© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Dört Rol Bir Kadın Fatoş Altınbaş Sarıgül

Dört Rol Bir Kadın Fatoş Altınbaş Sarıgül


Cemiyet hayatının güzel, zarif ve başarılı ismi Fatoş Sarıgül ile zevkle döşenmiş görkemli evinde gerçekleştirdiğimiz samimi röportajda kendisinden hem anne hem akademisyen hem başarılı bir iş kadını hem de sosyal yönlerini dinliyoruz…

Merhaba… Aslında hepimiz sizi oldukça iyi tanıyoruz fakat kendi ağzınızdan da dinleyebilir miyiz, kimdir Fatoş Sarıgül?

İstanbul’da, birbirlerine sevgi ve saygı ile bağlı bir anne ve babanın evladı olarak, çok güzel bir çocukluk geçirerek, büyüdüm. Annem benimle ve benden dört yaş küçük erkek kardeşimle ilgilenirken, babam gece geç saatlere kadar çalışırdı. Babamla pazar günlerimiz özel günlerdi. Çocukluk ve genç kızlık günlerim ailemle birlikte güzel anılarla doludur. Özellikle babam eğitimimiz ve kişisel gelişimimiz konusunda çok hassastı. Beni ve kardeşimi yabancı dilimizi geliştirmemiz için mutlaka her yaz yurt dışına yaz okuluna gönderirdi. Kışları ise sömestr tatilinde boş bırakmaz, kayak için yine yurt dışında bir okulda zamanımızı kendimizi geliştirerek değerlendirmemizi sağlardı. Üniversite eğitimim için yurt dışında bir okulu seçmemi çok arzu etti fakat ben lisede Türk eğitim sistemi içinde başarılı bir öğrenciydim. Üniversite sınavı için çok çalışıyordum ve sınavda Türkiye’de iyi bir üniversiteyi kazanabileceğimi düşünüyordum. Öyle de oldu. Bilkent Üniversitesi Uluslarası İlişkiler Bölümü’nü kazanınca yurt dışına gitmek istemedim ve lisans eğitimim için Ankara’ya yerleştim. Ankara’da okuduğum yıllar, bana iyi bir lisans eğitiminin yanında çok güzel arkadaşlıklar da kattı. Bugün en güzel dostluklarım, o yıllarıma dayanır. Lisansdan sonra ise master yapmak için iki yıl Milano’da kaldım ve Politecnico di Milano Üniversitesi’nde MBA programını tamamladım. İstanbul’a döndükten sonra iki yıl ticaret hayatında çalıştım. Bu arada kıymetli taşlar değerlendirme enstitüsü olan GIA’de eğitim almak için dört ay Londra’da kaldım. Eşimle tanıştığım zamanlar kariyerime yön vermeye çalıştığım zamanlardı. Evlendikten sonra akademik kariyerime devam etme kararı olarak Yeditepe Üniversitesi’nde Antropoloji alanında doktora yapmaya başladım. Bugün ise Kemerburgaz Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders veren, aynı zamanda babamın desteğiyle kardeşimle kurduğumuz Alia Holding’in yönetimini sürdüren, iki kız çocuğu annesi, hala kendini geliştirmek için çok çalışan bir Fatoş var.

İş hayatına ilk adımı ne zaman attınız? Kendi şirketiniz olan Altınbaş Holding’te mi başladınız çalışma hayatına?

Politecnico di Milano Üniversitesi’nde MBA programını tamamladıktan sonraki yıl Altınbaş Holding’e bağlı Alstone kıymetli taşlar satış şirketinde çalışmaya başladım. Bu şirket başta pırlanta olmak üzere değerli taş ticareti yapıyordu ve mücevherat işinin mutfağıydı. İki yıl boyunca aktif çalışma hayatım oldu. Evlendikten sonra ise ticareti bırakıp akademik kariyerime devam etme kararı aldım.

Hem kadın olmanın hem de aile mesleğinizin getirdiği mücevher tutkusu sizin için ne ifade ediyor?

Takı insanlık tarihinin ilk zamanlarından beri kadının süsü olarak varolmuştur. Kadınlar güzel görünmek için değişik metallerden, deniz kabuklarından, yapraklardan veya kuru bitkilerden yaptıkları takıları üstlerine takarak kendilerini süslemişlerdir. Mücevherat ise modern zamanların süsleme aracı olarak estetik amaçlara hizmet ederek özellikle kadının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Benim için de mücevherat vazgeçilmez. Hem yapım aşamasında, hem sonrasında kullanırken çok keyif alıyorum.

Anne olduktan sonra iş hayatınızda neler değişti?

Anne olmak başlı başına bir meslek diye düşünüyorum. Bir kadının o kadar çok zamanını alıyor ki, yanında başka bir iş sürdürmek zorlayıcı oluyor. Çocuk büyütürken, işine aynı tempoyla devam eden kadınları çok takdir ediyorum. Ben iki kızımın da doğumdan sonra sekiz ay kadar iş veya akademik hayatıma ara vermek durumunda kaldım. Çocuklarım anne sütünden kesildikten sonra iş hayatımı devam ettirebildim.

Eşiniz iş hayatınızda olduğu kadar ev hayatında da yardımcı olabiliyor mu size?

Eşim çok ilgili bir eş ve babadır. Elbette ondan çocukların günlük bakımlarını yapmasını hiçbir zaman beklemedim. Bunu yapmak için evimizde her zaman bana destek veren yardımcılarımız da oldu. Eşim, özellikle bir yaşından sonra iki kızımla da baba-kız saati adını verdiğimiz zamanlarda başbaşa oyunlar oynadı, onlarla dışarda vakit geçirdi. Aile seyahatlerimizde onlara hep bol zaman ayırdı. Bunun için şanslıyız.

Sosyal sorumluluk projelerine destek veren isimlerin başında geliyorsunuz… Biraz bunlardan bahseder misiniz bize?

Evlendikten sonra, siyasetçi bir ailenin gelini olmamdan dolayı, kendimi sosyal yardımlaşma projelerinin içinde buldum. Kayınpederim Mustafa Sarıgül, sadece belediye başkanı olduğu bölgede değil, tüm İstanbul’da hatta Türkiye’de, ihtiyaç sahibi kim varsa onların yardımına koşarak benim için çok güzel bir örnek teşkil ediyordu. Böylece pek çok kişinin yardımına aracı olarak çok güzel işler yaptık. İlköğretim okullarında bilgisayar labaratuarları, ana sınıf revize çalışmaları, kimsesiz çocuklar için giysi toplanması, Van depreminde depremzedelere yardım, Soma faciası sonrası vefat eden madencilerimizin ailelerine yardım toplanması gibi projeleri çevremdeki yardımsever arkadaşlarımın maddi desteği ve benim de organizasyonumla gerçekleştirdik. Sonrasında bu çalışmalarımızı daha büyük ölçekte yapabilmek adına dernekleşmeye karar verdik ve Hayat Paylaşım ve Dayanışma Derneği kuruldu. Şu anda zihinsel ve bedensel engelliler için bir rehabilitasyon merkezi inşa etmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aynı zamanda 25 ihtiyaç sahibi kişiye eğitim ve yaşam desteği adını verdiğimiz aylık burslarımızla destek veriyoruz. O kişiler bu yardımlarla eğitimlerini ve yaşamlarını sürdürüyorlar. Bir kişinin hayatına dokunabilmek çok önemli.

Nasıl geçiyor bir gününüz? Yoğun temponuzun içinde çocuklarınızla dilediğiniz kadar vakit geçirmeye fırsatınız oluyor mu? Neler yapıyorsunuz birlikte?

Hafta içi üniversite ve şirket ofisimiz arasında koşuşturmakla geçen çok yoğun bir tempom var. Bu arada arkadaşlarımın ve sosyal çevremin davetlerine de katılmaya çalışıyorum. Saat 6’dan sonra ise, yatma saatleri olan 8.30’a kadar çocuklarımla vakit geçiriyorum. Büyük kızım bu yıl birinci sınıfa başladı ve bizim için önemli bir yıl. Onun okuma-yazma çalışmalarıyla birebir ilgileniyorum. Hafta sonları ise eşimle ve çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyorum. Aynı zamanda arkadaşlarımızla vakit geçirmeyi ve İstanbul’da yeni restaurantları denemeyi de çok seviyoruz.

Akademik yönünüzden biraz bahsedelim…Antropolojiye ne zaman ilgi duymaya başladınız?

Antropolojiye olan ilgim, finansa ve ticarete olan ilgisizliğimden doğdu diyebiliriz. Bu bilim dalıyla beni tanıştıran Sevgili Bedrettin Dalan oldu. Deneme süreciyle başlayan eğitimim, toplum, insan ve kültüre derinden bir bakış ve anlayış sağlayan antropoloji bilimini çok sevmemle devam etti.

Her zaman formda bir fiziğe ve zarif bir duruşa sahipsiniz… Nasıl böyle kalabilmeyi başarıyorsunuz?

Elimden geldiğince sağlıklı yaşam sürdürmeye çalışıyorum. Abur cuburdan, paketli gıdalardan, kola ve asitli içeceklerden uzak duruyorum. Gece geç saatte yemek yemiyorum. Spor yapmayı küçük yaşlardan beri çok seviyorum ve her sabah bir saat açık havada tempolu yürüyüş yapıyorum.

Moda ne ifade ediyor sizin için? Tarzınızı kendi seçimleriniz mi oluşturuyor? Gardırobunuza hakim olan renk ve parçalar neler?

Modayı hobi olarak görüyorum ve takip etmeyi seviyorum. Fakat kendime yakışmadığına inandığım bir tarzı, moda olduğu için uygulamam. Bazen çok beğendiğim fakat bana yakışmadığını düşündüğüm parçalar olabiliyor. Tarzım zamanla sadeleşti ve 3-4 yıl öncesine göre şimdilerde daha kolay giyilebilen ve rahatlığı olan kıyafetler tercih ediyorum. Gardırobuma hakim olan renkler siyah, beyaz ve kırmızı diyebilirim. Ama genel olarak asla giymem dediğim bir renk de yok.

2016 yılında kıyafet ve mücevherde öne çıkan parçalar neler olacak sizce?

Mücevherde gösterişli parçalar trend olmaya devam ediyor. Kıyafette ise çok çeşitli trendler var. Önemli olan kişinin tarzıyla örtüşen trendi seçmesi.

Eviniz neden bu kadar konuşuluyor sizce? Çok zevkli döşenmiş ve gösterişli bir villanız var. Peki bu kadar ön plana çıkartılması sizi rahatsız ediyor mu?

Hayır rahatsız etmiyor. Evimi çok özenerek döşedim ve içinde keyifle yaşıyoruz. Dünyanın her yerinde insanlar göz önünde olan kişilerin yaşamlarını, evlerini, giyim tarzlarını takip eder ve zaman zaman da taklit eder. Dolayısıyla evimin beğenilmesinden ve ön plana çıkartılmasından gurur duyarım.

2015 yılının son günlerine yaklaştığımız bu günlerde nasıl hissediyorsunuz kendinizi, nasıl geçti bu yıl?

2015 ülkemiz için de dünya için de çok aydınlık geçmedi. Ben ve ailem de yaşanan terör saldırıları, şehitler, Suriyeli göçmenlerin dramı ve dünyada yaşanan felaketlerden dolayı üzgün günler geçirdik. Her şeyden önce sağlıklı olduğumuz için Allah’a şükürler ettik. Hayat hiçbir zaman kolay değil ve mücadelerle dolu…

Yeni yılda ne gibi hedefleriniz, hayalleriniz ve projeleriniz var? Neler bekliyorsunuz 2016’dan?

2016’dan özel bir beklentim yok. Tüm ailem ve dostlarımla birlikte geçireceğimiz güzel bir yıl olmasını diliyorum. Onun dışında akademik kariyerimi yükseltmek ve iş hayatında yükselen bir çizgiyle devam etmek için çalışıyor olacağım. 2016’da çıkaracağım iki kitabım için heyecanlıyım.

Yılbaşı gecesini nasıl geçireceksiniz, planlarınız hazır mı?

Yılbaşı gecesini son üç yıldır olduğu gibi, çocuklarımız ve dostlarımızla birlikte bizim evimizde geçireceğiz. Ev ortamını özellikle tercih etmemizin sebebi çocuklarımızla olmak istememiz…

Kimlere ne hediyeler alacaksınız belirlediniz mi? Biraz tüyo alsak… 🙂

Hediye konusunu şu an düşünmedim ama yılbaşı için genelde küçük, sembolik hediyeler alırım…

Size en çok ne tür hediyeler alınmasına mutlu olursunuz? Bugüne kadar aldığınız en özel hediye neydi?
Her tür hediye beni mutlu eder. Kızlarımın kendi elleriyle yaptıkları sanat çalışmalarını bana hediye etmeleri çok keyif veriyor. Eşim de hediye almayı çok sever ve onun aldığı her hediye benim için çok özel.

Bir yeni yıl geleneğiniz var mı?

Hayır yok. Yeni yıl yemeğinde hindi yemeyi seviyoruz. Belki buna bir gelenek diyebiliriz…

Son olarak yeni yıl dileklerinizi alalım ve sizlere sevdiklerinizle birlikte çok mutlu bir yıl dileyelim…

Yeni yılda dünyadaki savaşların bitmesi en büyük dileğim. Orta Doğu’da kötü durumda olan insanların acılarının bitmesi, fakirliğin azalması, herkese eğitim eşitliği, özgürlük, huzur içinde yaşamak ve mutlulukla nefes alabilmek… Dilerim 2016 aydınlık bir yıl olur… Ayrıca, tüm MAG ailesinin de yeni yılını kutlar ve başarılarının devamını dilerim.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.