Başa Dön

Erkeklerin Dünyasında Kadın Başkan

blank

Erkeklerin Dünyasında Kadın Başkan

Okuma süresi 8 dakika

O, pırıl pırıl bir kariyere rağmen gözünü hep uzaklara dikecek kadar çok şey yapmak istiyor bu dünyada. Pınar Eczacıbaşı, Türkiye’nin en seçkin iş kadınlarından biri olmanın ne demek olduğunu ve hayata geçen, geçmeyen bütün projelerini anlattı bize.

İdealiniz bir iş kadını mı olmaktı yoksa bu doğrultuda mı eğitildiniz?
Pınar Eczacıbaşı
: Evet, çocukluğumdan beri iş kadın olma hayalim vardı. Aslında ya doktor olmak istiyordum ya da bir tepe yönetici pozisyonunda olmak istiyordum. Amerika’da doktorluk eğitimi çok uzun olduğu için ondan vazgeçmek zorunda kaldım. Biraz da ailemin telkinleriyle iş dünyasına yöneldim.

Kimya eğitimi almışken, finans sektörüne yönelme sebebiniz nedir?
P.E:
Ailede model olarak aldığım aile bireyleri hep kimya ve eczacılık ile ilgili insanlardı. Ben de açıkçası o yaşta çok bocaladım; ekonomi mi, kimya mı okuyayım diye. Sonunda kimya okudum ama ekonomide de ikinci bir lisans yaptım yani kimya artı ekonomi okudum. Dolayısıyla iki arada bir derede kalmıştım… Üzerine işletme mastırı yapıp bankacılığa geçtim. Aslında iki tarafı da dengede tutmaya çalıştım. Ayrıca bir müddet de Eczacıbaşı Grubu’nda çalıştım.

Normal bir gününüz nasıl geçiyor, vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
P.E:
Bir günümde üç tane şapkam var. Bir tanesi ile Genç Yönetici ve İşadamları Derneği’nin (GYİAD) başkanlığını yürütüyorum ki oldukça zamanımı alan bir görevim. Diğeri ile DEİK bünyesindeki Türk-Belçika İŞ Konseyi Başkanlığı’nı yürütüyorum. Tabi bir de kendi işim var, bankacıyım; finans sektöründe çalışıyorum. Portföy yönetimi ve aktif yönetimi yapıyoruz, dolayısıyla bu da çok zamanımı alıyor. Dolayısıyla bir günüm oldukça yoğun geçiyor. Bir de spora, kişisel bakımıma, kültürel aktivitelerime ve sosyal yaşantıma vakit ayırmaya çalışınca bir günüm dolu dolu geçiyor. Gördüğünüz gibi hiç boş vaktim olmuyor.

İş hayatınız dışında sosyal hayatınızdaki ilgi alanlarınız nelerdir?
P.E:
Çok sık seyahat ediyorum, iş seyahatlerim oluyor, onun dışında her sene mutlaka gerçekleştirmeye çalıştığım; görmediğim ülkelere gitmek gibi bir arzum var. Spora zaman ayırıyorum. Kışın bir kayak tatiline gitmeye çalışıyorum, yazın da mutlaka bir tatil yapmaya çalışıyorum. Sinemaya ve konserlere çok sık gidiyorum. Dolayısıyla sosyal aktiviteyi de hayatımdan uzak tutmuyorum, sadece iş iş değil…

Son seçimlerde Demokrat Parti’den aday olmuştunuz, mecliste bulunsaydınız değiştirmek isteyeceğiniz şeyler neler olurdu?
P.E:
O kadar çok şey var ki… Bir defa ben mecliste olsaydım özellikle eğitim alanında görev yapmak isterdim. Kalbimde yatan bir aslan eğitim, bir diğer aslan da kültür. Türkiye’deki eğitim sisteminin baştan aşağı değişmesi, yenilenmesi gerekiyor. Eğitimin, Uygar medeniyetler seviyesinde, çağa uygun olarak yapılandırılmasının gerekliliğine inanıyorum. Bu aşamada da biz, dernek olarak büyük çabalar içerisindeyiz. Mesela; mesleki eğitimin önemini her daim vurguluyoruz. Daha çok hayatın içerisine yönelik yani çocuklara daha pratik bilgilerle donanım sağlayacak, onları hayata hazırlayacak bir eğitimden geçmeleri gerektiğini düşünüyoruz.  Kültür alanında da maalesef dünyanın kültür beşiği olan ülkemizdeki sanat eserlerinin bu denli başıboş bırakılması ve yıpratılması benim içimi ağlatan bir konu. Bu açıdan tarihi eserleri koruyacak bir çalışmanın içerisinde yer almak isterdim.

Dünyanın bugünkü ekonomik gidişatını nasıl görüyorsunuz, ilerisi için öngörüleriniz nelerdir?
P.E:
Bunlar çok kolay cevaplanabilecek sorular değil ama sizlerin de bildiğiniz gibi şu anda dünya, 1929 buhranından sonraki en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Finans sektöründe başlayan kriz Amerika’yı ve gelişmiş ekonomilerin hepsini etkiliyor. 1929’dan 80 yıl sonra Amerika’da, Almanya’da, Fransa’da, o buhranda görülmediği kadar işsizlik oluştu. Dünya’nın gelişmiş ekonomilerinin suratına yumruk atan bir kriz oldu. Dolayısıyla bu krizden tekrar ayağa kalkmak, tekrardan sistemi ayağa kaldırmak kolay değil. Finans sisteminde çok ciddi hatalar olduğu görüldü. Dolayısıyla balonlar patladı ya da söndü. Şimdi gerçekçi bir resme baktığınızda maalesef çok acı bir tabloyla karşı karşıya dünya. Türkiye’de mutlaka bundan payını alıyor. Bundan sonra sistemin yeniden kurulması gerekiyor ve gerçekçi bir sistemle yola devam edilmesi gerekiyor. Çünkü yapılan hataların acıları çok büyük oldu. Artık dünya sisteminde Amerika’nın ön planda olacağını değil de, Hindistan’ın ve Çin’in çok daha ön plana çıkacağını, uzak doğu ekonomilerinin çok ön planda olacağını düşünüyorum.

Erkeklerin hakim olduğu bir iş dünyasındasınız ve çok başarılısınız. Bayan olmanın avantajlarını veya dezavantajlarını yaşıyor musunuz?
P.E:
Tabi. Başarı, izafi bir konu… Yani kime göre başarı? Bana sorarsanız yapacak daha çok işim var. Kendime göre o başarı çizgisini yakalamam için daha çok gayret göstermem gerektiğine ve zaten hayatın bir yolculuk olduğuna inanıyorum.  Yani başarıya ulaştım, bitti diye bir şey yok. Her gün yeni bir yolculuk başlıyor. Ben, erkekler dünyası diye hiçbir zaman düşünmedim. Çünkü benim için şu andaki pozisyonum o kadar doğal ki. Avantajları mutlaka olabilir ama ben bugüne kadar onları kullanmadım. Dezavantajını da açıkçası çok hissetmedim belki de finans sektöründe olduğum için. Biraz daha fanusta bir yer olduğunu düşündüğüm için çok fazla hissetmedim.

GYİAD hakkında kısaca bahsedebilir misiniz?
P.E:
GYİAD, yirmi beş ve kırk beş yaş grubu arasındaki kadın ve erkek iş dünyasını temsil eden bir iş sivil toplum kuruluşu, iş adamları derneği. İçimizde yüzde altmış erkek, kırk da kadınlar olarak ayrılıyoruz. Oldukça da önemlidir yüzde kırk, ciddi bir oran. Mevcut yönetim kurulumuzda yarı yarıya bu oran… Ben bayan bir başkan olarak, yönetim kadromuzda bayanları ön plana çıkarmak istiyorum zaman zaman. İlk amaçlarımızdan birisi; üyelerimiz arasındaki ticari ve iş ilişkilerini geliştirmek, onların birbirlerini tanımaları ve o yaş grubunun birbirleri arasında iş geliştirmeleri için platformlar hazırlamak. Ama onun da ötesinde sosyal sorumluluk adı altında yaptığımız, özellikle girişimci gençleri destekleyen projelerimiz var. Şimdi KOSGEB’le ortak olarak gerçekleştirdiğimiz bir girişimcilik eğitimimiz var. Keza “Bir Fikrin mi Var” yarışmasıyla, girişimci gençlerimizi çok ciddi oranda ödüllendirdiğim üniversiteler arası bir yarışmamız var. Avrupa Birliği ile yaptığımız projelerimiz var. Şu anda bir tanesi bitmek üzere; Litvanya ile Türkiye arasında sivil diyalogu geliştirmek adına yaptığımız bir proje. Şimdi yeni bir proje olarak genç istihdamına yönelik bir AB projesine başvuruyoruz. Kültür üzerine bir projemiz var. Avrupa Birliği, yine Avrupa kültürünün yaygınlaştırılması adına bir proje için ihale düzenliyor, onu takip ediyoruz ve katılacağız. Ayrıca girişimcilik eğitimlerine katılmak isteyen gençlerimiz yine sitemizi ziyaret ederek, form doldurabilirler ve ücretsiz olarak katılabilirler. Ama tabi burada yine bir seçime tabi olacaklar dolayısıyla geçerlerse katılabilirler. Bize üye olabilirler ve beraber projelerimiz üzerinde çalışabiliriz. Bunlarla ilgili bilgilere www.gyiad.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Dolayısıyla bizler yirmi beş ila kırk beş yaş arası aktif iş hayatındaki aktif iş adamlarının; hem ülkeleri için hem kendileri için hem sosyal sorumlulukları adına ve sorumlu bireyler olmaları adına yaptıkları işler ve hep bir arada olmaları için platform hazırlamaya çalışıyoruz.

Gezmeyi seviyorum demiştiniz İstanbul’u mu tercih edersiniz yoksa başka bir yeri mi? İstanbul’da gitmeyi tercih ettiğiniz yerler var mı?
P.E:
Ben Amerika’da okudum ve hayatımın önemli olan bir kısmını orada geçirdim. İşim icabı çok seyahat ettim yurt dışına ama her seferinde İstanbul benim için geriye dönülebilecek en güzel yerdir, bütün karmaşasına rağmen… Galiba insanın doğduğu yer bir başka oluyor. Hakikaten kendi ülkem diye demiyorum ama İstanbul’a aşığım, neresine gitsem seviyorum.

Son olarak, MAG Okurları’na söylemek, iletmek istediğiniz düşünceleriniz nelerdir?
P.E:
Hayat hem çok uzun hem çok kısa. Hayatımızı çok iyi değerlendirmek ve birikimlerimizi ülkemiz için bir şeyler yapmak uğruna harcamak istiyorsak, mutlaka sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde bulunmamız gerektiğini düşünüyorum. Bunun, hepimizin kıyısından köşesinden tutmamız gereken bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Onun için, bizim gibi sivil toplum kuruluşlarının elinden geldiği kadar, illa ki bütün hayatını adayarak değil ama bir miktar da olsa, bu sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde olması gerektiğine inanıyorum.

Röportaj: Ersin AL

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: