Başa Dön

Danimarka Büyükelçisi Svend Olling, Eşi Ann Olling ve Kızları Ingrid

Danimarka Büyükelçisi Svend Olling, Eşi Ann Olling ve Kızları Ingrid

Bu ay, refah düzeyiyle dünyaya örnek bir ülkeden gelen, Türkiye’nin gittiği her bölgesinde insanlarla kaynaşma başarısını gösteren ve ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmini artırmak için sahip olduğu küresel ekonomi vizyonuyla önemli bir görev üstlenen Danimarka Büyükelçisi Svend Olling ile birlikteyiz. Büyükelçi Olling’in zarafetiyle röportajımıza katılan eşi Ann Olling ve zeki kızları Ingrid Olling röportajımızı çok daha keyifli bir hale getirdiler.

Rezidansta beni şık bir kırmızı elbise ve zarif tavrıyla bizzat Ann Olling karşıladı. İçeriye girdiğimde Büyükelçi Svend Olling ve kızları Ingrid’in de kendisine katılmasıyla çok güzel bir aile tablosu oluşturdular. Röportaja başlamadan önce çayımızı içerken aileyle yaptığım sohbet esnasında, ülkesinden uzakta bir ailenin birbirine sevgiyle kenetlenişini gördüm. Bu arada Danimarka hakkında çok güzel ve enteresan bilgiler edinme fırsatım oldu. Bu bilgiler röportajımız sırasında da ara ara geçiyor. Ingrid henüz 13 yaşında olmasına rağmen, sahip olduğu sosyal becerisi, kendine güveni ve kendini ifade etme tarzıyla sadece yaşıtlarını değil yetişkinleri bile kendisine hayran bırakabilir. O kadar güzel bir anlatımı var ve o kadar güzel örneklemeler yapıyor ki insan ne kadar zeki olduğunu hemen anlıyor. Şimdiden hedeflerini belirlemiş ve ülkesinin dış işlerinde görev almak için, zamanı geldiğinde bence babası gibi tüm donanıma sahip olucak. Büyükelçi Svend Olling’ten ülkemize gelmeden önce, öncelikli olarak Türkiye’de görev almak istediğini öğrendim. Ayrıca ailece Türkiye’de olmaktan mutlu olduklarını öğrenmek beni de çok mutlu etti.

Göreve başladığınız geçen yıldan itibaren edindiğiniz Türkiye tecrübenizi nasıl özetlersiniz?

Svend Olling: Türkiye’ye 2016 yılının Ağustos ayında geldik. Tam da dramatik ve korkunç 15 Temmuz olaylarını takip eden dönemdi. Bu deneyimimizi özel hayatımız ve mesleki hayatımız olmak üzere iki alanda değerlendirmeliyiz. Profesyonel anlamda 15 Temmuz sonrasında gördüklerimiz tabii ki çok üzücüydü ama Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri yönetmek açısından da önemli bir dönemdi. Yaşananların bir yönü buydu. Öte yandan, özel yaşamımızda Türkiye bizim gelmek istediğimiz, gelmeyi umut ettiğimiz ve benim için öncelikli olan bir ülkeydi. Görecek, yapacak ve tecrübe edilecek çok şey vardı. Hatta daha buraya gelmeden yüksek beklentilere adapte olmuştuk.

Aynı zamanda Azerbaycan Büyükelçiliği görevini de yürütüyorsunuz. Bu durum sizin için Ankara ve Bakü arasında yoğun bir seyahat temposu yaratıyor mu?

 Svend Olling: Büyük ihtimalle önümüzdeki hafta Bakü’ye gidicem ve bu yıl içinde oraya dördüncü gidişim olucak. Bakü’de geçirdiğim zaman, Türkiye ile ilişkilerimiz için burada geçirdiğim süreyle mukayese edilecek bir zaman değil. Ayrıca Azerbaycan’da her gün konuları dikkatle ele alan çok ehliyetli bir konsülümüz var. Ben orada acil durumlarda hükümete ulaştırmam gereken konuları bakanımıza sunmak üzere devreye giriyorum. Ama zamanımın çoğunu Ankara’da, Türkiye ile ilişkilerimiz üzerine geçiriyorum.

Ann Olling: Bir kez Bakü’ye birlikte gitme şansımız oldu ve orada çok güzel vakit geçirdik. Bizim için tamamen farklı bir ülke tecrübesiydi. Türkçe ile benzerlikler gösteren dillerini duymak çok dikkat çekiciydi.

Türkiye ve Danimarka arasındaki ikili ticari hacmi geçen sene 1,85 milyar dolar olmuştu. Bundan sonra ülkelerimiz arasındaki ticaretin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Svend Olling: Kesinlikle bu rakamın artması için çalışıyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güven mektubu sunuş törenimde bu konuda bir hedef belirledik. Amacımız bu rakamı 5 milyar dolara çıkartmak ve bu ulaşılabilir bir rakam. Zor gibi görünebilir ama başarılması mümkün. Rakamlar biraz yanıltıcı olabilir, çünkü 1.8 milyar dolar sadece ihraç edilen ticari malların tutarı. Yani sadece sınırdan somut olarak geçirdiğimiz malların değeri ama bir o kadar geniş, her iki yönde farklı ticaret alanları var. Karşılıklı hizmet alışverişi oluyor, biz Türkiye’den hizmet alıyoruz, Türkiye bizden hizmet alıyor. Örneğin hukuk alanı, nakliye ve birçok farklı şey listede yer alıyor. Bunlar görünen rakamları neredeyse ikiye katlıyor ama daha da önemlisi ticaret rakamları kavramını biraz terk etmeliyiz. Çünkü küresel ekonomide, belli ekonomik dönemlerde karşılıklı etkileşim şeklimiz sınırdan geçirdiğimiz mallardan çok daha fazlasını içeriyor. Bununla sınırlamak zamanımız için doğru bir kavram değil ama küresel değer zinciri için çok önemli. Örneğin bir Danimarka spor giyim firması olan Hummel’ın Türkiye’de yaklaşık 500 mağazası var ve ürünlerinin çoğu Türkiye’de üretiliyor. Türkiye’de üretilen ürünlerini Türkiye’de satıyorlar ama ticaret hacmi bunu içermiyor ya da Türkiye’de üretip Tayland’ta satıyorlar. Bu da iki taraflı ticaret olarak geçmiyor ama yine de ekonomik ilişkimiz açısından çok önemli. Küresel ekonomide her birimiz değerler zincirinin bir parçasıyız ve etkileşimler ticaret rakamlarına göre çok daha önemli. Bu benim için çok önemli bir konu. Ekonomistler için de hangisinin daha önemli olduğunu yanıtlamak oldukça zor. Bu arada ülkelerimizin potansiyeline bakarak ticaret hacminde artışı sağlayacak özellikle iki alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırmayı düşünüyoruz. Bunlardan biri sağlık sektörü, ilaç sektörü ki bu da sağlıkla ilgili ve diğeri ise yeşil teknoloji. Bu konuda devam etmekte olan pek çok ilginç proje görüyoruz. Türkiye’deki yenilenebilir enerji çalışmaları da bunlardan biri. Bu konularda çok hevesliyiz.

65 bin kişilik Türk toplumu Danimarka’daki en büyük göçmen grubunu oluşturuyor. Bu durum Türkiye’deki görevinize farklı bir boyut kazandırıyor mu?

Svend Olling: Evet, hem de çok… Bu bizim sahip olduğumuz ilişkilere bir çeşitlilik, zenginlik getiriyor. Danimarka’da yaşayan bu insanların birçoğu, dili ve kültürü anlayan, iş olanağı sağlanmış, kültürel ilişkilere sahip insanlar. 65 bin sayısı resmi bir sayı ama gerçekte aileleri, geçmişleri sebebiyle Türkiye ile bağları olan insanların sayısı daha yüksek. Danimarka’daki Türk nüfusu çok güzel bir üne sahip. Onlar bizim sevdiğimiz insanlar. 60’lardan ve 70’lerden itibaren Danimarka’ya gelen bu insanlar politikada, iş dünyasında, medyada yer alıyor. Bu topluluk Danimarka’daki nüfusun bir parçasını oluşturuyor. Türk kökenli insanların çoğu Konya civarından geliyor. Bence Türkiye’nin çok etkileyici bir bölgesi. Birkaç hafta önce Konya’daydım ve onların geldiği bazı köyleri ziyaret ettim. İnsanlar size doğru geliyor ve Danca konuşuyorlar. Danimarka plakalı arabalar görüyorsunuz, muhteşem bir bağlantı. Konya’ya ilk gidişimizde bir dükkanın önünde durduk ve atıştırmalık bir şeyler almak istedik. İçeride ne alacağımıza bakıyorduk, biraz kafamız karışmıştı. Hemen orada bulunan biri mükemmel bir Danca ile “Yardımcı olabilir miyim?” diye sordu. Orası çok sayıda Danimarkalı ile bağları olanların bulunduğu bir yer ve bu bizim için çok ilginç bir tecrübe oldu. Küçük bir ülkeden geldiğimiz için yaşadığımız bu tecrübe çok etkileyiciydi.

Temmuz ayında düzenlenen 23. (Deafolimpik) İşitme Engelliler Yaz Olimpiyat Oyunları’nda Danimarka ekibini desteklemek üzere kızınızla birlikte Samsun’daydınız. Ülkenizden uzakta kendi ulusal ekibinizi desteklemek size neler hissettirdi?

Svend Olling: Tarif etmesi çok zor… İnsan ulusal bir gurur hissi içinde oluyor. Beni çok etkileyen iki an oldu. Bir tanesi; otele girdiğimizde bizi bekleyen Danimarka takımı, Danimarka bayrakları, pankartlar ve dekorasyonla hazırlanan karşılamaydı. Otel yöneticisi harika bir iş çıkarmıştı. Eve dönmek gibiydi ya da bir Danimarka kampına gitmek gibi… İkincisi açılış seramonisiydi, Danimarka takımı içeri girdiğinde benim için çok duygusal bir andı ve çok gurur vericiydi. Ayrıca çok güzel organize edilmiş bir yarışma olduğunu da söylemeliyim. Sadece biz değil, Deafolimpik atletleri de Samsunlular tarafından son derece konuksever bir tavırla karşılandı. Her nereye gitsek, Deafolimpik oyunlarıyla ilgisi olmayan yerlerde bile çok kibar ve misafirperverlerdi. Nazik ve hoş insanlarla çok güzel bir tecrübeydi. Daha çok madalya kazanmayı umut etmiştik ama umarım bir dahaki sefere…

Bir gazeteye ülkenizden kitap tavsiyesi olarak Peter Hoeg’in “Smilla ve Karlar” kitabının ismini verdiniz. Kitapta ülkenize ait sizi en çok etkileyen unsur nedir?  

Svend Olling: O kitabı birkaç sebepten ötürü tavsiye ettim. Önemli bir sebebi, Türkçe çevirisinin bulunuyor olması. Danimarka Krallığı’nın önemli bir kısmı Kuzey Atlantik ve Grönland’deki küçük, sevimli adacıklardan oluşur. Bir diğer sebebi kitabın insanları Danimarka Krallığı hakkında daha çok bilgilendiriyor olması. Örneğin coğrafi olarak Almanya’nın üst kısmında yer alıyor olması gibi, Kuzey  Atlantik ve Arktik’teki atık giderleri gibi… Bu kitap özellikle esrarengiz bir sır hakkında, post modern bir gerilim romanı. Kitabın baş kahramanı, Grönland köklerine sahip ve kendini kar ile ilgili çalışmalara adamış bir kadın, Smilla… Genelde her ülkenin kara ait birkaç kelimesi vardır ama Grönland’de karın farklı halleri için birçok kelime kullanılır. Smilla da kar konusunda büyüleyici düzeyde yüksek bir algıya sahip ve bu da suçun ortaya çıkmasında büyük bir rol oynuyor. Peter Hoeg, kategorize edilmesi zor, yazma tarzını ve temasını değiştiren muhteşem bir yazar. Bu kitabının okunmasını gerçekten tavsiye ederim. Hikaye Kopenhag ve Grönland’de geçiyor.

Türkiye’de “Danimarka” deyince akla ilk gelen yer başkent Kopenhag. Ülkenizin başka hangi yerlerinin fark edilmesini ve bilinmesini isterdiniz?

Svend Olling: Eğer Danimarka’ya giderseniz tavsiyem; kıyılara, dağlara, kalelere gitmekten ziyade içinizden geldiği gibi gezmeniz. Kırsal kesimleri çok güzeldir. Kaliteli yaşamın gerçek güvenini ve eşitlik felsefesini görebilirsiniz. Danimarka’da nereye giderseniz gidin bu değerleri görürsünüz. Temiz, kaliteli ve insanların arasında güvenin olduğu ve bu önemli değerlere saygı duyduğumuz bir toplumsal yaşam var. Danimarka bir yarımadadır, bunun dışında iki büyük ada, bunlardan biri Kopenhag’dır ve etrafında onu çevreleyen birçok küçük ada vardır. Bütün büyük turist gemileri Kopenhag’a ve büyük şehirlere giderler ama biraz da bu yüzden alışılmışın dışına çıkıp diğer küçük adaları görmenizi tavsiye ederim. Ailenizle kaliteli zaman geçirebileceğiniz, doğayla iç içe olabileceğiniz muhteşem adalar var. Özellikle de yaz aylarında gitmeniz çok daha güzel olur ama yılbaşı zamanı da güzel bir zaman, çünkü özel festivalleri oluyor. Özellikle karı ve kış manzarasını seviyorsanız… Ama yazın günler uzun olduğu için insanlar kendini dışarıya atar, caddeler, kafeler ve kumsallar daha canlı, hayat dolu olur. Kışın da tabii ki tam tersi, hava karanlık ve soğuk olur. İnsanlar bir an önce evlerine varmak için acele ederler.

Ann Olling: Bence Danimarka’ya gitmek için en güzel zaman yaz mevsimi. Yaz aylarında günler daha uzun olmasına rağmen güneş yine de yakıcı olmaz burada sonbahar mevsiminde olduğu gibi… Hava geç kararır ve gün uzun süre aydınlık olur ve siz uzun süren gündüzün keyfini çıkarabilirsiniz.

Ingrid Olling: Danimarka’da biz kuzine etrafında hep birlikte oturmayı, sohbet etmeyi ve film izlemeyi çok severiz. Bu hoş atmosferi tanımlayan ………….. diye bir kelime kullanırız. Yazın bu, yerini kumsalda barbekü yapmaya bırakır. Ama kışın yapılacak en güzel şey evde oturup film izlemek ve bazen de mumları yakmak.

Türkiye’de bulunduğunuz süre için ailece ne tür planlarınız var?

Hemen hemen her gün Türkiye’de gitmeyi düşündüğümüz bir yer hakkında konuşuyoruz. Türkiye’de gitmek istediğimiz pek çok yer var, en çok da İstanbul… Bu ülkede beni etkileyen şeylerden biri çok eski bir tarihe sahip olması. Katman katman gözler önüne serilen tarihi görmek muhteşem bir şey. Buradaki Anadolu Medeniyetleri Müzesi bunun çok güzel bir örneği. Göbeklitepe, Hitit Uygarlığı ve Gordion harabeleri de çok etkileyici yerler. Bu yerler son derece ilham verici ve büyüleyici. Göbeklitepe’ye baktığınızda, anıtlara baktığınızda, hepsi onları yapan insanlar hakkında bilgi veriyor ve zaman içinde insanlığın yaptıklarını görebiliyoruz. Kayak yapmak için bu yıl yine Erciyes’e gidiyoruz. Karadeniz Bölgesi’ni de biraz daha keşfetmek istiyoruz. Orada sadece Trabzon’a ve Samsun’a gitmiştik. Güney’de Antalya, Alanya, Side ve Kalkan’ı gördük. Kapadokya da gittiğimiz yerlerden biri. Benim özel ilgi alanlarımdan biri, Türkiye’nin şaraplarını keşfetmek. Suvla, Urla, Arcadia, Likya gibi Türkiye’nin butik şaraphanelerini ziyaret etme ve tadım yapma şansım oldu.

(Röportajımızın son kısmında Ingrid’e de soru sorma şansım oldu ve kendisi mutlulukla sorularımı yanıtladı) Senin yaşında biri için Türkiye’de yaşamaya başlamak nasıl bir tecrübeydi Ingrid?

Ingrid Olling: Türkiye’deki yeni çevrem beni çok güzel karşıladı. Hemen Türkçe’nin çok ilginç bir dil olduğunu anladım. Çünkü Danimarka’daki okulumda Fransızca öğrenmeye başlamıştım ve birkaç yıldır da devam ediyorum. Fark ettim ki pek çok kural var ama bu kuralların yarısına uymak zorunda değilsiniz. İlk geldiğim zamanlarda dili öğrenme konusunda biraz tedirginlik yaşadım ama sonra bu dili çok sevdim. Çünkü çok makul bir dil. Bilirsiniz dilin kuralları var ve onları takip ederek yanlışlarınızı düzeltebiliyorsunuz. Ayrıca yemek pişirmeyi, özellikle sağlıklı yemekler pişirmeyi ve bunun için taze sebzeler almayı çok seviyorum. Buraya geliğimiz ilk hafta buraya birkaç yüz metre uzaklıktaki bir semt pazarına gittik. Buradan bazı Türk yemek kitapları aldık. Sık sık meyve, sebze almaya gidiyoruz. Sanırım bir Türk yemeği yapmak için gelecek hafta da gideriz. Bu aralar Türk mezeleri yapmayı deniyoruz.

Yeni okul çevrene ve arkadaşlarına adapte olma sürecin nasıl geçti?

Ingrid Olling: Çok çabuk adapte olduğumu düşünüyorum. Buraya geldikten sanırım bir ay sonra, bir Türk Artistik Patinaj Kulübü’ne katıldım. Bir yıl içinde senkronize patinajda Türkiye şampiyonasına gittik ve ikincilik aldık. Bundan dolayı Türk çevreme çok çabuk alıştığımı düşünüyorum. Değişik ülkelere gitiğimiz için birçok farklı okulda bulundum. Yeni okuluma adapte olmakta zorlanmadım, çünkü bunu daha önce de çok defa tecrübe etmiştim. Farklı şeyler vardı tabii ki, örneğin daha önce Amerikan okuluna gidiyordum ama şimdi İngiliz okuluna gidiyorum ve aksanlarını oldukça değişik buldum.

Yazar Hakkında: /

<p>2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.</p>

Yorum Bırakın

%d blogcu bunu beğendi: