© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Genleriniz Kaderiniz Değildir

Genleriniz Kaderiniz Değildir

Okuma süresi 19 dakika

Kitabınız Upanişad’lardan alıntı bir söz  ile başlıyor ve “İnsan eylemleriyle kendini yaratır. İnsanın arzuları ve ameli ne ise, kaderi de odur” deniyor. Günlük seçimlerimiz hayatımız üzerinde bu derece etkili mi?

Evet, günlük olarak yaptığımız seçimler bizim yarın nasıl bir bedene, zihne ve ruhsal sağlığa sahip olacağımızı belirliyor. En ufak ve önemsiz olarak gördüğümüz seçimlerimiz, hayatımızı etkileyecek en önemli seçimlerimizin temelini oluşturuyor. Mesela sabah kalktığımızda güne kahve ile mi, çay ile mi veya limonlu ılık su ile başlamamız fizyolojimizde gün boyunca bizi etkileyecek bir dizi farklı zincirleme reaksiyonu başlatıyor. Dolayısıyla gün boyunca daha iyi, daha mutlu, daha verimli, daha huzurlu, daha dingin, daha dengede hissetmemizi sağlamak tamamen bizim kendimiz için yaptığımız gündelik seçimlerde saklıdır.

Kitabınızdaki pratik rutinleri hayatlarına katmak için okurlarınıza nereden başlamalarını önerirsiniz?

Her zaman en kolay, en basit, en az zaman isteyen rutinlerle başlamak hem sürdürülebilirliği sağlamak hem zihnin sabote etme potansiyelini bertaraf etmek için çok uygundur. Bunlar ayrıca minik rutinlerle dahi sağlanan faydanın deneyimi ertesinde diğer rutinlere geçmeyi teşvik edici ve özendirici etkiyi de sağlar. Zaten o yüzden kitapdaki rutinleri “5 adım” şeklinde verdim. Her adımda kendinizin en iyi versiyonuna biraz daha yaklaşarak, oluşan iyilik halinin tüm yaşamınıza yayılması ile motive olup, bir sonraki adıma geçmeyi ve bir sonraki adımda acaba yaşamınıza hangi rutinlerin ekleneceğini heyecanla bekliyorsunuz.

Değişime inanmak ve karar vermek de bir motivasyon işi… Bu arzuyu tetiklemek için neler söylersiniz?

Kişilerin değişmesinden ziyade, dönüşmesi fiilini kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü aslında kişi başka bir insan olmuyor, sadece içindeki gerçek potansiyelini her yeni rutin ile artan iyilik hali olarak deneyimlemeye başladıktan sonra otomatik olarak motive oluyor. Ayrıca kitapta önerdiğim tüm rutinleri, genel sağlık ve mutluluk halimize nasıl etki ettiği ile ilgili uluslararası klinik araştırma verilerini konuyla ilgili metinlere yerleştirerek destekledim. Ben bütünsel sağlık yazarı olarak son derece analitik bir zihine sahibim; okuyucularımın da bu şekilde olduğu varsayımından yola çıkarak, kitapta yaptığım ilk şey önce zihinleri bu dönüşüme ikna edip, hazırlayacak olan bilimsel verilerin en basit lisan ile günlük yaşama entegre edilerek açıklanması. Bazı insanlar inanmaya en başından, okumadan dahi hazır olabilir. Bazılarımız hayatın sallantılı bir döneminden geçip denize düşen yılana sarılır misali her şeyi denemeye açık olabilr. Ama ya analitik bir zihne sahip olanlar ve benim gibi kanıt arayanlar ne yapacak? İşte bu yüzden bu kitapta yer alan 3500 ile 5000 yıllık kadim koruyucu tıp bilgilerini, Batı’nın en son bilimsel verileri eşliğinde harmanlayarak yazdım. Bilgiyi önünüze bu kadar açık ve net bir şekilde koyduğumda, otomatik olarak ikna ediyor veya en azından denemeye değer dedirtiyorum.

Türkiye’deki bedensel farkındalık düzeyi için ne söylersiniz?

Bedensel farkındalık; dünya genelinde bazı sektörler tarafından bizlere empoze edilen güzellik standartlarında bir bedene sahip olmak düzeyinde takılmıştır. Bu kriterlerle sürdürülebilir mutluluğu yakalamak imkansızdır. Yaşam boyu enerjik ve dengede bir bedene, dingin bir zihne, şefkat ve sevgi dolu bir kalbe ve sağlıklı bir ruh haline sahip olmak üzere hepimize öğretilmiş olan bu bedensel farkındalık sınırlarını genişleterek, sahip olduğumuz daha geniş ufuklarımıza doğru yelken açabilme cesaretini göstermeliyiz. Yaşama, mutsuz olmak için gelmediğimizin, iyi olma halinin tüm insanların doğum hakkı olduğunun farkına varmalıyız. Bu çok basit; hiç de zihninizin size oynadığı oyunlardaki gibi zor veya imkansız değil!

“Genleriniz Kaderiniz Değildir”de sağlık ve mutluluk için bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal iyileşmenin altını çiziyor ve bu amaçla da pek çok rutin öneriyorsunuz… Sizce bu kitap nasıl okunmalı?

Genleriniz Kaderiniz Değildir” yaşamınız boyunca “daha iyi ve mutlu olma rehberi” olarak yanınızda duracak gerçek bir referans kitaptır. Çünkü içindeki bilgiler zamansızdır. Zamansız olmasının ana nedeni insan fizyolojisinin minik evrimler haricinde yaklaşık 45.000 yıldır aynı şekilde olmasına dayanmasıdır. Dolayısıyla hangi yaşta olursanız olun, kitaptaki zamansız öneriler tüm insanların genel fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik iyilik, sağlık ve mutluluk haline olumlu ivme kazandıracak etkileri barındırmaktadır. Çünkü bu önerilerin etkileri sadece fiziksel bedende değil, eş zamanlı olarak zihinsel bedenimizde ve ruhsal bedenimizde de kendini gösterir. Unutmayın; bedenimiz sabit bir yapı taşı değil, her an değişmekte olan bir süreçtir! Kitabı aynen önerdiğim gibi adım adım okuyarak, her adımdaki rutinleri yaşamınıza sizi rahatsız etmeyecek bir hızda ekleyerek devam etmelisiniz. Dönüşüm hızınıza, ben değil siz karar vermelisiniz! Kendinizin bu yaşamdaki en iyi versiyonuna hangi hızda erişmek sizin için daha konforlu olacaksa, kitaptaki bazı bölümleri belki de tekrar tekrar okuyarak o hızda rutinleri gündelik yaşamınıza tek tek entegre etmeye başlamalısınız.

Kitapta 30’dan fazla rutin önerisi var. Tamamını yaşamımıza entegre etmek ne kadarlık bir süreyi kapsar?

Dediğim gibi, bu tamamen sizin hangi hızda dönüşmek istediğinize bağlı. 3 – 6 ay veya belki de birkaç yıl… Kitapta yer alan farkındalık egzersizleri olan nefes ve meditasyon egzersizlerini, günlük hayatınıza ne kadar hızlı yerleştirirseniz o kadar hızlı bir dönüşüm yaşarsınız. Çünkü bu egzersizlerin stres yönetimi dışındaki diğer bir ana görevi; irade kullanmadan bedenimiz ve zihnimiz için otomatik olarak bilinçli seçimler yapma yetisini kazandırmaktır. Bu, entellektüel zekamızla yapabileceğimiz bir durum değildir. O yüzden ben özellikle stres yönetimi için önerdiğim nefes ve meditasyon egzersizlerinin günlük rutine sadece 10 dakika dahi olsa eklenmesini çok önemsiyorum. Yaşamınızdaki en büyük dönüşümü sağlayacak olan rutinler, farkındalık egzersizleridir.

Uykusuzluk, bedensel ve zihinsel yorgunluk günümüz insanının en temel sorunları. Bu sorunları aşabilmek için basitçe neler önerirsiniz?

Stres yönetimine başlamak özellikle uykusuzluk ve her türlü yorgunluk için ilk adımdır. Stres yönetimini entelektüel zekamızla beceremeyeceğimiz aşikar. O halde dünyada bilinen en etkili farkındalık yükseltici çalışmalar olan; bilimsel zihni dinlendirme tekniği olan meditasyon uygulamaları ve burundan alınıp verilen, kontrollü ve ritmik nefes teknikleri bu tür semptomların giderilmesindeki temel gerekliliklerin başında gelir.

Bir diğer büyük sorun da sindirim sağlığımızın bozulması. Üstelik son yıllarda sindirim sistemimizin önemi hakkında da epeyce bilgilendik. Bu konuda bedenimizi desteklemek için neler yapabiliriz?

Ayurveda Tıbbı sindirim sistemini bütünsel sağlığın merkezine yerleştirmiştir ve tüm hastalıkların tedavisine öncelikle sindirim sistemini iyileştirip, dengeleyerek başlamaktadır. Sindirim sistemi, merkezi sinir sistemimiz ve hormonlarımızın belirleyicisi olan endokrin sistemimizi anında etkiler. Özetle sindirim sisteminden gelen sinyaller kendimizi nasıl hissedeceğimizi belirler. O yüzden sindirim sistemi sağlığı için öncelikle her gün konforlu bir dışkı tahliyesi şarttır. Eğer haftanın her günü bir defa da olsa sağlıklı bir dışkı tahliyesi yaşanmıyor, sık sık kabızlık veya ishal yaşanıyor ise; sağlıklı bir sindirim sisteminden bahsedemeyeceğimiz gibi, bütünsel olarak sağlıklı ve mutlu olabilme durumunu yakalayabilmek de mümkün değildir. Ayurveda Tıbbı, sindirim söz konusu olduğunda düşüncelerimizi, duygularımızı ve duyularımızla algıladığımız izlenimleri de günlük olarak ne ölçüde sindirdiğimizi göz önünde tutar. Sindirim sistemi ancak düzgün işlediği zaman, tükettiğimiz gıdalar ile hissettiğimiz duygularımız geride atık bırakmadan tamamen metabolize olarak sindirilebilir.

Eğer Sindirim Sistemimiz dengedeyse; sağlıklı bir cilt oluşumu, dengeli bir iştah, yüksek enerji, tüm bedenlerde denge (homeostasis), berrak bir zihin, güçlü sindirim ve güçlü bir bağışıklık sistemi de beraberinde gelecektir. Birçok sağlık ve kilo sorunu yetersiz sindirime bağlanabilir. Sindirimin kalitesi, gıdalardaki hammaddeleri, dokular tarafından özümsenebilecek bir şekilde kullanılabilir hale dönüştürmekten sorumludur. Sindirim güçlü olduğunda tükettiğiniz gıdalar iyice sindirilir ve tüm atıklar idrar, dışkı ve ter olarak vücuttan tahliye edilir. Yani, sindirim dengeli çalıştığı sürece bedenlerimizde birikiminden endişe etmemize gerek yoktur. Bazı davranış ve alışkanlıklarımız sindirim sürecini zayıflatıp, ona zarar verebilir. Bunlara örnek olarak şunları sayabilirim:

  • Miktar olarak fazla yemek yemek
  • Düzensiz yemek yemek ve ara öğünler tüketmek
  • Ağır, soğuk, eski ya da bozuk gıda tüketmek
  • Bünye tipinize (doşanıza) uygun olmayan gıdaları yemek
  • Hazımsızlık sürerken ve açlık hissetmeden yemek yemek
  • Yaşadığınız coğrafi konuma, zaman dilimine veya içinde olduğunuz mevsime uyum sağlayamamak, sirkadiyen ritimlere uyumlu yaşamamak.
  • Doğal dürtü ve ihtiyaçları baskılamak ve/veya ertelemek (dışkı, idrar, hapşırma, gaz, burun hınkırma, esneme vb.)
  • Aşırı perhiz yapmak/açlık çekmek
  • Detoks / Arındırma prosedürlerini yanlış uygulamak

 

Kitapta sindirim sisteminin önemini ve onu sağlıklı tutabilmek veya sağlığını geri kazandırabilmek için önerilerimi çok detaylı olarak verdim. Özellikle kabızlık için uygulamalı olarak ve tarifleriyle verdiğim 11 tane çok etkili öneri ile birlikte sağlıklı bir sindirim süreci için en başta soğuk sıvılardan, işlenmiş şekerden ve kronik stresten olabildiğince uzak durmanız gerektiğini söyleyebilirim.

Kitapta meditasyon çok önemli bir yer tutuyor. Meditasyon efor ve zaman olarak zahmetli bir şey mi? Bu açıdan sağlıklı bir gündelik planda, ne kadarlık bir alan kapsar sizce?

Meditasyon yapmayı sadece uçuk kaçık bir iş gibi gören ve yaşama sadece entellektüel zekası ve 5 duyusu ile tutunmuş eski ben bile bu müthiş şifa teknolojisini yaşamıma ekleyebildiysem, bunu inanın herkes yapabilir.  Hayatımdaki dengesizlikleri her kademede şiddetle yaşadığım bir dönemde, dengemi kazanmak üzere deneyecek hiçbir şey kalmadıktan sonra, ya tutarsa diye deneyip, uyguladığım andan itibaren beni hızla iyileştirmeye başlayan bu inanılmaz zihin dinginleştirici teknolojiyi, biliminsanları günde minimum 20 dakika, maksimum 1 saat kadar uygulanmasını öneriyor. Şiddetli anksiyete ve ağır bir depresyon geçirdiğim süreçte sabah-akşam yarımşar saatten günde 1 saat uygulamaya başladıktan sonra, oluşan iyilik halinin verdiği motivasyon ile yaşamımdaki öncelik sıralamasını meditasyon saatlerime göre düzenlemeye başladım. Tamamen kendimi dengede hissedene kadar günde 1 saat ile sürdürdüğüm bu tedavi sürecine, şu anda günde bir defa olmak üzere 20-30 dakikalık meditasyon uygulamalarımla devam ediyorum ve çok mutluyum. Meditasyon kesinlikle efor sarfedilerek yapılan bir uygulama değildir. Tam tersine meditasyonda eforsuzluk, gayretsizlik, çabasızlık ve beklentisizlik esastır. Meditasyon; sürekli bir şeyleri yapmak, yetiştirmek halinden çıkıp, sadece bu dünyada var olmamızın tadını ve keyfini deneyimleme şansına sahip olduğumuz, zihnin esaretinden kurtulabildiğimiz, bu yaşamdaki en büyük özgürlük alanımızdır.

Sıcak su yudumlamak kitaptaki en sıra dışı öneri olsa gerek; çünkü çok basit bir şey gibi geliyor kulağa… Peki bu kadar basit bir şeyi bu derece önemli kılan özellik nedir?

Bunun nedenlerini şu şekilde sıralayabilirim:

  • Sıcak sıvılar, bedendeki tüm damarlarda hafifçe genişlemeye sebep olan etkiler barındırır. Bu da kan basıncını optimize ederek, merkezi sinir sisteminin rahatlamasını sağlar ve sindirim sisteminde kan dolaşımını hızlandırarak, sindirim faaliyetlerinin daha randımanlı bir şekilde çalışmasını destekler.

  • Sıcak sıvılar bedende rahatlama etkisi yapar.

  • Sıcak sıvılar sinüslerde, boğaz yollarında, mide-bağırsak kanallarında yani sindirim sisteminde mukus ve balgam birikimlerini önler ve azaltır. Bu da bu tür zeminleri yuva olarak kullanan muhtelif virüs, bakteri veya mantar gibi istilacılardan korunmamızı sağlar.

  • Midemiz içindeki ısı yüksektir. Midemiz içine vücut ısımızdan düşük her 1 derece sıvı veya katı gıda maddesi girdiğinde, sindirim süreci ortalama 5 dakika daha fazla çalışmak zorunda kalır. Çünkü besinleri parçalayabilmek ve özümseyebilmek için besinlerin önce mide ısısına getirilmesi gerekir. Yani beden ısınızdan daha düşük olarak tükettiğiniz katı-sıvı tüm maddeler sindirim sisteminizin çalışmasını hem yavaşlatır hem de sindirim sürecini uzatır. Özellikle her yemekte buzlu soğuk sıvılar tüketiyorsanız, kronik sindirim sorunlarına zemin hazırlıyorsunuz demektir. Dünyadaki en yüksek yeme bozukluğu istatistiklerine sahip olan Amerikalılar’ın %69’unun fazla kilolu, %36’sının ise obez olmasının, aşırı büyük porsiyonlar ve işlenmiş gıda tüketimi dışındaki en büyük diğer nedeni de, tüm gün içtikleri bol buzlu sıvılardır. Genel olarak aşırı soğuk sıvı ve dondurma tüketimi sebebiyle sindirim ateşleri son derece zayıf, sindirim sistemleri ise neredeyse çalışamayacak kadar hastadır.

  • Sıcak suyun beden ısısını yükselttiği ve dolayısıyla metabolik hızı da nispeten artırdığı tespit edilmiştir. Her ne kadar bu çok minik derece, artan metabolik hız kilo vermek için yeterli olmasa dahi, bütünsel sağlığımızın anahtarları olan böbreklerimizin ve sindirim sistemimizin faaliyetlerini büyük ölçüde desteklemektedir.

  • Son olarak şunu belirtmeliyim ki; sıcak su içtiğimizde ağız, boğaz, mide ve bağırsakların, beynin haz alma merkezini uyardığı ile ilgili klinik araştırma neticeleri bulunmaktadır.

Gelelim masaj ve aromaterapiye… Entellektüel zihni önde olan okurlar için gülümsetici bir konu. Bizi bunların faydasına nasıl ikna edersiniz?

Öncelikle bilmenizi isterim ki; ben hiç kimseyi, hiçbir şeye ikna etmeyi hedeflemiyorum. Böyle bir uğraş için enerjimi harcamamam gerektiğinin son derece bilincindeyim. Ben sadece daha iyi ve mutlu olma arayışında olan kişilere kendi yaşadığım deneyimlerinden yola çıkarak, hem kadim ilimler hem de bilimsel verileri sentezleyerek rehber niteliğinde bir kitap hazırladım. Arzu edenler bu bilgilerden faydalanabilir. Yoksa benim hiç kimseye “bakın bu bilgiler ne kadar doğru, gelin herkes denemeli” diye bir çığırtkanlık yapma misyonum yok. İlk kitabım olan Nefeste Saklı Hayat’ın başında yazdığım Bayezid Bistami’nin lafı gibi: “Hakikat aramakla bulunmaz, lakin bulanlar hep arayanlardır.”

Aromaterapinin bütünsel sağlığımız açısından faydalarına gelecek olursak…

Hepimiz kokuların duygulara yakından bağlı olduğunun farkındayız. Kulaklarımızın arkasına her parfüm sıktığımızda, hoş kokulu bir çiçek aldığımızda ya da kokusu tüm evi kaplayan bir kek veya poğaça pişirdiğimizde bu hoş ve tatmin edici hisleri deneyimleriz.

Kokular sayesinde ışık hızı ile duygularımızla, hafızamızın en eski ve en derin köşeleriyle ve içgüdülerimizle doğrudan bağlantı kurarız. Çeşitli aromalar içimizdeki bu şifa gücünü tetikleyebilir ve deneyimlenmiş belirli kokular bünyemizdeki şifa mekanizmalarının anında çalışmasını sağlayabilir.

Burnumuzdan geçen hava ile beynimizdeki duygu durumunu ve kontrolünü sağlayan bölge olan limbik sistem bağlantısı diğer 4 duyumuza göre oldukça farklıdır. Koku alma siniri ve bu sinirin ulaştığı beyin bölgesi, merkezi sinir sisteminin ruh haline hizmet eden parçası olan limbik sisteme doğrudan olarak bağlıdır. Ve koku nöronları, kranial sinirler vasıtası ile hipotalamusa uğramadan, direkt beyne gittiğinden diğer duyulara göre çok daha hızlı yol alırlar. Ve tüm duyularımızda olduğu gibi kokular vasıtasıyla da hormon salgılamalarımız değişiklikler gösterir ve bedenimizdeki bu kimyasal değişiklikler duygu durumumuzu etkiler. Fakat koku duyumuz 24 saat kapanmayan tek duyumuz olmakla birlikte ayrıca nefes ile birlikte vücuttaki ana giriş kapısını oluşturması sebebiyle çok önemli bir rol oynar. Bu sebeple burnun fonksiyonuna ilişkin hoş aromalar ile farkındalık yaratmak, kişisel anlamda hem psikolojik hem de fizyolojik farkındalığa yeni bir boyut katabilir. Bazı bilim insanlarının savına göre insan, hafızasını kaybetse bile, koku verilerinin depolandığı alan hasarlanmadığı sürece, koku hafızası asla silinmez. Bu yüzdendir ki; hafıza kaybı yaşayan bireylerde koku duyusuyla hafıza geri getirilmeye çalışılır. Aynı sebepten bir insanın her özelliğini, kişiliğinin her ayrıntısını unutsak dahi kokusunu ölene kadar unutamayız. Özetle koku duyusunu kullanarak, fizyolojimizdeki hormon salgılamasına anında etki edebilir ve duygu durumumuzda ve zihnimizde değişiklikler yaratabiliriz.

Kitaptaki diğer sıra dışı bölüm de “Duygusal Detoks” bölümü. Duygularımız ile sağlığımız arasında nasıl bir ilişki, nasıl bir etkileşim var?

Duyularımız vasıtası ile deneyimlediğimiz her şey bazı duygu durumlarını yaratarak, tüm bedenimizi etkiler ve bedenimiz tarafından metabolize edilir. Yani yediğimiz bir besin bizim zihinsel ve ruhsal bedenimizi de etkilerken, aynı şekilde egzersiz yaptığımızda veya hareketsiz bir yaşam sürdüğümüzde bundan sadece fiziksel bedenimiz değil, zihinsel ve ruhsal bedenimiz de etkilenir. Aynı şekilde dua ettiğimizde sadece ruhsal bedenimizi beslemiş olmayız, çünkü tüm bedenlerimiz birbirleri ile sürekli bir bilgi ve enerji alışverişi içindedirler. Yani herhangi bir bedeni direkt olarak ilgilendiren bir eylemimiz dengeleyici veya dengesizleştirici etkilerini en kısa zamanda tüm bedenlerimizde farklı duygu durumlarını yaratarak, sirayet ettirir. Ağzımızdan çıkan sözler de adeta büyü gibidir. Hem bizi hem de karşımızdakini direkt olarak etkiler. Artık bugün bilim insanları da fiziksel bedenimizde tam olarak hazmedemediğimiz besinlerle zihinsel bedenimizde hazmedemediğimiz düşünce ve duygulardan ötürü oluşan toksinlerin fiziksel ve zihinsel bedenlerimizde eş zamanlı birikmesiyle, hastalıkların oluşmaya başladığını belirtiyor. Bu sebeple beden-zihin tıbbı Batı’daki vizyon sahibi doktorlar tarafından da yaklaşık son 25 yıldır büyük bir motivasyon ile uygulanmaktadır. Özetle; duygularımız ve sağlığımız birbirinin aynasıdır.

Kitaptaki öneri ve pratiklerin okurlara daha etkin bir şekilde ulaşması ve günlük yaşamlarını yeniden ele almaya heveslendirmesi amacında, bir yazar olarak nelere dikkat ettiniz?

Her önerimin kolayca anlaşılabilir, uygulanabilir olmasının yanı sıra en çok dikkat ettiğim diğer bir konu ise; her  rutini olabildiğince bilimsel veri ile desteklemek oldu. Çünkü zihin o bilgiyi yaşama entegre etme sürecinde  sabote etme eğiliminde olabilir; fakat vermiş olduğum klinik araştırmalar neticesinde zihin adeta hipnoza girer ve kabul durumuna geçmek durumunda kalır.

Son yıllarda popüler bilim ve sağlık alanında yayımlanan kitapların sayısında büyük bir artış var. Eskiden daha çok yurt dışında yazılmış kitaplar gelirdi Türkiye’ye ama şimdi buradaki uzmanlar için de toplumu bilinçlendirmek adına önemli bir mecra olarak görülüyor. Sizi kitap yazmaya iten ana motivasyon neydi?

Benim motivasyonum kaybettiğim dengemi yerine getirdikten sonra, çok daha iyi bir versiyonumun var olabileceğini bana deneyimlettiren bu uygulamaları ihtiyacı olup, arayışa giren herkes ile paylaşmak . Ayrıca bilgi omuzlara yük bindirir, paylaştıkça hafifler ve yepyeni bilgiler ile donanırsınız.

Kitabınızı hangi kategoride değerlendiriyorsunuz? Çünkü hem kişisel gelişim hem spiritüalite hem de popüler bilim kategorisinde değerlendirilebilecek kadar sağlık konuları var…

“Genleriniz Kaderiniz Değildir” Türkçe literatürde koruyucu tıp ve bütünsel sağlık kategorisinde daha önce hiç örneği bulunmayan zenginlik ve yelpazede, insanı hem fiziksel, hem zihinsel hem de ruhsal yönleriyle ele alan bilgileri sentezlemiş olan alanındaki zamansız kült kitaplardan biri olmaya adaydır.

Kitapta hem bilimsel hem de bir yanıyla da spiritüel olmayı nasıl başardınız? Kitabı dengede tutmak için nasıl bir bakış açısı benimsediniz?

 

Açıkçası ben spiritüel olmaya hiç çalışmadım, zaten bu benim tarzım da hiç değildir. Bana göre; spiritüellik hayatı daha keyifli, daha mutlu, daha dengede ve neşe içinde yaşamaktır. Herkesin spiritüelliği kendine göre değişir. Ben entellektüel zekamı ikna ederek yaptığım uygulamalar neticesinde fizyolojim ve psikolojimdeki denge ve iyilik hallerini nasıl deneyimlemeye başladıysam, kitabı da aynen bu kurgu ile ele aldım. Böylece yaşanmışlıktan kaynaklanan deneyimlerim neticesinde kitap kurugusu su gibi akarak, konular ardı ardına sıralandı.

Kitabınızda verilen tüm bilgiler, bilimsel araştırma sonuçları ve deneylerle destekleniyor. Bu açıdan zihinsel olarak da hem tatmin oluyor hem de ikna oluyoruz. Böyle bir kitap yazmak için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

Bu kitap 7 yıllık derslerim, uygulamalarım, araştırmalarım ve deneyimlerim neticesinde ortaya çıktı. Zaten sadece kitabın arkasında yer alan 36 sayfalık referans listeme bakıldığında hazırlık sürecim ile ilgili ciddi bir tahmin yapılabilinir.

Yazar Hakkında: /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: