Başa Dön

Mütevazı Bir Hanımefendi

blank

Mütevazı Bir Hanımefendi

Okuma süresi 16 dakika

MAG Dergi’den “Aramıza katılırsanız çok mutlu oluruz” diye bir teklif alınca başladı her şey. Oldum olası yazmayı, sözcükleri kağıda dökmeyi sevmişimdir hep ama Mag gibi başarılı bir dergiden böyle hoş bir teklif alınca heyecanlanmadım desem yalan olur. İlk röportajımı kiminle yapacağımı hiç öyle uzun uzun düşünmedim, aklımda tek bir isim vardı; gösterişten uzak, tevazu ile taçlanmış bir duruşa sahip, insana cömert, kocaman bir yürekle karşısındakini sarıp sarmalayan Sevgili Arkadaşım Demet Sabancı Çetindoğan. İnsanlara yaklaşımındaki ihtimam ve merhametle gittiği her yeri güzelleştiren, dokunduğu her şeyde samimi ve sıcak bir iz bırakan bu muhteşem kadın mütevaziliği ile adeta sizi mahcup ediyor. Ayrıcalıklı bir soyadına sahip ama hepimizden daha çok çalıştığını görünce hiç de ayrıcalıklı olmadığını düşünüyor, süzgecinden geçtiği güzel hasletlerin ona kazandırdığı “iyi insan olma”ya ne kadar yakın durduğunu görünce de bir kez daha yüreğinizle onu takdir ediyorsunuz MAG Dergi okurları için ben kalpten sordum Demet Sabancı Çetindoğan da beni kırmadı ve tüm samimiyetiyle cevap verdi…
Berrin Okçu

Sabancı Ailesi’nin kökleri aslında Kayseri’ye uzanıyor ama bugün kime sorsanız Sabancı Ailesi için önce Adanalı der. Sana “memleket nere hemşerim” diye sorsam nasıl cevap verirsin?
“Adanalıyız, Allah’ın adamıyız” derim. Benim jenerasyonumun çoğu Adana doğumludur. Kimimiz çocukluk, kimimiz de gençlik yıllarımızı Adana’da geçirmişizdir. Bu yüzden sanırım Adana ağır basıyor.

Büyük dedenin ve kardeşlerinin çabaları ve alın teri sayesinde bugün Sabancı soyadının, insanların zihninde yarattığı muazzam bir saygınlık ve hayranlık var. Bu aileye karşı duyulan saygınlık ve hayranlığı, Sabancı soyadının bir ayrıcalık olduğunu ilk kaç yaşlarındayken fark ettin?
Daha ilkokul yıllarımda rahmetli babam, arkadaşlarım arasında hep hoşgörülü ve paylaşımcı olmamı isterdi. Etrafımda mağdur biri varsa, onlarla arkadaşlık yapmamı, bir nevi onları kollamamı isterdi. Ne demek istediğini yıllar sonra anladım. Sabancı soyadı, çok sevilen sayılan bir isim… Tabi ki çok gurur verici… Ancak bunun bilinciyle sorumluluklarımız da oluyor .

Aileyi her şeyden önde tutan, insanlara merhametle yaklaşan, herkese eşit duran, kırmayan, incitmeyen, rencide etmemeye özen gösteren, karşısındaki kim olursa olsun önemseyen, dinleyen bir anne babanın evladısın. Böyle bir birlikteliğin meyvesi olmak senin karakterine nasıl yansıdı? Saygıdeğer annen Özcan Sabancı Hanımefendi, ailesinin her ferdine büyük bir aşkla bağlı, sevdiklerini gözünden bile sakınmış, acılarını içinde yaşayarak gerçek sevginin; varlığına bile ihtiyaç duyulmadan yaşanabileceğini gösterecek kadar güçlü bir kadın… Onun gibi sevgide sonsuz cömertlik sergileyen bir kadının kızı olmak nasıl bir duygu? 
Allah’a bunun için şükrediyorum. Kendimi huzurlu ve sakin hissediyorum. Benim ailemde hiç kavga dövüş olmadı. Sakin ve sanatçı ruhlu bir babam vardı. Allah rahmet eylesin iyilik timsali bir insandı… Sadece bize değil herkese karşı… Annem ise çok çekip çevreleyici güçlü bir kadındı. Her ikisi de kendi mizaçları itibariyle baskındılar ama kendi tarzları vardı. Önemli olan aralarındaki sevgiydi. Öyle bir sevgiyle bağlanmışlar ki biz hep bunun sıcak atmosferinde yetiştik. Ruhumuzda bir denge, içimizde bir sakinlik oldu.

Çocukluğuna ait bir fotoğraf karesi sorsam ilk hangisi gelir aklına? 
Çocukken ara ara oruç tutardım. Evimizden caminin minaresi gözükürdü. Son 3-5 dakika annem beni sırtına alırdı, ezanın sesini ve minarenin ışıklarının yanmasını beklerdik. Tonton olduğum için 1-2 dakika sonra sırtından inmek isterdim. Ama o ezan sesine kadar beni taşırdı… Annem çok ince düşünceleri olan bir insandır. Bu hareketiyle o zamanlar adeta beni oruç tutmaya teşvik ederdi. Benim için çok özel anlardı…

“Varlıklı bir aile” deyince, o ailenin fertlerinin her istediği hemen yerine getirilir zannedilir. Oysa Sabancı Ailesi’nde bu görüşün hayata geçtiğini söylemek pek de mümkün değil… Zira; bu ailede heveslere öyle kolay geçit yok. Londra’da okurken keşfettiğin çikolatacı seni çok heyecanlandırmış. Hevesle eve koşup çikolata fabrikası açma hayalini babana anlattığında beklediğin tepkiyi alamamışsın. O çikolata fabrikası hemen açılsaydı karşımda bugünkü Demet’i görebilir miydim sence? 
Her zaman makul ve mantıklı olmanın gerekliliği hissettirildi. İsraf çok önemli bir kavramdı ailemizde… Şımarıklık evimize hiç uğramadı diyebilirim. Varlık içinde yaşarken evimizin bahçesine gelip semizotu toplayan kimsesiz bayana, yine kimsesiz kambur genç birine evimizde pişen yemekten ikram etmemiz, bir şey söylenmeden; hayatı gösteren hissettiren güzel olaylardı…

Peki senin çocuklarının heveslerine iltimas kapıları sonuna kadar açılacak mı? Hazır miras olarak mı bulacaklar işlerini  yoksa onların da önce plan proje üzerinde çalışıp, senin gibi çaba sarf etmeleri mi gerekecek? 
Benim vereceğim en büyük imkan iyi bir eğitimdir. Çocuklarım kendi yollarını kendileri çizecekler. Hazır bir şeyi birinin eline bırakamazsınız. Hayat o kadar naifliği kaldırmıyor.
Benim gördüğüm şu:
Bugünün çocukları, “Niye kendin deniyorsun? Bak burada yapılmışı var” demenizi kabul etmiyor zaten… Hepsinin kendi hayalleri, hatta eni konu planları var… Benim çikolata fabrikası kurmaya kalkmam gibi değil artık durum…

Rahmetli baban, saygıdeğer Hacı Sabancı’nın sizlere verdiği en önemli nasihat “dürüst ve adil olmanızmış. Senin çocuklarına verdiğin, altını sıklıkla çizdiğin en önemli nasihat nedir?
İyilik, dürüstlük, samimiyet altın kıymetinde hasletler… Her zaman empati kurmalarını söylüyorum. Hepimizin yaşayacak bir hayatı var, onu insan gibi yaşamak lazım… Zaten Allah’a şükürler olsun ki benim evlatlarım ben demeden insan sevgisiyle, tabiat sevgisiyle, sanat sevgisiyle büyüdüler.

Günümüzde aile tabloları çok değişti ne yazık ki, artık çocuklar eskisi gibi yetişmiyor. Her istediklerinin yapıldığı, birlikte geçirilen zamanların azaldığı, maneviyatın yıprandığı günlerden geçiyoruz. Ben küçükken bayramlık alınan kırmızı pabuçlarımla uyuduğumu bilirim. Ayakkabı sahibi olmak bir hayal değildi belki ama alınanın kıymetli olduğu bize hissettirilirdi. Bugün, kıymet bilen çocuklar büyütmek, gelenek ve göreneklerine bağlı bireyler yetiştirmek eskisinden de önemli diye düşünüyorum. Ben açıkçası kendimi anneme göre daha fazla çaba harcarken buluyorum çünkü benim annemin babamın zamanında maneviyatı ön planda tutan ebeveynler vardı ama bugün ben kendimi azınlıkta hissediyorum, benim gibi düşünen ebeveynlerin azaldığını görüyorum. Benimle aynı fikirde misin? Senin de bu konuda özel bir çaba harcaman gerekiyor mu?
Hayatın kıymetini anlamak kadar anlatmak da zor… Bazı şeyler zaman istiyor. Ayrıca zamanın da kendine ait bir ruhu var… Eskiler ne güzeldi, hep öyle kalsın demek mümkün de değil gerçekçi de değil… Fakat hayata anlam ve değer katan yeni detaylar bulmak, üretmek lazım. Zaman geçip giderken insana ait değerleri de eritip gitmemeli. Maneviyatın tohumu çocukluk yıllarında atılıyor. Biz kendi çocuklarımızda bu dengeyi kuracak altyapıyı kurduk şükürler olsun. Ama günlük hayat çok hızlı… Özellikle gençlik yıllarında inanılmaz bir etkilenme sürecinden geçiyorlar. Dünya zevklerine meyil etsinler diye söylemiyorum ama etik olduğu sürece ben her türlü yeniliğe ve deneyime açık olmasını istiyorum gençlerin. Nostaljinin dozunda kalması gerektiğine inanıyorum.

Özcan Sabancı Hanımefendi’nin çevresindeki herkesi mutlu etmek için her daim özel bir çaba sarf ettiğini, seyahatlerde vaktinin büyük bir kısmını hediye alışverişlerine harcadığını biliyorum. Ve tabi ünü nam salmış hediye odasını da… Bu meşhur oda sana neler hissettiriyor? Bu oda ve içindekilerle ilgili bir anını bizimle paylaşır mısın?
Annem nam-ı diğer Noel Anne… Evet annem etrafındaki insanların her zaman mutlu olmasını arzu ediyor… Kendince bunu hediyeleriyle, ansızın arkadaşlarını hatırlayıp arayıp sormalarıyla, sürprizleriyle yapar… .O da öyle mutlu oluyor… Bunun için organize oluyor, planlar yapıyor… Nasıl keyif alıyor bunlardan anlatamam!
Doğrusu hediye odasına girmek çok keyifli, insan çocuk gibi oluyor. Kıyafetten, aksesuara, ev eşyasından, çantalara kadar çeşit çeşit istiflenmiş eşyalar bulunuyor.

Yakışıklı mı yakışıklı büyük büyük dedenize köyün genç kızları “Süslü” lakabını takmış. Bu lakabı almasında, sırtında taşıdığı sırmalı Maraş abasının da payı büyükmüş elbet ama yakışıklılığının da kızların kalbine ateşler düşmesinde büyük rolü varmış. Sonraki yıllarda metal düğmeli, kaşmir, bordo ceketiyle tüm bakışları üzerinde toplayan, çok çaba harcamasa da başları döndüren bir büyükbaba… Sevgili anneniz Özcan Sabancı’nın da en zarif, en güzeli aradığı ayna karşısında geçirdiği uzun saatler, hayatın içinden geçen her satıra bir güzellik, bir zarafet serpiştirme arzusu… Sizde de var mı bu çok özel “süslü”genlerden? 
Dedemin “süslü” lakabı sanırım annem için de geçerli.”Ben Seni Bırakıp Gider miyim ?” kitabında da açıkça belirtiyor bunu… Ben annem kadar süslü değilim. Ama küçük kızımız anneannesine çekmiş 🙂

Lüks tüketim, medya, seyahat, denizcilik, kök hücre teknolojileri konularında faaliyet gösteren şirketleriniz var ve ben çok iyi biliyorum ki sen bilfiil bu işlerin başındasın ve çok çalışıyorsun. Sırtını arkana yaslayıp keyif çatmak varken bu kadar koşturmak neden Demetçiğim?
Sırtımı yaslayıp uzanınca dinlenmiyorum ki ben… Hareket halindeyken daha iyi hissediyorum kendimi. Sosyal bir kişiliğim var… Ayrıca belki inanmakta zorlanıyor bazıları ama kendimi topluma karşı sorumlu hissediyorum. Yeni bir şeyler yapmak, daha iyi bir şeyler yapmak istiyorum, bu benim içimden geliyor. Hani bir deniz yıldızı öyküsü var ya… Tek başına kaç kişiyi kurtarabilirsin diye. Tek bir kişiye bile bir faydam dokunsa bu yeterince anlamlı bir çaba olacaktır.
( Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken,denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu Kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve
–  “Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsun ?” diye sorar.
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları İçin” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla:
–  “İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var.Hepsini atmanıza imkan Yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der.
Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi,
– “Bak Onun İçin Çok Şey Değişti,” karşılığını verir.)

Bu topraklarda doğmak bazen çok büyük bir gurur kaynağı olurken bazen de çok büyük acıların içine düşmenize sebep olabiliyor, en çok da kadın olarak doğmuşsanız… Bu topraklarda kadın olarak doğmuş olmak zor mu gerçekten? Kadına şiddet dünyanın her yerinde var ama sanki bizde daha mı çok var? Bizim kadınlarımızın sorunları ve sıkıntıları sanki daha çok gibi geliyor bana ne dersin? 
Ben her platformda şunu söylüyorum: Kadına şiddet bir sorun elbette ama asıl mesele bu toplumun bir şiddet kültürüne sürüklenmiş olmasıdır. Aynı evde birkaç aile üst üste yaşarken şimdi bir evin içinde iki kişi anlaşamıyor. Siyasette, sporda, sokakta her yerde şiddet var. Bizi bu noktaya getiren meseleleri iyi anlamak lazım. Tek başına kadına karşı işlenen suçları diğerlerinden ayırarak cezalandırma şansınız var mı? Çocuklara karşı işlenen suçlar, yaşlılara karşı gösterilen şiddet… Ne yazık ki kökü daha derinde bir sosyolojik olayın içindeyiz.

Siyasetle aran nasıl? Siyasete atılmayı düşünür müsün bir gün?
Siyaset topluma hizmet sanatı. Ben zaten kendimce toplum için çalışıyorum. Bunun için parlamentoya girmeme, bir partiye üye olmama hiç gerek yok.
Ailece sanata çok düşkün olduğunuzu, senin küçükken piyanist olma hayalleri kurduğunu biliyorum. Sanata düşkünlük nereden kaynaklanıyor? Bir sanat eseri alırken nasıl karar veriyorsun? Danıştığın bir isim var mı? Kriterlerin neler? Bir eseri alman için beğenmen yeterli mi yoksa ileride değeri yükseleceği için de ilgi alanına giriyor mu? 
Bu eşimin uzun yıllara dayanan birikiminin sonucu… Ancak yine de danıştığımız kişiler var tabi… Sevmeniz, takip etmeniz lazım. Bir kişinin fikri her şeyi çözmeye yetmiyor. Ayrıca bütün mesele değer kazanma meselesi de değil… Bazen sadece sevdiğiniz için alırsınız. Bir sanat eserinin üzerindeki etiketten başka bir de kalbinizdeki ederi vardır. İnan biz daha çok böyle hareket ediyoruz. Ama bütün parçalar için böyledir diyemem tabi…

St. Regis İstanbul’u gezerken bizi ilk karşılayan göz kamaştıran sanat eserleri oluyor… Bu eserler sadece ortak alanları değil odaları da olağanüstü endamlarıyla taçlandırıyorlar. Demetçiğim sanat eserleriyle donatılmış olmak çok az otele  kısmet olur diye düşünüyorum. Oteli bu eserlerle adeta bir sanat mabedine dönüştürme fikri nasıl oluştu? 
Artık farklı olmanın kazandırdığı günlerden geçiyoruz. İyi olmak yetmiyor, özel olmak lazım. St. Regis İstanbul bunu sanatla başarıyor. Bu otel size konaklama ve turizm olanaklarının dışında bir beğeni sunuyor. Sizi zenginleştiren, eğiten, bir yanıyla eğlendiren bir şey bu… Her yerde yatacak bir yatak ve oda servisi bulursunuz, her otelin SPA’sı var, havalimanından sizi hepsi alıyor… Tek başına güler yüz ya da muslukların kalitesi sizi tatmin etmiyor. Bunlar herkeste var, St. Regis İstanbul’da bunların yanında sanat da var. Hem de iyi işlenmiş, doğru sergilenen bir sanat… İşte fark burada.

Senin yumuşacık bir kalbin olduğunu ve hiç sinirlenmediğini, en olmadık kriz anlarında bile sükunetle çözümler ürettiğini söylüyorlar. Doğru mu? Gerçekten hiç sinirlenmez misin? 
Bu bana ailemin mirası olan harika bir gen… Sinirlenirim ama sakin kalmayı başarırım; kendimi ve karşımdakini yiyip bitirmem. Zamanın geçiciliği karşısındaki çaresizlikle yüzleştim. Öyle sahte hezeyanlara kapılmam, dizginleri kaybetmem. Kaderci damgası vurmayın hemen ama hayatta ne olacaksa olur; o şey olacağı için olmuştur zaten… Bunu sakinlikle karşılayarak yönetirim. Benim için asıl mesele önleyici olabilmektir. Beni sinirlendirecek, üzecek şeyleri önceden önlemeye çalışırım. İnanın iyi bir yöntem…

Giyim sektöründe söz sahibi bir grubun başkanı olarak bugün senin elinin altında dünyanın en önemli modacılarının tasarımları yatıyor. Annen  Özcan Sabancı’nın nişan kıyafeti ve gelinliğini zamanın ünlü terzisi Lütfiye Arıbal dikmiş. Onun kızı olarak senin modayla aran nasıl? En beğendiğin yerli ve yabancı modacılar kimler? Giyim kuşam alışverişine düşkün müsün? Giyeceğin kıyafetleri seçerken uzun uzun sezon parçalarına göz atar mısın? 
Moda işi yapıyorum; modadan anlamam ya da haberim yok dersem ayıp olur… Ben adım adım modayı takip etmem, kaliteden hoşlanırım. Her iyi ürünün bir hikayesi olması gerektiğine inanırım. Özel şeyleri severim, beklerim, takip ederim ve alırım. Fakat profesyonel olarak daha çok işin içindeyim. Kendim değilse bile modayı sıkı takip edenlerin eğilimlerini bilmek için sürekli kısa ve öz bilgiler alıyorum.

Türkiye’de ve dünyada pek çok yere seyahat ediyorsun. Seni en çok etkileyen yerler nereler oldu? Kendinle baş başa kalmak istediğin zamanlar olduğunda nerede olmak istersin? Sükunet bulduğun kaçış mekanların var mı?
Valla tekne zevkini biraz geç keşfettik ama sonunda keşfettik tekne gerçekten dinlendiriciymiş. Ama birkaç gün olmak kaydıyla… Ayrıca benim için Paris önemli tabi… Sanat eserlerini takip etmek ve değerlendirmek için Paris’e, çocukların yanında olmak içinse Amerika’ya sık sık gidiyorum. Ben gittiğim her yerde müze gezdiğim ve konser dinlediğim için seyahatlerim genellikle birbirine benziyor.
 
Türkiye’yi ziyaret eden önemli devlet adamlarını, moda tasarımcılarını, sanatçıları evinde özel olarak ağırlıyorsun. Adeta fahri elçi gibisin. Bu insanları ağırladığın sofralarda menüyü çok merak ediyorum. Bize biraz anlatır mısın?
Tabi ki… Biz daha çok Türk kültürünün öne çıkan yönlerinin altını çiziyoruz. Çok kaliteli bir sunum yapıyoruz ve yöresel tavırları uyguluyoruz. Geleneksel tatlar ve servisi de yapıyoruz ama Türkiye’nin modern ve batılı yüzü üzerinde daha çok duruyoruz. Özellikle insanımızla bir bağ kurmaları için çok sayıda konuk ağırlıyor ve yabancı misafirleri Türkiye’nin aydınlık ve umut vaat eden yüzleriyle bir araya getiriyoruz. Örneğin son olarak John Malkovich Orhan Pamuk ile uzun uzun sohbet etti ve büyük keyif aldılar. Bu çok önemli bir kazanım…
Son olarak, Demet Sabancı’nın hayat felsefesi nedir diye sorsam? 
Ben hayatımda bir denge istiyorum. Bir yanım iş kadını ama diğer yanım bir anne… Bir yanım sanatla ilgileniyor diğer yanım finasmandan anlamak zorunda… Bir yanım tamamen hayata dönük ama diğer yarım inziva istiyor… Bütün bunların arasında bir denge istiyorum… Denge benim sihirli kavramım…

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: