Başa Dön

Merve’ye Has Pozlar

blank

Merve’ye Has Pozlar

Okuma süresi 5 dakika

Tüm Türkiye’nin “ Nurettin Hasman’ın kızı” olarak tanıdığı Merve Hasman, üzerine yapışan ve hiç de istemediği bu “sosyetik imaj”dan fazlasıyla bunalmış…

İşte tam da bu sebeple, kendi yolunda emin adımlarla ilerleyen, mesleği ile anılmak isteyen genç “fotoğrafçı” Merve Hasman’la çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik…

Merve Hasman’ı kısaca tanıyabilir miyiz?
Merve Hasman
: İlk ve ortaokul eğitimimi Türkiye’de tamamladıktan sonra liseyi İsviçre’de okudum. International of Bacaloriat ’yı bitirdim. Avrupa’da kalmayı tercih ettiğim için ilk üniversite hayatıma yani fotoğrafa Milano’da başladım. Fakat sonra doğru adresin Amerika olduğunu keşfedip, Amerika’ya, New York’a transfer oldum.

New York School of Visual Arts’ın fotoğrafçılık bölümünden mezunsunuz. Bu okula gelmeden önce Milano’da bir üniversitede okuyordunuz? Size bu değişikliyi yaptıran sebep neydi?
M.H
: Benim hayal ettiğim ve kafamda kurduğum hedeflere ilerleyebilmem için verilen eğitimin yetersiz olduğunu düşündüm. Onun için de Amerika’yı tercih ettim.

Okul bittikten sonra bir süre daha Amerika’da kaldınız ve Steven Klein ile çalıştınız. Bu dönemin size edindirdiği tecrübelerden bahsedebilir misiniz?
M.H
: Steven Klein bana fotoğraf işini, set arkası dışında, esas “buisines” bölümünü öğretti. Bu işten nasıl para kazanılıyor, sergi yapıldığı zaman galerilerle nasıl anlaşma yapılır ve daha çok rakamlar üstüne tecrübe kazandım. Steven’nın kişisel asistanlığını yaptım ve stüdyosu benden soruluyordu. İki üç kere setine gittim. Zaten kendisinin bazı prensipleri var. Minimum dört sene çalışmanız gerekiyor ki onun üçüncü fotoğraf asistanı olun. Ben bir sene kaldım. Yollarımızın ayrılma sebebi de şöyle oldu: Maalesef Amerika’da çalışma vizesi alma prosedürü değişti. Artık firmalar devlete ne kadar baskı yaparsa yapsınlar ben bu elemanı istiyorum diye hiçbir işe yaramıyor. Tamamıyla kuraya kalmış bir durum. Sene sonunda yani okul da bittikten sonra Steven dedi ki, “Benimle beraber çalışmaya devam edebilirsin ama altı ay sonra kura çıkmazsa ülkene geri dönmek zorunda kalabilirsin. Kura çıkarsa da devam ederiz. Böyle bir şeyi riske atmak ister misin? Ya da benim sana tavsiyem şöyle bir şey olabilir; yaz tatili geliyor, zaten üç ay çok iş olmuyor fotoğraf sektöründe. Sadece üç ay için burada kalmak yerine sene başında kendi kanatlarınla uçabilirsin. Tercihini sana bırakıyorum” dedi. Ve kuraya kaldığı için ben de açıkçası bu riski göze almak istemedim, çünkü kendi kariyerim açısından tam ortada başlarsam eğer çok yavaş ilerleyeceğimi düşündüm. Tabi ki bazen keşke bir altı ay daha kalsaydım diyorum. Hala kontak halindeyiz, her zaman kapıları bana açık. O yüzden Steven’dan ayrıldım veya Steven’ı kaybettim gibi bir korkum yok…

Türkiye’ye dönmeye nasıl karar verdiniz?
M.H
: Zaten o dönem Türkiye’ye dönmek istiyordum. O dönem ailemi de çok özlemiştim. Çünkü çok uzun bir süredir yurt dışındaydım ve artık İstanbul’da olmak istiyordum. Hepsi üst üste geldi.

Moda fotoğrafçılığına nasıl karar verdiniz?
M.H
: Moda olarak değil esasında. Benim bakış açıma göre “erotizm” ile ben bu işe başladım. Erotizm artı moda gibi oldu çizgim. Bir kadınla çalıştığınız zaman mutlaka modayı getiriyor size. Bu portre de olsa erotizm de olsa. Yaşadığım tecrübelere dayanarak karar verdim. Çok fazla moda sektörünün içinde bulundum ve dedim ki “Ben bunu yapacağım, başka bir fotoğrafçılık dalı düşünemem.” Böylelikle moda fotoğrafçılığına karar verdim.

Sizin yaptığınız çalışmalardan medyada bahsedilirken çoğunlukla Nurettin Hasman’ın kızı olarak bahsediliyor? Babanızın bilinen bir insan olması sizin profesyonel bir fotoğrafçı olarak kendinizi tanıtmanızı nasıl etkiliyor?
M.H
: Ben bunun savaşını çok verdim. Yanlış anlaşılmak istemem ama sosyetik bir imajınız olduğu zaman bu sizin üzerinize yapışıp kalıyor. Bugün çalıştığım bir sürü insan, ilk işimizde bu işi hobi olarak yaptığımı düşündü. Hayır, ben bu işten paramı kazanıyorum, faturalarımı ödüyorum. Babamın kızı olduğum için çok mutluyum ama ben Merve’yim, tek başıma “Merve”yim. İşim gereği ne doğruysa hep onun üstüne gittim. Girmediğim ortam, çalışmadığım iş kalmadı. Sadece işim adına kendimi daha iyi nasıl eğitebilirim diye düşündüm hep. Bu kadar çaba verdikten sonra hala hobi olarak yapıyormuşum gibi görünmem üzücü. Bunun düzelmesi biraz zaman alacak. Ama sanırım doğru bir yolda ilerliyorum. Hiçbir zaman da yolumdan şaşmadım.

“Hayat Senin Sahnen” adlı bir projeye imza attınız ve bu proje kapsamında birçok ünlü isimle çalıştınız. Bize bu projeden bahseder misiniz?
M.H
: Çoğu benim çevremdeki arkadaşlarımdı aslında. Benim Max Factor’le yolum şöyle kesişti; Max Factor’ün yeni ürünü doğallığı tercih edenlerin kullandığı bir fondöten. Ben de doğallığı tercih eden bir fotoğrafçı olduğum için yolumuz kesişti. Proje için insanları seçerken biraz daha farklı renkler, farklı tenler olmasına dikkat ettim. Sonuçta bir güzellik ürünü için fotoğraf çekimi olacaktı.

Üzerinde çalıştınız bir proje var mı şu anda?
M.H
: Kafamda hayata geçirmek istediğim birçok proje var. Ama özellikle bir şey yok şu an için.

Beğenerek takip ettiğiniz fotoğraf sanatçıları var mı?
M.H
: Koray Birand ve Tamer Yılmaz’ı çok beğeniyorum. Mert Alaş’ı seviyorum ama çok da bana hitap etmiyor. Ben biraz daha sanatsal ve kurgu içerikli fotoğraflar sevdiğim için genelde işlerini takip ettiğim insanların fotoğrafları bana bir hikâye anlatan fotoğraflar oluyor.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.