Başa Dön

Lüks Kavramını Yeniden Tanımlayan ve Hollywood’a Açılan Türk Mimar

blank

Lüks Kavramını Yeniden Tanımlayan ve Hollywood’a Açılan Türk Mimar

Okuma süresi 10 dakika

Türkiye’de tarzı ve yaptığı işlerle fark yaratan ve ülke sınırlarını aşan ünü ile tasarım dünyasında adından daha sıkça söz ettireceğe benzeyen İç Mimar
Şafak Çak, bu ay MAG’ın sayfalarına konuk oluyor.  Sıradan iç mimarlardan değil bir kere onu belirtelim… Müşteri ayrımı yapmıyor, evinizin sunumunu 3D teknolojisi ile sunuyor, yaptığı işi en son ayrıntısına kadar tamamlamadan teslim etmiyor, anahtar teslimlerini minik bir parti ile gerçekleştiriyor, lükse biraz düşkünseniz kafanıza daha öyle düşünceler sokuyor ki, lüks kavramınıza boyut atlatıyor ve sizi kendisine hayran bırakıyor… Bunlarla da yetinmiyor, İtalya’da Armani’nin showroomunu tasarlıyor, Kelly Rowland ve Beyonce gibi ünlülerin evlerini Osmanlı tarzı ile süslüyor. İşte Türkiye’nin sıra dışı iç mimarı Şafak Çak ile keyifli sohbetimiz…

Bu harika eserlerin yaratıcısını biz daha yakından tanımak istiyoruz… Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
İstanbul’da doğdum. Küçüklüğümden beri sanata ve yaratıcı şeylere karşı çok ilgim vardı. Dört yaşında AKM’de piyano konseri vererek o zamanın tabiri ile “altın çocuk” sıfatı ile anılırdım. Biz Üsküplüyüz. Babamlar da İstanbul’a ilk geldiklerinde Kapalıçarşı’da mobilyacılığa başlamışlar. 1975’lerde ilk yuvarlak yatak odası satan insandı, babam. Açıkçası küçüklüğümden beri benim aklımda “tasarımcı” olmak gibi bir düşünce yoktu. Zaman, şartlar ve merakım sayesinde “tasarım” dünyasına 2000 senesinde Royal Art Academy’e kabul edilerek girdim. Yapı olarak tez canlı ve hiperaktif bir kişiliğim olduğundan yarım dönem okuduktan sonra sıkıldım ve okulu bıraktım ve İstanbul’a geri döndüm, hemen şirketimi kurdum ve o günden beri yurt içi ve dışında onlarca projeye imza atıyorum.

İnternet sitenize şöyle bir göz atınca acayip ilkeli bir adam çıkıyor karşımıza. Bir sürü madde sıralanmış… En ilgi çekici olanları: “Aç – açıkta kalsak da istemediğimiz hiçbir iş yapmayız.”, “Bütçenin büyüklüğüne – küçüklüğüne göre tavır takınmayız”, “Para için sevimli olmayız, takla atmayız.” Çok iddialı ve az bulunur söylemler. Sizi bu ilkeleri sıralamaya iten tecrübelerinizin bir sonucu muydu?
Açıkçası bu ilkeler, olması ve uygulanması “normal” olan ilkeler. Bu kadar net, temiz ve ahlaklı prensipler ve disiplinlerle zamanla tecrübe edilip uygulamaya konmuş maddeler. Bütçeye göre tavır takınmanın hem profesyonel hem de ahlaki bulmuyorum. Bana bir koltuk veya sehpa yaptırmak için gelen müşterilerime “hayır” dediğim gün bittiğim gündür. Çünkü bir koltuk yaptırıp üzerine bütün evini yaptıran çok fazla müşteri hikayesi yaşadım… “İstemediğimiz hiçbir işi yapmayız”dan kasıt da;  “zevk almadığımız projeyi müşteri ile paylaşmayız” demek istememiz. Biz bu işi yaparken tek hedef olarak “insanların hayallerinin ev”ini yaratmak olarak görüyoruz. İnsanlar arabalarını veya eşyalarını sıklıkla değiştirebiliyorlar ancak evler büyük tadilata ortalama on senede bir girebiliyor. Bu süreçte eğer ev sahibi birinci senede aldığı heyecanı 10. senede de alıyorsa ve bu heyecan hiç kaybolmuyorsa kısacası evine aşık ise biz işimizi “yapmış” sayıyoruz. Müşterinin bize ödediği ücretten daha çok bizim sırtımızı sıvazlayıp “elinize sağlık” demesi, bize çok fazla haz vermekte.

Verdiğiniz hizmetin sürecinden bahsedelim biraz da… İşe nereden başlıyorsunuz ve nerede teslim ediyorsunuz…
Bir kere bizim işin bir kaç tane ayağı var ve bu ayakların hepsinden başarı ile çıkmanız gerekiyor. Bu proseslerin biri aksar ise başarı hayal olur. Bir kere karşınızdaki müşteriyi ilk toplantıda çözümlemeniz gerekiyor. Ne sever, ne dinler, ne yer, ne içer,  nerelere seyahat eder gibi ortalama yaşam zevklerini öğrenmeniz gereklidir. Mesela Amerika’yı seven bir aile mutlaka büyük mobilyalardan hoşlanıyordur, Avrupa’yı seven bir aile mutlaka etik kurallara bağlı, sistemli bir yerleşim tercih eder, Orta Asya’yı seven bir aile daha çok yaşam rahatlığını ve örfleri ön plana çıkaran bir yasam tarzı benimser. İkinci aşama ise onları mutlaka evlerinde ziyaret ederim. Ev yaşantıları birçok şifreyi bana verir. Bu dokümanları topladıktan sonra en son onlara hayallerinin evini sorarım. Sonra tüm bunları bir senaryo içerisine koyup, kendimce bir hikaye yaratırım. İlk toplantıdan sonra müşterilerime evlerinin bitmiş haldeki projesini 3 boyutlu olarak sunarım. Müşterinin, “Aaa ben böyle istememiştim” demesi problemini ortadan kaldırıyor. Biz, apliğinden aynasına, yatak odasından banyosuna kadar tüm evi detaylı olarak madde madde seçiyoruz. Ondan sonrada uygulama ve imalat süreci başlıyor. Projeleri diş fırçalığından tutun da evin tüm aksesuarlarına kadar yerleştirerek teslim etmeyi seviyorum. Teslim aşaması ise bir nevi ufak tören ile yapılıyor ve evin anahtarı kadife kesede sunuluyor.

Sizinle ilgili ufak bir araştırma “lüks” kavramını karşımıza çıkarıyor. Oldukça lüks ve ihtişamlı tasarımlarınız var. Hatta ve hatta bazı müşterilerin aklına bu fikri siz sokuyormuşsunuz. Lükse ve ihtişama olan yatkınlığın sebebi nedir?
Açıkçası “lüks” dediğimiz şeyler artık hayatımızın olmazsa olmazını oluşturuyor. Mesela evlerde kullandığım klimalara bağlanan parfüm aparatı yaz aylarında tüm evin müthiş kokmasını sağlıyor. Bu dışarıdan lüks gibi gözükebilir ancak ben bunu New York’ta dolaşırken bir elektronik markette buldum ve kullanmaya başladım. Teknolojiyi evlerde kullanmayı seviyorum. Mobilyaları hareketlendirmeyi seviyorum. Alçalan yükselen mutfak tezgahı, içinden bar çıkan orta sehpa. Müstakil evlerde bu tip hi-tech ürünleri çok kullanıyorum. Mesela Acarkent’te bir villanın çatısına uzun bir paslanmaz çelik çubuk üzerine kamera yerleştirdik ve evdeki tüm plazmalardan boğazı 24 saat canlı izleyebiliyorlar. Teknolojiyi hangi mekanda kullanırsak kullanalım bunu lüks olarak adlandırmamalıyız ancak Swarovski taşı bir yerde kullanırsak bu lükstür. Bir eve Japonya Kobe’nin Rokko Dağı’ndan çıkan ayda sadece 5000 adet üretilen tanesi 150$ olan Fillico Jewel marka su koyarsanız, işte bu lükstür. Herkesin şımaracağı bir element vardır dünyada. Ben de insanları şımartmayı seviyorum.

Bu yaratıcılık nereden geliyor? Hep böyle yaratıcı mıydınız?
Kesinlikle çocukluğumdan beri böyleydim. Yaratıcılık yeteneğinizi nerede ve ne zaman kullandığınız çok önemlidir. Hayatımın en temel taşlarından birini oluşturan cümle şöyledir : “Kendin ol! Kalbinin sesini dinle; zaman çok önemli, bu yüzden başkalarının hayatını yaşamak için onu harcamayın. Kader denen bir şey var. Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur”. Kısacası herkesin içinde bir yöne baskın yetenek vardır, bunu fark ettiğiniz an koşmaya başlamalısınız.

10 yıldır bu sektörün içindesiniz ama son dönemde parlamanıza neden olan bir proje var mı? Bu çıkışı neye bağlıyorsunuz?
Bu çıkış biraz şans biraz zamanlama biraz da “Artık yapılanları ortaya çıkartmak” isteği ile paraleldir. Ben 10 senedir yaptığım hiçbir projemi ne bir dekorasyon dergisinde ne de herhangi bir medyada paylaştım. Biriktirdim ve sabrettim çünkü ülkemizde oldukça iyi iç mimarlar var. Bunların arasına girmek için sabırlı olup yaptıklarınızı biriktirmek büyük özveri isteyen bir şey.  Ece Vahapoğlu “Öteki” diye bir roman yazıyordu. Bir aksam konuşuyorduk bana; “Romanımın iki kadın kahramanının ev tasvirlerini yapar mısın?” diye rica etti. Bende o anda iki tane hayal ev yarattım. Sonrasında Aktüel Dergisi için röportaj yapmak istediğini söyledi Ece, ardından New York Times muhabir gönderdi benimle röportaj yapması için. Sonrasında Kelly Rowland ve en nihayet Beyonce’nin projesi.

“Reklamla müşteri avına çıkmam” diye bir açıklamanız var. Neden diye soralım… Herkes reklam yapmak için deli oluyor günümüze…
Bizim işimizde reklam ile sadece isminizi insanlara ezberletirsiniz. Müşteri sizin yaptığınız bir ev veya ofisi görmesi ile dergide reklamınızı görmesi arasındaki farkı net ortaya koyar. Her biten proje, yeni reklam alanınızdır. Ben bizim işimizde reklamın bir gücü olduğuna inanmıyorum.
Yurtdışındaki projelerinden bahsedelim… İtalya’da Armani’nin showroomunu yapmışsınız ki bu ne kadar büyük ve önemli bir adım… Türkiye’de bunu bir kişiye söyleseniz buna kimse inanmaz…
İstanbul’da Armani’nin mal yaptırdığı fason bir fabrikanın showroomunu yapmıştım. Armani Orta d-Doğu’da sattığı ürünlerin çoğunu bu fabrikada yaptırıyordu. İlk toplantıda müşterilerinin Armani olduğunu öğrendiğim an zaten hedefim oraya çevrilmişti. Armani’nin üst düzey yöneticileri fabrika ziyaretlerinde bu showroomdan etkileniyorlar ve benden Milano’ daki showroomları için proje talep ettiler ve ben de en kısa sürede çizip sundum ve bu proje gerçekleşti.

Gelelim Kelly Rowland ve Beyonce meselesine… İlk önce bu bağlantıları nasıl kurdunuz? Kendinizi nasıl tanıttınız?
Geçen yaz eşimle St. Tropez’de yanında korumalar olan bir kadın fark ettik. Orada ufak takılar satan bir kadının yanına doğru giden Kelly’nin ardından eşim de gidiyorlar ve sohbet etmeye başlıyorlar. Kelly’e “Türk olduğumuzu, benim iç mimar olduğumu ve New York Times’daki röportajımdan bahsediyoruz. Kelly o röportajda yazan “Ottoman Style” kelimesi ile çok ilgilendi. İstanbul’a gelince kendisine, Osmanlı motifleri olan bir yatak hediye etmek istediğime dair bir mail attım. İki ay sonra Kelly’e yatağı gönderdim. Kendisinin çok hoşuna gitmişti. Ardından bu yatağı Destiny’s Child’dan arkadaşı olan Beyonce’nin eşi Jay Z görüyor. O ise tamamen Osmanlı aşığı diyebiliriz. Onlar da bana ulaşıyorlar. Önce yatak odası projesini istiyorlar. Şimdi de DVD odaları için bir proje istediler.

Kelly Rowland nasıl bir tasarım istedi?
Açıkçası o sadece Osmanlı tarzını çok sevdiğini söyledi. Gerisi bize kaldı.

Bu kadar ünlü biri ile çalışmanın zorlukları oldu mu? Sizi zorlayan zamanlar, kaprisler…
Ünlü ve profesyonel insanlar karşısındakini kendisi gibi gördükleri için yüzde yüz size güveniyorlar ve ne işinize karışıyorlar ne de bir kapris yapıyorlar.  Ünlü biri ile çalışmak, ünsüz biri ile çalışmaktan daha kolay.

Bundan sonrası için çalışmak için konuştunuz mu? E, iletişimi koparmamak lazım…
Kelly ile sürekli iletişim halindeyiz. Hediye gönderdiğimiz için sürekli mahcup bir şekilde nerede konseri veya eventi varsa sürekli davet ediyor.

Gelecek projeleriniz neler olacak?
İstanbul’da daire, müstakil ev ve showroom projelerimizin yani sıra Anadolu’da ofis ve ev projelerimiz sürüyor. Ayrıca Amerika ve Dubai’de yürüyen projelerimiz haricinde, imza aşamasına geldiğimiz Azerbaycan ve Rusya’da iki projemiz bulunuyor.
Röportaj: Damla İplikcioğlu

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.