Başa Dön

Edebiyatın Sakin Burçlarına Çekilen İsim Tuna Kiremitçi

blank

Edebiyatın Sakin Burçlarına Çekilen İsim Tuna Kiremitçi

Okuma süresi 9 dakika

Edebiyat dünyasının derin, incelikli kişiliği Tuna Kiremitçi ile şiirlerini, romanlarını okuduğunuzda aldığınız keyif gibi keyif alacağınız bir röportaj gerçekleştirdik. Şiirden romana, müzikten sinemaya kadar birçok konuda çalışmalara imza atmış olan Kiremitçi, sorulara verdiği içten ve bir o kadar da derin cevaplarla MAG’ın konuğu oldu…

Türkiye’nin ünlü yazarlarındansınız… Oldukça geniş bir ününüz var ama biz sizi biraz daha yakından tanımak ve pek bilinmeyenleri öğrenmek istiyoruz. Bize biraz kendinizden bahseder misini? Nerede doğdunuz? Nerelerde okudunuz?
Filibe kökenli İstanbullu zeki bir genç, yedek subay olarak askere gittiğinde, kurada o zamana kadar haritadaki yerini bile bilmediği Eskişehir’i çekmiş. Şehirdeki orduevinin komutanının kızına âşık olmuş ve terhisinden bir süre sonra evlenip oraya yerleşmişler. Bir oğulları, bir de kızları olmuş: Ben ve kız kardeşim Banu… Paul Auster’in dediği gibi; “Hayattaki tek gerçek, tesadüfler.”

Romantik bir çocuk muydunuz? Şiir yazmaya o zamanlarda mı başladınız?

Tam hatırlamıyorum ama benden bahsederken öğretmenlerin aklına gelen ilk sözcüğün her zaman “romantik” olmadığı kesin. Hatta daha çok “hiperaktif” ya da “haylaz” gibi terimleri tercih ediyorlardı… İlk şiirlerimse, evde daktiloyla yazıp fotokopiyle çoğaltarak çıkardığım ve aile fertlerine rica minnet sattığım gazetemdeki sayfa boşluklarını doldurmak için yazdıklarımdı. Mizanpaj boşluğu ne kadar büyükse, o uzunlukta bir şiir “patlatıyordum”. O şiirlerin gazetemden daha çok övgü almasıysa, yazı hayatındaki ilk başarısızlığımdır (gülüyor).

Çok genç yaşta, daha yirmi birken “Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü”nü kazandınız “Ayabakanlar” ile… Beklediğiniz bir başarı mıydı?

Şaka bir yana, babam şiire meraklı bir okurdu. Sonra yatılı okul melankolisinin ve sıkıntısının da etkisiyle, genç yaşta iyi bir şiir birikimine kavuştum. Özellikle cumhuriyet sonrası Türk şiiriyle modern Fransız şairlerine hâkimdim. Bu yüzden yarışmayı kazandığıma çok şaşırdım diyemem. Zor bir ergenlik geçirmiştim ve hayatta kalabilmek için şiirle yatıp şiirle kalkıyordum. Enis Batur o dönem yazdıklarımı okuduktan sonra “son zamanlarda karşılaştığım en ilginç genç şair” yorumunu yapmıştı. Bunu duymak hayatımın o güne kadarki en güzel olayıdır.

En büyük yankıyı “Git Kendini Çok Sevdirmeden” romanı yarattı desek yanlış mı olur?

Roman, yaygınlaşma şansı şiire göre çok daha fazla olan bir sanat. 1999’da, dünyama taze oksijen girmesi için yeni bir pencere açmam gerekiyordu, aklıma eskiden beri sahip olduğum roman yazma fikri geldi. “Beğenmezsem sürdürmem” diyerek bir sayfa yazdım. Sonra bir sayfa daha, sonra bir yenisi… Sonucu biliyorsunuz.

2005 ve 2006 yıllarında yazmaya ara verdiniz sağlık sorunlarınızdan dolayı… Bir yazar olarak yazmanıza ara verdirtecek kadar önemli bir sağlık sorunuydu herhalde…
Evet, ağır bir depresyon geçirdim. O sırada “Yolda Üç Kişi”yi yazmayı yeni bitirmiştim ve oldukça yormuştu beni. Bu sırada önce babamı, sonra da annemi kaybettim. Buna çocukluğumdan beri zaman zaman nükseden hastalığım ve başka bazı şeyler de eklenince, sağlığım bozuldu.

Küçüğe Bir Dondurma adlı romanınızda size ait, sağlık problemleri yaşadığız döneme dair o yaşadığınız sarsıcı zamandan kesitler varmış… Biraz da bundan konuşalım dilerseniz…
Bahsettiğiniz konu benim için çok ağır ve derindir… Öyle sohbet esnasında özetlenebilecek gibi değildir yani. Zaten konuşarak anlatamayacağımı anladığım için o romanı yazdım. En kişisel kitabımdır “Küçüğe Bir Dondurma”.  Bu yüzden de best-seller olmaya sonuna kadar direnmiştir.

Romanlarınız Profesör Gürsel Aytaç tarafından Türk edebiyatında “romantik ironi” örnekleri olarak değerlendirilmiş. Gürsel Aytaç’ın bu saptamasını doğru buluyor musunuz?
İroni ve mizah duygusu benim için çok önemli. Tabii burada daha çok durum komedisinden bahsediyorum. Yoksa biri karşıma geçip komiklik yaptığında gülemem, aksine çok gerilirim. Ama günlük hayatın içinde, herkes gayet ciddiyken ortaya çıkan mizahi durumları çok seviyorum. Aynı şekilde, anlattığınız hikâye ne kadar hüzünlü olursa olsun, dozunda bir ironiyle o hüzün zedelenmez, aksine derinleşir. Tıpkı bize kederli bir hikâye anlatan arkadaşımız birden gülümsediğinde hissettiğimiz o güzel ve üç boyutlu hüzün gibi.

Yazarlık yanında bir de müzisyen kimliğiniz var… Profesyonel olarak mı yaptığınız bir şey? Yoksa amatörce icra edilen bir zevk mi sizin için müzik?
Müzik yapmayı seviyorum ama ne yazık ki yeteneğim kısıtlı. Müzikal becerilerim konusunda hayale kapılmamak kaydıyla, zaman zaman arkadaşlarımla çalmak hoşuma gidiyor. Kolektif işler edebiyatın yalnızlığını tatlı bir şekilde dengeliyor.

Romanlarınızın beş dile çevrilmiş olması büyük bir gururdur. Hangi ülkelerde yayımlandı romanlarınız? Yurt dışından ne gibi tepkiler aldınız?

Şimdiye kadar Yunanca, Bulgarca, Estonca, Boşnakça ve Fransızcaya çevrildi. Sırada Portekizce, Romence ve Gürcüce var, onların çalışmaları sürüyor. Hepsi de muteber yayınevlerinden. Yeni kuşak Türk edebiyatıyla karşılaşmanın diğer ülkelerdeki okurlara heyecan verdiğini söyleyebilirim. Bunu hem kurduğum ilişkilerden hem de katıldığım yurtdışı edebiyat etkinliklerinden biliyorum.

Twitter üzerinden bir öykü yazdınız… Her gün bir cümle… Kırk yedi günde de tamamlamışsınız… Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Bunun örnekleri var mı dünyada?

Benden önce Britanya’da bazı yazarlar, eğlence olsun diye böyle bir şey yapmış. Yayıncı bir arkadaşım “Bir denesene, belki hoşuna gider” dedi. Ben meseleyi biraz daha ciddiye aldım ve yıllardır aklımda duran ama bir türlü yazamamış olduğum bir hikaye fikrini Twitter’a uyarladım. Öyle ses getirsin diye yola çıkmamıştım, sonuçta benim de amacım iyi zaman geçirmekti, ama epey ilgi gördü.

Arkası yarın tadında olduğu için takip edilmiştir diye düşünüyorum…
Hayır, iyi bir öykü olduğu için ilgi gördü… Birden Twitter’ın çok takip edilen isimlerinden biri haline geldim. Hep birlikte çok şaşırdık.

Adını Sen Koy Aralık ayında vizyona giren sizin ilk uzun metrajlı filminiz. Yönetmenlik deneyiminizden bahseder misiniz?
Üniversiteden belli bir sinema formasyonum var. Bunu daha çok romanlarımda kullanmayı tercih ediyorum, zaten sinema okuluna da ileride romancılığıma katkısı olacağını düşünerek gitmiştim. Mutlaka film çekmek gibi bir arzum yoktu. Çekersem de kısa metraj yaparım diye düşünüyorum. Günün birinde bir yapım şirketinden teklif geldi ve nedense kabul ettim. Set hayatı oldukça keyifliydi, iyi bir ekibimiz vardı. İnsan ilişkileri bağlamında pek çok şey öğrendim. Çocukluğumun geçtiği şehirde çalışmaksa ayrıca anlamlıydı… Bence her yazar bir kez olsun film çekmeli. Geçici bir süre için de olsa, farklı bir anlatım biçimine yoğunlaşıyorsunuz ve bu sizin kendi sanatınıza da yeni gözlerle bakmanızı sağlıyor.

Film beklenen ilgiyi gördü mü? Veya sizin beklentilerinizi karşıladı mı?
Benim beklentilerim çok yüksek değildi, o yüzden bir hayal kırıklığına uğramadım. Sonuçta bir film projesini başından sonuna yönetebilmiş olmak da benim için başarıdır.

Edebiyatı bir kenara bırakmak pek mümkün değil ancak biraz da aşktan bahsedelim… “Aşk, insanın kendisini budala gibi hissetmekten hoşlanabilmesidir.”demişsiniz… İnsanı okuyunca afallatan bir cümle…
Bunu ilk söyleyen, “Git Kendini Çok Sevdirmeden”deki Arda’dır. Yazdığım karakterlerin her dediklerinin arkasında duramam aslında, sonuçta onlar öncelikle roman karakterlerinin iç gerçekliğine hizmet ederler. Ama bu söz bunca yıl sonra hâlâ bana anlamlı geliyor.

Son günlerde Twitter’da yazdığınız bir cümleydi bu. Sanırım şu anda bir aşkın içinde kendiniz böyle hissediyorsunuz?
Şu anda o romanı yazdığım halimden daha yaşlı ve olgunum maalesef. Ama yine de hayatın bize sunduğu aşk dışında hiçbir şeye değmediğini düşünüyorum.

Şu anda Tuna Kiremitçi’de aşk var mı? Yoksa her zaman mı var… Sizi yazmaya, şiire sürükleyen tek olgu bu ise her zaman vardır…
Benim hayatım önemli değildir. Yazdıklarımızın ne ifade ettiğidir önemli olan. Şiirse dünyayı bütünlüklü bir kavrayış ve dile getirme çabasıdır. Aşk, dile getirilen en önemli şeylerden biridir ama başka şeyler de vardır. Örneğin Tanrı, savaş, hastalık, evlat sevgisi ya da yalnızlık gibi konular da şiiri derinden etkiler.

“Baba olmak, Pazar sabahı 8.15 itibarı ile suluboya yapmak üzere uyandırılmaktır.” demişsiniz. Bu bir isyan cümlesi mi yoksa baba olmaktan son derece mutluyum sabahın 8:15’i de olsa suluboya yaparım demek mi?
Can benim yaşama sevincim… Ayrıca, çok zeki ve duyarlı bir çocuk. Ona ayak uydurmak için her daim tetikte olmak gerekiyor. Kaldı ki hiçbir şeyi “iyi baba” olmak için yapmıyorum zaten. Beraber en iyi zaman geçirdiğim insan Can olduğu için yapıyorum. O her gün değişiyor, ben de takip edebilmek için kendimi geliştiriyorum.

Ünlü çellist Jacqueline du Pré’ye bir hayranlık durumu mu söz konusu mu acaba? Twitlerinizde adı bolca geçiyor da…
Jacqueline du Pré bence yirminci yüzyılın en büyük müzisyenlerinden. Genç yaşta öldüğü için de, hikâyesi çok özel… MS hastalığı yüzünden, en verimli olabileceği son yıllarını enstrümanından uzak geçirmek zorunda kalmış… Özellikle Beethoven ve Elgar yorumlarını çok severim. Arkadaşım gibi oldu artık, yazarken de beni yalnız bırakmıyor. Akşamları o çalıyor, ben yazıyorum.

Geleceğe dair planlarınız neler? Daha çok roman mı, daha çok şiir mi, daha çok sinema mı, daha çok aşk mı?

Şu an yeni bir roman üzerinde çalışıyorum. Yayımlayıp yayımlamayacağıma bitirdikten sonra karar vereceğim. Sekiz yılda beş roman yazdım ve okurların bunları sindirmek için, benim de romanı bitirebilmek için uzunca bir araya ihtiyacımız olacak. Yaşlanmakta olan bir baba olarak, edebiyatın sakin burçlarına çekilmiş durumdayım.

MAG Okurları için ne söylemek isterdiniz?
Okumaya devam!

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.