Başa Dön

En Şirin, En Asil, En Özel “Yunan” Adası : Symı (Sömbeki)

blank

En Şirin, En Asil, En Özel “Yunan” Adası : Symı (Sömbeki)

Okuma süresi 6 dakika

Bildiğiniz, gördüğünüz, gitmeyi planladığınız bütün Yunan adalarını unutun. “Symi” apayrı bir dünya, çok çok özel bir coğrafya. Diğer popüler Yunan adaları ile asla mukayese edilemez diyebilirim.

Geçtiğimiz yaz defalarca ziyaret ettim, bu yüzden eminim. Bilen çok iyi bilir bu adayı, bilmeyen de bir an önce öğrensin ve efsane keşiflere gitsin derim. Elit isimlerin yeni gözdesi, dünyaca ünlü sanatçıların ve politikacıların gizli uğrak yeri burası. “Anlatılmaz, yaşanır” diyebilirim ama ben adayı ziyaretim esnasında hissettiklerimi size kısaca aktarayım. Ne kadar anlatsam da, az kalacak, onun da farkındayım.

Ege ile Akdeniz’in birleştiği o muazzam enginliğin ortasında duran; şirin, asil ve özel bir tarihi ada Symi, Türkçe adıyla “Sömbeki”. Son yıllarda dünya starlarının ve jet sosyetenin yatları ile geçerken uğrak mekanı olmuş, rengarenk taş evleri ve birbirinden ayırt edilemeyecek kadar güzel servis veren taze deniz mahsulleri ile insanı farklı bir Yunan diyarına sürükleyen bir serap gibi Symi… Adaya ilk yaklaştığınız anda kendinizi bir masal diyarında gibi hissediyorsunuz. Çünkü masmavi berrak bir deniz ile çevrelenmiş rengarenk, bütün görkemi ile karşınızda sapasağlam durarak, Rum mimarisi taş evler karşılıyor sizi…

12 Yunan adasından biri olan, Rodos Adası ve Datça’dan bir saatlik tekne ya da gemi seyahati ile rahatlıkla ulaşabileceğiniz, cennetin yeryüzündeki iz düşümü Symi. Adada ortalama 3000 kişi yaşıyormuş, fakat yazın yüksek sezonda gittiğiniz zaman bu sayı on katına çıkabilir, ben bizzat şahit oldum. Denizi tertemiz, soğuk ve insanı “kendine getiren” türden. Sahil genelde taşlık ve kayalık. Keşfedeceğiniz beş altı tane çok eğlenceli ve kaliteli mekanlar var, hem şehir merkezinde hem de sahil kenarında. Şunu kesin olarak söyleyebilirim; bu adada gezerken attığınız her adımdan ayrı bir zevk alacaksınız. Hatta “keşke burada yaşasam” diyeceksiniz kendi kendinize. Ya da “bir dahaki gelişimi ne zaman ayarlasam?” diye sorarken yanınızdan geçen adanın yerlisi size içtenlikle gülümseyip selam verecek. Şaşıracaksınız, böylesi bir samimiyete, içtenliğe…

Mutlaka gezmeyi, görmeyi planladığınız yerler vardır. Eğer henüz listenizde yoksa, Symi adasını mutlaka ekleyin, asla pişman olmayacaksınız. Genelde Datça’dan özel ya da gruplar halinde gidiş-geliş düzenleyen tekneler ile rahatlıkla ulaşabileceğiniz çok mütevazi ve her solukta Yunan etkisini hissedeceğiniz çok sofistik bir adacık burası. Oraya varır varmaz ilk yapmanız gereken adayı baştan sona bir yürümek ve gözlemlemek olsun. Yolunuzda ressamlar, balıkçılar, yerliler, turistler, şarkıcılar, her daim gülen dükkan sahipleri olacak. Durmadan yapamayacaksınız, her dükkanın ayrı bir albenisi var. Aynı zamanda hem salaş hem de en lüks restoranları yan yana göreceksiniz.

Şunu unutmayın; Yunan mitolojisine göre, “tanrıçaların doğduğu ada” Symi. Deniz tanrısı Poseidon’un eşi “Nymph Syme” den gelmektedir adanın şirin ismi. Görülmesi gereken yerlerden biri olan Archangel Mikail Panormitis Manastırı adanın güneybatısında yer alır; en eski ve görkemli Yunan Ortodoks manastırlarındandır. St. John şövalyeleri eseri olan Şövalye Şatosu adanın en tepesinde ve muazzam bir manzaraya sahip. Adanın tam merkezinde küçük, kırmızı bir “tren durağı” göreceksiniz. Her yarım saatte bir kırmızı uzun bir tren, ortalama yirmi kişiyi alıp adayı baştan sona gezme fırsatı sunuyor size. Hem de Yunan şarkıları, melodileri eşliğinde. Çok farklı bir deneyim, mutlaka deneyin. Her attığınız adımda farklı bir manzara göreceğiniz için, o anları ölümsüzleştirmek adına durmadan fotoğraf çekin. Arşivinizin en güzel kareleri olacaktır onlar, eminim.

Şimdiye kadar yüzlerce şehre onlarca adaya gittim, fakat Symi adasının yerli insanları kadar güler yüzlü, cana yakın ve misafirperver olanını görmedim. Gerçekten şaşırtıcı derecede misafirperverlikleri. Üstelik bu gittiğiniz her mekanda istisnasız bu şekilde. Adanın en salaş restoranında bile sizi çok yakın akrabalarıymış gibi karşılıyorlar. Tercihiniz en lüks ve meşhur “Manos Restaurant” olursa sizi sürprizler bekliyor; taptaze deniz mahsulleri menüsü ve kahkahalar. Bu adaya gidipte “Manos Restaurant”ta uğranmadan sakın dönmeyin. Zira

Dustin Hoffman, Robert de Niro, Ürdün Kralı Abdullah ve Ürdün Kraliçesi Rania gibi ünlü kişilerin tek tercihi bu yeşil-mavi tonlu elit Yunan restoranı.

Symi adasında yerliler genelde esnaflık yapıyor; hediyelik eşya, tekstil, balıkçılık ve en yaygın olanı süngercilik. Yine her adımınızda sağda solda süngerler çarpacak gözünüze her boyda. Artık eskisi gibi çok değilmiş sünger avcılarının sayısı ve gerçek süngerler çok mütevazi fiyatlarla satılmakta bu dükkanlarda. Hediyelik eşya seçeneğiniz çok fazla, ayrıca her tür çikolata, içecek ve meşhur “feta peyniri” bulabilirsiniz marketlerde.

Eğer fotoğraf merakınız varsa, tüm ekipmanlarınızı yanınıza alın çünkü gerçektende cennetin yeryüzüne yansımasıdır Symi Adası. Her adımda bir kartpostal karesi yakalayabilirsiniz. Her yakaladığınız karede kendi hayal dünyanızda kaybolabilirsiniz. Size başka bir tavsiyem, taksi ile adanın en tepesinde Kali Strata adlı yere çıkıp, meşhur dar sokaklarındaki “The Good Steps” denilen yüzlerce merdivenlerden inerek bireysel keşif yapmanız. “Manzara” kelimesinin tam olarak ne anlama geldiğini işte bu keşfiniz sırasında anlayacaksınız. Aynı zamanda rengarenk evleri, küçük balkonları ve sakince yaşamını sürdüren yerlileri görünce oldukça şaşıracaksınız.

İlla denize girmek isterseniz, yine bir taksiye ya da dolmuşa binip Pedi plajına gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Tertemiz, uzun, sakin ve huzur dolu bir plaj ve bir iki tane mütevazi restoranı var. Ahtapot ızgarayı mutlaka denemelisiniz. Bir diğer alternatif ise Agios Nikolaos sahili, buraya deniz taksi ile geçebilirsiniz. Son olarak, Agia Marina Beach ayrı bir güzellik; suyun dibini görüyor ve yüzmekten muazzam bir haz alıyorsunuz burada. Aynı zamanda en lezzetli Yunan salatası ve deniz mahsulleri şezlongunuza kadar getiriliyor. Keyif bambaşka oluyor bu adada…

Son olarak şunu belirteyim; Symi’ye günübirlik gitmeyin. En az iki gece kalmanızı tavsiye ederim. Küçük bir ada ama bir o kadar özel, güzel ve asil. Keşfe doymayan bir liman şehri. Keşiflere doyamayacağınız bir cennet köşesi. Bir kez ziyaret ettikten sonra, ismini her duyduğunuz da heyecanlanacağınız, elit ve mütevazi, sonsuz bir Yunan hevesi… Symi !

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: