© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Nostaljinin Büyüleyen Sesi

Nostaljinin Büyüleyen Sesi

Okuma süresi 4 dakika

Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransız şansonlarından Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları seslendiren, zengin repertuvarları ve sürprizleri ile müzikseverleri bir kere daha büyüleyecek Pink Martini’nin piyanisti Thomas Lauderdale ile Türkiye turnesi öncesi söyleştik.

Her dilden, her tarzdan söylüyorsunuz. Pek çok kişi sizin müziğinizi “rengarenk” olarak tanımlıyor. Siz müziğinizi nasıl tarif ediyorsunuz?

Thomas Lauderdale: Rengarenk güzel bir tanım. Çünkü olabildiğince fazla insana dokunmayı, çeşitli ve zengin repertuvarlar oluşturmayı seviyoruz. Bunu yaparken yeni şarkılar da keşfediyoruz. Müziğimizi bir kalıba sokmuyoruz. Klasik, caz, pop bütün bu türleri bir arada büyük bir orkestra eşliğinde hissettiğimiz şekilde düzenlemek bize müzik yaparken özgürlük alanı tanıyor. İllaki bir tanım yapmak gerekirse evrensel olduğunu söyleyebilirim.

Pink Martini konserleri hep coşkuyla karşılanıyor. Geleceğinizi duyunca herkes çok heyecanlanıyor. Bu size nasıl hissettiriyor?

Thomas Lauderdale: Tabii ki çok mutlu ediyor. Bu, bir müzisyenin kariyeri için en önemli itici güç. Bir sonraki proje için heyecan duymamızı, motive olmamızı ve daha iyi işler ortaya koymamızı sağlıyor.

Yakın zamanda 25. yılınızı kutlayacaksınız. Başa dönecek olursak yola çıktığınızda aklınızda neler vardı?

Thomas Lauderdale: Aslında yola çıktığımızda sadece içimizden gelen müziği yapmak istemiştik.  Ancak yaptığımız müzikle bir tarz yaratmış olduk. Özgürce müzik yapmak, araştırmak, sevdiğimiz müziklerin peşinden gitmek hevesimizi her zaman diri tutuyor ve bu da işlerimize, projelerimize yansıyor. Başarının bir sırrı varsa, sanırım işimizi ilk günden bu yana tutkuyla yapmak. Ben bu grubu kurarken 1930’ların Hollywood orkestralarındaki ruhu yakalamak istiyordum. Sanırım geçen 25 yılda bunu başarabildik.

Türkiye’ye daha önce de gelmiştiniz ama İstanbul, Ankara, İzmir ve Bodrum’da konserler vermiştiniz. Bu sefer bir Türkiye turnesine çıkıyorsunuz. Heyecanlı mısınız?

Thomas Lauderdale: Çok heyecanlıyız! Türkiye, Pink Martini’nin ilk yıllarından bu yana bize kucak açan bir ülke. Kariyerimizin başladığı yıllarda Fransa ve Türkiye’de çok sevildik. Yıllardır da bu ilginin katlanarak devam ettiğini görüyoruz. Türkiye’deki menajerlik şirketimiz Pasion Turca, bize bu konser rotasını çizdiğinde çok heyecanlandık ve mutlu olduk. Bursa, Adana ve Konya’daki ilk konserlerimiz olacak. Oradaki izleyicilerle tanışacağımız için ve müziğimizi daha fazla kişiyle paylaşacağımız için çok mutluyuz.

Konserlerinizde seyircinizle iletişim halindesiniz, onları da performansın bir parçası haline getiriyorsunuz. Grup içindeki enerji ve uyumunuz da dışarıdan çok güzel hissediliyor. Sahnede olmak size nasıl hissettiriyor?

Thomas Lauderdale: Biz hepimiz müzik geçmişi olan, aynı dili konuşan ve birbirini çok iyi tanıyan bir grubuz. Ve hepimiz yeni şarkılar keşfetmekten, birlikte şarkı söylemekten müthiş keyif alıyoruz. Önce kendimiz eğleniyoruz. Bu da tabii seyirciye yansıyor. Seyircimiz bizim performanslarımızın vazgeçilmez bir parçası. Şarkıları onlarla birlikte söylüyoruz, hatta onları sahneye davet ediyoruz. Gittiğimiz ülkelerde bu kadar çok sevilmemizin bir nedeni de budur belki de…

Herkesin bildiği ve sevdiği nostaljik şarkıları da yorumluyorsunuz. Peki, sizi nasıl bir kitle dinliyor ve takip ediyor?

Thomas Lauderdale: Nostalji dendiğinde akla hemen tozlu raflar, kasvet ve hüzün gelmesin. Evet, bizim repertuvarımız nostaljik şarkıları kapsıyor. Yetişkin dinleyici profiline daha yakınız ama bir taraftan da umut ve neşe vadeden enerjik bir yapımız var. Bu sayede gençleri de çekiyoruz. Hatta böylece yeni nesil o nostaljik şarkılardan haberdar oluyor, bazıları belki de şarkıları ilk kez bizden dinlemiş oluyor. O nedenle konserlerimizde genç dinleyiciler de çok yoğun oluyor.

Biz Pink Martini şarkılarını grubun iki ana solisti China Forbes ve Storm Large’tan dinliyoruz. Ama “Je Dis Qui” albümünüzde farklı vokaller de yer aldı. Albümün detaylarını sizden dinleyebilir miyiz?

Thomas Lauderdale: “Je Dis Qui” albümümüz için 8 dilde 15 parçadan oluşan bir repertuvar hazırladık. Ari Shapiro, modacı Ikram Goldman, aktivist Kathleen Saadat ve Rufus Wainwright da vokalleri ile bize eşlik etti. China ve Strom ile birlikte albümde çok güzel bir sinerji yakaladığımızı düşünüyorum. Albümle ilgili çalışırken yavaş yavaş herkes bir araya geldi. Zaten hepsiyle yıllardır iletişim halindeydik. Farklı dillerde şarkılar seslendirdiler. Pink Martini’nin zengin müzikal yaklaşımına çok uydu, bu isimlerin katılımı albümün enerjisini de fazlasıyla arttırdı.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: