Başa Dön

Sarp Evliyagil

blank

Sarp Evliyagil

Okuma süresi 7 dakika

Ankara iş ve cemiyet hayatının ünlü simalarından, Ajans- Türk’ün sahibi, başarılı ve genç iş adamı, sanat dostu Sarp Evliyagil ile MAG’a özel bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Sarp Evliyagil: 1970 İstanbul doğumluyum ama Ankara’da büyüdüm. Sırası ile Ayşe Abla İlkokulu, Tevfik Fikret Lisesi ve Bilkent Üniversitesi’nden mezun oldum. Ankara Üniversitesi’nde de mastırımı tamamladım. 1989’dan beri part time, 1993’ten beri tam zamanlı olarak iş yaşamının içerisindeyim.

Ajans Türk çok büyük bir marka, bu markanın kuruluşu ve gelişimi hakkında bilgi verebilir misiniz?

S.E: Ajans-Türk; gerçekten çok büyük bir marka. Önümüzdeki yıl altmışıncı yaşını kutlayacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin seksen yedinci yaşında olduğunu düşünürsek, ne denli ciddi bir zaman olduğunu anlarız. Ajans-Türk 1951’de amcam Şevket ve babam Necdet Evliyagil tarafından ilk olarak haber ajansı olarak kurulmuş. Haber ajansını, matbaa ile destekleyip, gazeteye dönüştürmek istemişler, fakat matbaacılık işi çok iyi gidince burada büyümeyi tercih etmişler.

Tarihinde birçok ilki gerçekleştirmiş Ajans-Türk (Guiness İlkler Ansiklopedisi ve Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde de bu konuda başlıklar var) Dünya’da ilk kabartma tekniği ile posta pulunu basmıştır 1967 yılında. Aynı zamanda Ankara’daki ilk ofset tesisini de 1963’te Ajans-Türk kurmuştur.

Ajans Türk markasını taşımak ve korumak nasıl bir duygu?

 

S.E: Çok ciddi sorumluluk gerektiren bir duygu. Sonuçta insan altmış yıllık bir mazinin üzerinde oturuyor. İşte bu yüzden de yeni yatırım ve atılım yapacakken daha dikkatli davranılıyor.

Ajans Türk asıl işiniz peki iş yaptığınız başka bir sektör var mı? Bunlardan bahsedebilir miyiz?

 

S.E: Ajans-Türk’ün matbaacılık kısmı, benim ailemden 1993 yılında devir aldığım iş. On yedi yıl içinde Ajans-Türk altı şirketli bir topluluğa dönüştü. Bunların dördü matbaacılığın çeşitli kollarında ve yayıncılıkta faaliyet gösteren ortaklıklar, diğer ikisi ise inşaat ve gayrimenkul geliştirme üzerine faaliyet gösteren şirketler. Bilhassa on beş yıl önce kurduğumuz Ajans-Türk Gayrimenkul Geliştirme ve İnşaat A.Ş. bu zaman zarfında tamamı öz kaynakla ve kendisine ait 50.000 m²  inşaatı tamamlayıp, kiraladı. Bu şirketimiz sadece kendisine ait ticari gayrimenkulleri geliştirme ve kiralama üzerine çalışıyor. Satış yapmıyor ve daha da önemlisi projeleri tamamen öz kaynakla geliştiriyor. Dolayısı ile kartopu zaman içinde büyüyor, çığa dönüşüyor ve şirket otomatik olarak sürekli yatırım yaparak borçsuz büyüyor. Şu anda neredeyse önümüzdeki on yılda geliştireceği ticari arsalara sahip ve ilk hedefi kiralanabilir ticari alanını 100.000 m²ye çıkartmak. Bu iş aslında sessiz, sedasız grubun lokomotifi olma yolunda.

Bunun dışında kurduğumuz ortaklıklarla, Cold-Set Webb ve Heat-Set Webb ofset pazarının öncü matbaalarına sahibiz. Yine 2005 yılında girdiğimiz okul kitapları ve eğitim yayıncılığı şirketimizde gün geçtikçe büyüyor.

Esas olarak; çok uzun zamandır Ajans-Türk markasını bir nihai ürün markası ile birleştirmek amacındaydım. Yeni girdiğimiz; matbaacılıkla bağlantılı bir sektörde bu amacımıza erişeceğimizi umuyorum. Şu anda bu iş ve ticari marka ile ilgili tüm patentler alındı, makineler ithal edildi ve yaklaşık iki yıllık bir emek ve girişimin hasat zamanına yaklaşıldı.

Teknolojinin sürekli değiştiği ve geliştiği bir dönemdeyiz. Sizin işiniz de matbaacılık ve matbaacılık teknolojiyle birlikte ilerleyen bir sektör. Sizin teknolojiye bakış açınız nedir?

 

S.E: Tüm diğer iş kollarında olduğu gibi; teknoloji matbaacılıkta da sürekli gelişiyor, biz de yeni teknolojiye uyum sağlamak için kendimizi yeniliyoruz. Eski makineleri, yenileri ile değiştiriyoruz. Teknoloji, bilhassa bilgisayarlaşmanın hızlanmasından sonra bizim sektörümüzde olmazsa olmazdır… Biz de yatırımlarımıza bu doğrultuda devam ediyoruz.

Cemiyet hayatında olup da Ankara’dan İstanbul’a gitmeyen nadir isimlerden birisiniz. Sizi Ankara’da tutan sebep nedir?

 

S.E: Daha önceki sorunuz aslında bu sorunun cevabı; beni Ankara’da tutan Ajans-Türk markası, onu taşımak korumak vs. ve tabi ki bir de ailem.

Ankara’daki cemiyet hayatı hakkında bahsedelim isterseniz. Ankara cemiyet ve gece hayatını son yıllarda nasıl buluyorsunuz?

 

S.E: Ankara cemiyet hayatı, direkt olarak politika ve politikacılara bağlıdır. O yüzden 2002’den beri düşüşte. Ama devir bu, belli olmaz bakarsınız iki sene sonra renklenebilir.

Ankara üzerine bir şeyler konuşacak olursak nelerden bahsedebilirsiniz?

 

S.E: Ankara üzerine bir şeyler de konuşacak olursak bu hem sanat, müze projeleri olabilir… Tekrar etmekte fayda var aslında Ankara yetiştirdiği adamı daha sonra burada barındıramıyor, besleyemiyor. Ankara’nın problemi o. Ankara çok iyi eğitiyor, ondan sonra beyin göçü yaşatıyor. Nasıl İstanbul çok iyi dehalarını, çok iyi profesörlerini bir süre sonra besleyemeyip Amerika’ ya kaptırıyorsa, Ankara da aynen İstanbul’a kaptırıyor.  Benim sınıf arkadaşlarımın yüzde doksanı İstanbul’da yaşıyorlar. Bir şeyler oldular ya da olmadılar ama gidenlerden bir kısmı bir şeyler oldu. İş güç sahibi oldular ama bir şekilde hayatını devam ettirmek için oraya kaçıyor insanlar. Ankara’da eğer benim gibi yerleşik düzeni yoksa -tabi bu da avantaj mı dezavantaj mı tartışılır-, seni buraya bağlayan bir aile bağın yoksa, gidiyorsun bu kesin.

Ankara sanat konusunda da İstanbul’un gerisinde kalmış bir şehir maalesef. Yani yetmişlerde Ankara kültür-sanat şehri olarak İstanbul’la yarışırmış.

Koca Başkent Ankara’dan bahsediyoruz. Ankara’ya bir tane havalimanı yaptılar ama yolcu sayısı vs sıkıntılıdır. Sözde bu havaalanı yapılırken Türkiye’nin doğusundan aktarma yapılacaktı. Ben her hafta uçakla İstanbul’a gidip geliyorum. İstanbul’a son bir yıldır gerçekten minimum 15-20 dakika rötarsız indiğim olmuyor. Bir türlü organize olmuyorlar. Çünkü Ankara köy muamelesi görüyor. Ve bu muameleyi gördüğü sürece Ankara’nın yetiştirdiği zeki, çalışkan, üretken insanları Ankara’da beslemesi imkânsız. Ankara Can Çavuşoğlu’nu da kaybedecektir önümüzdeki beş sene içerisinde. Can Çavuşoğlu da gidip Galata’da ya da Nişantaşı’nda büro tutup MAG dergisini ve yanına birkaç dergi daha alıp orada çalışacaktır. Çünkü beslemiyor burası. En sonunda beni de gönderecek ve tası tarağı toplayıp, tabloları alıp orada müze açacağız. Çünkü çekim merkezi haline getirdiler orayı. Hiçbir şey doymuyor bu şehir de ne cebin ne de başka bir şey…

Sosyal hayatınızdan biraz bahsedelim isterseniz? Sosyal hayatınızda neler yapmayı seversiniz, nelerden hoşlanırsınız? Bir gününüz nasıl geçer?

 

S.E: Çok kitap okudum. Meraklı ve araştırmacı bir yapım var. Küçükken de böyleymişim. İlk konuşmaya başladığımda ettiğim üçüncü kelime “Mu ne?” (Bu ne?) olmuş! Hala her türlü bilgiye çok açımdır. Film seyrederim, sanat galerilerini gezerim. Sanatçı atölyelerinde vakit geçiririm. Sevdiğim insanlarla yemeğe gitmekten hoşlanırım.

Ankara’da gitmeyi sevdiğiniz ve tercih ettiğiniz mekanlar nerelerdir? Neden oraları tercih ediyorsunuz?

 

S.E: Başta Big Chefs ve Kitchenette. Çünkü ikisi de içerilerinde yıllarımı geçirdiğim, büyüdüğüm evler. Niki’yi seviyorum… Jazz Club’ı seviyorum.  Haftada birkaç kez gidip Jazz dinlemek hoşuma gidiyor.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: