerimizi birbirimizle tamamladık. Kendimizi törpüledik, saygı ve aşkla beslenmeye devam ediyoruz. Evimiz de bizimle yaşayan, tamamen bizim zevkimizi yansıtan bir yaşam alanı olsun istedik. Bu nedenle de dekorasyonu, hiç kimsenin desteğini almadan yaptık. Sadece ‘biz’ olalım dedik. İstediğimiz zaman yalnız olabileceğimiz, istediğimiz zaman dostlarımızı ağırlayabileceğimiz, istediğimiz zaman sokağa karışabileceğimiz bir dünya yarattık. Köpeklerimizle, atlarımızla dünyamız bizim dünyamız. Benim için huzur çok önemli. Huzuru buldum. Yeni bir hayata başladım diyebilirim. At binmeyi öğreniyorum. Mustafa, zaten bu dünyanın içindeydi. Almanya olsun, İstanbul olsun atlarıyla, yarışlarıyla kendi zevkleri vardı. Şimdi ben de dahil oldum. Küçük bir Vespam var. Onunla geziyorum. Derslere gidiyorum, at biniyorum. Atların gizemli dünyasına girdim.

 

Ata bindiğinde ne hissediyorsun, bir yığın evcil hayvana sahip olabiliriz ama bir ata sahip olmak bana hep çok özel gelmiştir. nasıl bir farklılıktır at sevgisi?

 

Benim de çok yeni tecrübe ettiğim ama beni inanılmaz etkileyen bir sevgi ve bağ bu, beden ve ruh olarak bütünleştiğini hissettiğin bir tecrübe… At, sen eyere oturduğun anda senin tecrübeni, hakimiyetini hemen hissedebilen bir hayvan ve o andan itibaren ona hissettiğin sevgiyi algıladığı gibi ya sen ata hükmedeceksin ya da o sana… Bu bağ inanılmaz bir endorfin salgılıyor, canım ne kadar sıkkın olursa olsun o ata bindiğim an bambaşka  bir insan oluyorum. Çok önemli de bir spor, ben öyle spor yapmayı seven biri hiç olmadım yıllarca, fitness ve pilates salonlarına bir heves ile üye olup da hep bir bahane ile kendimi uzaklaştıran biriydim. Ama şimdi at ile geçireceğim zaman dilimini iple çekiyorum.

Evinizde en huzur bulduğunuz yer neresi?

Sinema odamızı çok seviyoruz. Şimdi her günümüz neredeyse bu odada geçiyor. Film izliyoruz, üzerine konuşup, fikirlerimizi söylüyoruz en önemlisi eşim Mustafa’nın filmlerinin ilk montajdan çıkmış hallerini birlikte seyrediyoruz. Hatta tatile bile gittiğimizde sinema odamızda olsaydık diye özlem duyuyoruz. Aslında önemli olan oda da değil; sevdiğinle, huzurla yan yana olabilmektir asıl olan, bu yüzden mekanın ve metrekarenin hiçbir önemi yok.

 

İKİSİNİN FOTOĞRAFLARININ OLDUĞU SAYFANIN YANINA BU RÖPORTAJ

 

Ve… Bu büyük aşkın diğer kahramanı Mustafa Uslu eve harika bir sürpriz ile erken gelir… Zaten yaşadıkları mutluluğa ve birlikteliklerine dair onun dilinden de birkaç cümle almazsak bana göre bu röportaj eksik kalırdı;

 

Siz Türkiye’nin ileri gelen yapımcılarından birisiniz, eşiniz “Benim en büyük aşkım“ dediğiniz insan, oyuncu. Merak ediyorum birbirleriyle bağlantılı mesleklerin evliliğe katkısı ya da dezavantajları var mıdır?

 

Mustafa Uslu: Bunun aslında çok faza örneği mevcut. Yurt dışında olduğu gibi Türkiye’de de yapımcı ve oyuncu evlilikleri bulunmaktadır. Aynı meslek gruplarında olmak ilişkilerde hoş görüyü anlayışı güçlendirir. Ben bir yapımcı olarak projede oyuncudan çok daha fazla iyi veya kötü olanı analiz etmekle yükümlüyüm. Bu yüzden eşimin bundan sonraki oyunculuk kariyerinde, projenin doğruluğu ona katacaklarını ve onu besleyecek kararları birlikte almak adına sadece tecrübem ve fikirlerimle yol göstericiliğim olur. Onun ve benim hayatımla ilgili her karar bizde ortak veriliyor ve bundan ilişkimiz ve iş hayatımız besleniyor. Mesela, o benim için iyi bir oyuncu olduğu kadar çok iyi bir sinema seyircisi, bu yüzden hayata geçirmeyi planladığım filmlerimin ilk montaj hallerini, varsa yeni bir proje senaryo hallerini ilk eşim ile paylaşıyorum ve fikirlerini eleştirilerini değerli buluyorum…

 

Aslında sizin Sinem hanıma olan aşkınızı anlatma diliniz bana göre bambaşka ve samimi, hatta tanışmanızdan çok kısa bir süre sonra Kiralık Aşk dizi setinde eşinize yapmış olduğunuz özel sürpriz dillere destan derecede romantik… Mutlaka bunun onu çok etkileyeceğinin farkındaydınız ama sizin etkileme çabasından çok kendinizi ifade etme şekliniz de bu. Sizden dinleyebilir miyiz bu yaşatmış olduğunuz sürprizi? Neden o şarkı, neden o şiir ?

 

Mustafa Uslu: Artık çocuk değilim, hayatta herkes birini bekler ve o biri bir gün mutlaka gelir… Bu kimine altmış yaşında, kimine gençliğinin baharında, kimine de ikinci baharında gelir… İşte o karşına çıktığı an nasibin olan aşkının da hakkını vereceksin. “Ah bir karşıma çıksa da ona yaşatsam diye hayalini kurduğun, ona dair sürprizleri, onu bulduğunda hayata geçirmeye başladığın an senin aşkını ifade etme yetindir. Sinem için değeri olan çok özel bir şarkı ve yine onun için anlamı olan şiir için stüdyoya girdim ve dilimin döndüğünce kendim seslendirdim. Sinem’in Kiralık Aşk’ta sahnesi geldiğinde, çekim esnasında hiç beklenmedik bir anda bunun sette paylaşılmasını organize ettim. O anki şaşkınlığı yüzünün ifadesi ve mutluluğu, gözünden akan yaş onun için yapabileceğim her emeğe ve özene değerdi.

Size hiç hayal kırklığı yaşatmadan tüm kalbi ile kabul eden ve sizin gibi aynı güçle aşkınıza sahip çıkan bir kadınla berabersiniz, bana göre bu çok büyük bir şans değil mi?

 

Mustafa Uslu: Çok açık ve net konuşmam gerekirse Sinem bu aşkın oluşumunda benden çok daha cesur adımlar attı. Ben o aşka dair cesaretinin karşısında saygı ile eğildim… Hep demez miyiz; “Bir gün karşıma öyle biri çıksın ki benden daha cesur olsun, aşkı için yüreğini koysun”… Allah da bana gerçek aşkı yaşamam için eşim Sinem’i nasip etti.

 

Sinem Öztürk Uslu : Hayatta her şeyi erteleyebileceğime inanırdım… Bir şey hariç; aşk. O çıktı karşıma. Mustafa ile geçirdiğim anlarım öyle değerli ki, onunla yaşayabileceğim ve paylaşabileceğim hiçbir anı ertelemek istemiyorum.

 

Açıkçası duygu adamı olduğunuz çok belli. Özel hayatınızda ne hissediyorsanız bağıra bağıra anlatabilirsiniz ama ya iş hayatı? Bunu törpülüyor musunuz? 


Mustafa Uslu : Benim çok enteresan bir hayat hikayem var… Ben çok fakir bir ailenin çocuğuydum, çok zor şartlarda okudum. Daha çocuk yaşta, on yaşında çalışmaya başladım. Benim bugün sahip olduğum her şey, tamamen duygusal olmamdan kaynaklanıyor, iş hayatımda da duygularımı kağıda dökerek ve bunları filmlere çekerek para kazanıyorum. Şu an bana sormuş olduğunuz şu soru, son iki yıldır kendi içselimde yaşamakta olduğum belirginleşen bir problem… Şöyle ki; yaptığım işten dolayı duygusallığımı ayakta tutmalıyım. Hiç kimsenin seyretmediği kadar haber seyrederim. Şehit cenazelerine hüngür hüngür ağlarım, onları yaşamaya ve içinde olmaya çalışırım. Kendimi fanusun içine kapatarak, dış dünyadan uzaklaşarak film yapamam, reklam çekemem. Yalılarda oturup kesme bardaklarda viski içerek toplumun nabzını tutamazsın.

 

Türkiye’nin dışında yaşamak gibi bir seçim sunulsa nerede yaşamak istersiniz? (Hiç düşünmeden ikisinden de bir ağızdan “Sülüs“ cevabını aldım… Neden Sülüs ?

 

Hollanda’nın çok özel bir kasabası Sülüs… Öyle güzel ve farklı ki, kendini sanki bir film setinde, platoda gibi hissedeceğin farklılıkta evler var. Yeşillik… Her şeyin inanılmaz özenle kurgulandığı bir kasaba. Gerçekte böyle yerler var mı, diye soruyor insan oradayken. Şehrin tam ortasından ırmak geçiyor ve çevresinde restoranlar var. Bütün kasaba çiçek kaplı, şehrin tam göbeğinde yedi yüz yıllık bir ağacın içini restoran yapmışlar. Farklı ve mutlu olabileceğimize inandığımız bambaşka bir yer Sülüs.


BERABER FILM ÇEKECEKLER 

 

Okuyucularımızla paylaşmaktan keyif alacağım özel bir haber de yapımcılığını üstlendiğiniz hikayesi ve prodüksiyon gücü ile Türkiye’de birçok ödüle layık olacağı gibi yurt dışında da ilgi ile karşılanacak, kült filmler arasında yerini alacak gibi gözüken “AYLA”. Eşiniz de rol alacak üstelik. Birlikte çalışacağınız ilk projeniz olacak. Bize biraz “AYLA“dan bahseder misiniz? 

 

Mustafa Uslu : Çok az kaldı… Ekim’in 17’sinde çekimlerine start vereceğiz…Bu proje söz konusu olunca hiçbir şekilde alçak gönüllü olamayacağım… “AYLA” filmi, gerçek bir hikayeden doğmuş olması, oyuncu kadrosu ve en önemlisi hikayenin iki kahramanının da karakterlerinin hala yaşıyor olması, oluşacak prodüksiyon gücü ile başlı başına en iyi filmler arasında yerini alacak. Hikayeden ötürü film KORE’de çekilecek. Buradan senin aracılığınla da ilk kez açıklayayım “AYLA“ filminde, Çetin Tekindor, Arsen Gürzap, İsmail Hacıoğlu, Sinem Öztürk Uslu, Erkan Petekkaya, Nilgün Kasapbaşoğlu, Caner Kurtalan gibi güçlü bir oyuncu kadrosu bu hikayeye hayat verecek. Müziklerini Fahir Atakoğlu’nun gerçekleştireceği, görüntü yönetmenliğini Maymunlar Cehennemi filminin görüntü yönetmeninin üstleneceği çok değerli ve hepimizin inanarak hayata geçirmekte heyecanlandığı bir film.

 

Eşinizin filminde ilk kez rol alacak olmak sizin için nasıl bir deneyim olacak?

 

Sinem Öztürk Uslu: Her şeyden önce yapımcı olarak çok önemli projelere imzasını atmış bir isim… “AYLA” öyle özel ve insanların içine işleyecek bir hikayeye sahip ki, kendimi bir oyuncu olarak çok şanslı kabul ediyorum. Hikayede bir gazeteciyi canlandıracağım. Bana göre oyunculuk kariyerimdeki önemli işlerin başını çekecek bir rol. Gerçekten heyecanlıyım…

 

 

Son söz yazısı…
Her şey çok hızlı. Tanışmaları, aşkları, evlerini seçmeleri, hatta evin dekorasyonunu tamamlamaları bile… Evlerini seçip, yerleşmeleri sadece 6 gün sürmüş. Önce el ele hayal etmişler, ertesi hafta masalarında yemeklerini yemişler. Sinem Öztürk Uslu o kadar güzel özetliyor ki; “Bir şey doğruysa Allah yardım ediyor. Her şey bir anda oluşuveriyor. Tüm kapılar açılıyor.”

Çünkü bu evde sadece aşk var, huzur var… Ve aşk beklemez…

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.