Başa Dön

Hikayemin Baş Kahramanı Manş Denizi’ni Yüzerek Geçen İlk ve Tek Türk Kadını Nesrin Olgun Arslan

blank

Hikayemin Baş Kahramanı Manş Denizi’ni Yüzerek Geçen İlk ve Tek Türk Kadını Nesrin Olgun Arslan

Okuma süresi 11 dakika

Gurur duyduğum, tek idolüm, yaşam koçum, her şeyim, hayatımın en büyük şansı annem… Herkesin çocukluğundan itibaren bir masal kahramanı vardır, onun gibi olmak ister, onu örnek alır, onun gibi olmak adına doğduğu andan itibaren kahramanının attığı her adımı ezberler ve onu tanımak, onunla bir kez olsun göz göze gelmek, ona dokunabilmek için her şeyi yapar. Bazen çaresizliğe düşer, gerçekten böyle biri var mı diye düşünür? Bazen gerçek hayatla hayal dünyasını karıştırır ve hiçbir zaman ona ulaşamayacağı konusunda karamsarlığa kapılır. Ben hikayemin başkahramanını dünyaya gözlerimi açtığım ilk anda tanıdım. Eğer böyle bir kahraman yanı başınızda ise; hayat bambaşka olur. İşte o yanı başımdaki kahraman, kahramanım; annem: Nesrin Olgun Arslan. Annemin ansiklopedilere ve belgesellere konu olan hikayesi ise; ben doğmadan yıllar önce başlamıştı. Sanırım bu en özel ve önemli röportaj benim için, ben sordum canım annem cevapladı. 

Yüzme serüveniniz nasıl başladı? 

Yüzme sporuna 1964 yılında yani 7 yaşındayken başladım. Adana o yıllarda yüzmede bir numaraydı. Tüm Türkiye rekorlarına Adanalı yüzücüler sahipti. O dönemin Adana’sında eğitimli ailelerin çocuklarını yaz aylarında yüzme havuzuna göndermeleri de modaydı. Çalışan bir anne ve babanın çocuğu olduğum için şanslıydım. Yaz sezonunda yüzmeyi öğrendim ve antrenörler beni yarışmalara hazırlamak için Adana Demir Spor Kulübü’ne aldılar. O yıllarda havuzda 4-5 kız sporcu vardı. 17 yaşına kadar havuz yarışlarında yüze yakın madalya kazandım. Adana’nın 4 bir yanı sulama kanalları ile çevrilidir. Akıntıya karşı yüzme antrenmanları hep bu sulama kanallarında yaptım, performansımı gerçekten olumlu yönde etkiledi. Kış aylarında da kapalı yüzme havuzu olmadığı için Masa Tenisi oynuyordum. O branşta da Türkiye dereceleri aldım. Maraton yüzme kararım ise tamamen bir inatlaşmanın sonucu oldu. 17 yaşına geldiğimde Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü sınavlarını kazandım. Birinci sınıfı geçip tatilde Adana’ya döndüğümde doğruca havuzun yolunu tuttum ve antrenmanlara başladım. Ankara’da o yıllardaki her genç gibi sigaraya da başlamıştım. Tamamen özenti olduğunu şimdi anlayabiliyorum. Havuzda yaptığım antrenman bittiğinde, giyinip havuzun büfesine oturdum ve bir sigara yaktım. Tam o anda dönemin Gençlik ve Spor İl Müdürü Tuncay Şenyüz hocam havuz kapısından girdi ve beni sigara içerken gördü. Yanıma geldi ve çok sert bir ifadeyle; “Madem sigara içiyorsun, artık sen yüzmeyi bırak” dedi. Ben afalladım çünkü Tuncay Hocam çok sevdiğim ve büyük saygı duyduğum bir kişiydi. Zaten artık yaşında geçti diye devam etti. Yine o yıllarda Erdal Acet antrenman yapıyor ve gazeteler her gün onun Manş Denizi’ni yüzeceğini yazıyordu ve o tam 32 yaşındaydı. Bende kendimi savunmak için birden Erdal Acet halen yüzüyor siz bana yaşın geçti diyorsunuz dedim. Ve ardından ben de Erdal Abi gibi Manş Denizi’ni geçeceğim diye sözlerime ekledim. O hadi canım dedi ve döndü gitti. O an ne yapacağımı düşündüm, çok büyük bir laf etmiştim. Ani bir kararla tekrar havuz kenarına döndüm ve Erdal Acet’in antrenörü Kutal Özülkü’nün yanına gittim. Ona Manşı yüzmek istediğimi söyledim. O da ertesi gün havuza gelip 10 km durmadan yüzersem antrenörlüğümü kabul edeceğini söyledi. O geceyi nasıl geçirdiğimi anlatamam. Habire kendime kızıyor ve şu çeneni tutamadın diyordum. Neyse sabah havuzun yolunu tuttum. Kutal Özülkü bekliyordu. Suya atladım. 50 metrelik havuzda tam 100 tur atmam gerekiyordu ve ben defalarca yapamayacağımı düşünsem de tam 5 saatin sonunda 10 kilometreyi bitirmeyi başarmıştım. 4 yıl sürecek zorlu antrenmanların sonucunda 29 Ağustos 1979 tarihinde 15 saat 47 dakika yüzerek Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk Türk kızı olmayı başardım.

 

“Etrafınız kalabalık gibi görünse de, başınızı suyun içerisine sokup yüzmeye başladığınızda yapayalnızsınız.”

 

Bu sporun zorlu tarafları nelerdir? Zorlu taraflarını nasıl bertaraf ediyorsunuz?

Yüzme sporu her ne kadar zevkli bir spormuş gibi düşünülse de eğer iyi dereceler yapmak istiyorsanız zevk diye bir şey kalmıyor. Saatlerce antrenmanlarda kulaç atmak hiçte kolay değil. Sabır bu sporun olmazsa olmazı. Etrafınız kalabalık gibi görünse de, başınızı suyun içerisine sokup yüzmeye başladığınızda yapayalnızsınız. Kaslarınız ağrıyor ama antrenmanı yarım bırakmak gibi bir şansınız hiç yok. Başarının temelinde de bu yatıyor işte. Ben tüm yüzme yaşantım boyunca her antrenmanda bırakıp kaçmayı düşündüm ama bir tek antrenmanı bile eksik yüzmedim. Hep kendimle konuştum. Antrenörümün de çok hırslı ve sporcu psikolojisini iyi bilmesi ise başarıyı getirdi. 4 yıl boyunca yaşadığım tüm zorluklarda ailemin desteği ve bana inanmaları da en büyük motivasyon kaynaklarımdan birisi oldu. Hele Kore Gazisi babamın “ben kara kızıma inanıyorum” sözleri Manş’ın 14 derecelik suyunda üşüyerek yüzerken hep kulaklarımda idi. Teknede beni izleyen  Hürriyet Gazetesi’nden Faruk Zapçı, orada yaşayan Türkler, dil kursuna gelen ve teknede benim Manş macerama tanıklık eden Türk gençlerin 15 saat 47 dakika boyunca benimle birlikte aynı acıları çektiklerini ve tüm kalpleriyle benim başarılı olmam için dua ettiklerini biliyorum. İlk önce kendime kendimi kanıtlamak için girdiğim bu büyük mücadelemde Atatürk’ün bize armağan ettiği Türkiye’mize yaraşır bir genç olabildiğim için çok mutluyum.

 

Yüzücülük aynı zamanda da oldukça sağlıklı bir spor dalı. Fakat Türkiye’de yeterli ilgi bulamıyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Yüzme sporu herkesin yapması gereken sakatlanma riski en az ve aynı anda tüm kasları çalıştıran tek spor branşı. Türkiye’de yüzme havuzları son yıllarda oldukça çoğaldı. Anne ve babaların da çocuklarının yüzmeyi öğrenmelerini istemelerini de olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Ne yazık ki Türkiye’deki eğitim sistemi sadece yüzmede değil diğer spor branşlarında da çocukların önünde büyük engel teşkil etmekte. Yarış atı gibi koşturulan çocuklar spor yapmaya zaman ayıramıyorlar. Yeterli antrenman yapılmadığı için de başarı gelmiyor. Yüzmenin yeterli ilgiyi görebilmesi için her semtte kapalı ve açık yüzme havuzlarının yapılması ve toplumun spor konusunda daha fazla bilinçlendirilmesi gerekir.

 

“Eğer insan bir iş yapıyorsa, benim düşünceme göre, ne olursa olsun en iyisini yapmaya çabalamalı ve yapmalıdır.”

 

Bu spora başlarken hedefleriniz nelerdi, ne kadarına ulaştınız?

Eğer insan bir iş yapıyorsa, benim düşünceme göre, ne olursa olsun en iyisini yapmaya çabalamalı ve yapmalıdır. Spora başlarken de tek hedefim en iyi olmaktı. Kendimce koyduğum hedefe ulaştığımı düşünüyorum. Mesleğim de spor eğitmenliği olduğu için otuz yıldır öğrencilerime hep “hedeflerinize doğru karar verin, hedefe ulaşmak için yöntemlerinizi iyi belirleyin ve hiç hedeften sapmadan inatla, hiçbir zorlukta, hiçbir engelde tökezlemeden çözümler üreterek hedefinize kilitlenin” mesajını veriyor ve bu konuda onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Spor yapmanın kişilik gelişimime olumlu katkısı yadsınamaz, gerek mesleki yaşantımda gerekse ailemle, çocuklarımla, çevremle ilişkilerimde doğru iletişim kurmama büyük katkısı olmuştur. Özellikle çocuklarımı hayata hazırlarken de yol gösterici oldu. Sabırlı olmayı, mücadeleyi bırakmamayı, sınırlarını zorlamayı, zamanı iyi kullanmayı, bilimselliği her konuda ön planda tutmayı ve paylaşmayı hep spor sayesinde kazandım. Manş başarımın dışında hayatı da başardım diye düşünüyorum.

 

Çocuklarınız arasında herhangi bir spor dalıyla ilgili olan var mı? Onları spora yönlendirme konusunda ne gibi çalışmalar yaptınız?

27 yaşında Bengü adında bir kızım ve 25 yaşında Şevket adında bir oğlum var. Her ikisi de yüzmeye 6 yaşında başladılar. İkisi de yüzme ve tenis dalında birçok birincilik aldı. Çanakkale Boğazı’nı üç kez yüzerek geçtiler. Uluslararası Atatürk Barajı GAP Maratonu’nda dereceye girdiler. 14 yaşında ikisi de yüzmek istemediler ve tenis sporuna başladılar. Yine birçok Türkiye derecesi aldılar. Ben hiç bir zaman onlar üzerinde baskı kurmadım. Onlar da sporu eğlencenin dışında görmek istemediler. İkisi de Almanca Anadolu Lisesi’nde okudu. Kızım iki üniversite bitirdi ve şu anda Bahçeşehir Üniversitesi’nde eğitimine devam ederek MBA Tezini yazıyor. Aynı zamanda Futbol Federasyonu’nda AR- GE Eğitim Yönetmeni olarak görev yapıyor. Oğlum ise Çukurova Üniversitesi İngilizce İşletmeyi bitirdi ve İtalya’da Pazarlama Yönetimi üzerine yüksek lisansını yaptıktan sonra Avrupa Birliği Yüksek Lisansını bu yıl tamamladı.

 

Bu spora başlayacak gençlere önerileriniz nelerdir?

Spora başlayacak gençlerin öncelikli olarak hedeflemesi gereken ileriki yaşlarında işlerine yarayacak fiziksel, bilişsel ve duyuşsal yeteneklerini geliştirmek olmalıdır. Spor yapan herkesin yarışmacı olması beklenmemelidir. Birçok genç yarışmalarda başarılı olamayınca spor yapmayı tamamen bırakıyor. Bana göre en büyük yanlışlık burada. Ne olursa olsun spor yaşam boyu yapılan bir aktivite olmalı. Devletin spor politikası da bu yönde yapılandırılmalıdır.

 

Manş Denizi’ni yüzerek geçmek. Bunu başaran ilk Türk kadın olmak size o dönemde neler hissettirdi? Bu başarının bu spor dalına etkileri nasıl oldu?

Manş denizini yüzerek geçen ilk Türk kızı olarak ansiklopedilerde yer almak çok gurur verici. Halen o günler aklıma geldikçe ne kadar zor günler geçirdiğimi düşünüyor ve kendime soruyorum değdi mi diye? Evet, değdi. Şu ana kadar sırf Manşı yüzdüm diye birçok insanın sevgisini kazanmak, hep takdir edilmek, örnek gösterilmek, Türk kadınını yüreklendirdiğimi görmek ve bu sorumluluğu her anımda taşıyabilmek için hep dik durmak. Bundan sonrada ülkem için, kadınlarımız için çaba göstermeye devam edeceğim. Benim yüzmedeki başarılarım o dönemin Türkiye’sinde ve hatta Adana’da birçok genç kıza örnek oldu ve cesaretlendiler. Bu da benim için ayrı bir mutluluk.

 

“Sağlıklı nesilleri yetiştirirken en büyük görevi üstlenen kadınların, kendi sağlıkları için de spor yapmaları için tüm fırsatlar yaratılmalıdır.”

 

 

Türkiye’de kadınların spora ilgilerini yeterli buluyor musunuz?   

Türkiye’de kadınların spora ilgisi 2000’li yılların başında gözle görülür şekilde artmaya başladı. Kadınlarımız kendi yaşamlarındaki hak ve özgürlüklerinin farkına varırken mücadele etmeyi de öğrendi. Erkeklerle eşit hakları olduğu gerçeğinin ışığında tüm alanlarda olduğu gibi spor yapabilmelerinin de kadınlar için ne kadar vazgeçilmez olduğunu anlamaları büyük bir ilerlemedir. Sağlıklı nesilleri yetiştirirken en büyük görevi üstlenen kadınların, kendi sağlıkları için de spor yapmaları için tüm fırsatlar yaratılmalıdır.

 

Kızının Notu: Ansiklopedilerde yer alan, tarihe adını yazdırmış düşlerinin peşinde koşan Nesrin Olgun, büyüklerin deyimi ile “kara kız”, sigara ile yakalanan haylaz öğrenci Nesrin ve babamın biricik eşi, kardeşimin ve benim de muhteşem annemiz Nesrin Arslan’dan herkesin öğreneceği çok şey var. Anılarda saklanmış bu başarı; umarım birçok gence yol gösterir…

 

Röportaj: Bengü Arslan
Fotoğraflar: İlhan Maraşlı

 

[nggallery id=926]

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.