© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Bu Ülkeden Bir Şeyler Aldıysak, Bu Ülkeye Bir Şeyler Vermemiz Lazım

Bu Ülkeden Bir Şeyler Aldıysak, Bu Ülkeye Bir Şeyler Vermemiz Lazım

Okuma süresi 13 dakika

Uğur Işık’la, esas olarak sayısız ödüllerin sahibi olduğu offshore yarışları hakkında röportaj yapacaktım. Ama ilk buluşmamızı yine en başından sonuna kadar tamamen kendisinin eserin olan, Türkiye Concours D’elegance, en zarif otomobiller yarışmasının yapıldığı İstanbul Küçüksu Kasrı’nda gerçekleştirdik. Böylece kendisinin bu organizasyonlardaki emeğini, çalışkanlığını, yıllarca biriktirdiği bilgisini, tek başına nasıl çılgın bir çalışma sergilediğini, tüm enerjisini gerçekten işine kanalize edişini, derin konsantrasyonunu gözlemledim. Sabahın dokuzundan akşamın sekizine kadar arada sadece bir sandviç yemek için oturan, tüm gün yakıcı güneşin altında çalışan bir iş adamı vardı karşımda…

Kendisiyle yeni tanışan insanların dahi ona hemen boss (patron) diye hitap etmeye başlamaları, yarışırken geçirdiği kazada kırılan ayağından bahsedişindeki sakinliği, girdiği her ortamda doğal olarak lider konumuna gelmesi, garsondan bir kola rica ederken bile arkadaşlarına ilham vermesi ve yaşadığı pek çok probleme rağmen gösterdiği azim ve sabır insanı gerçekten etkiliyor. Uğur Işık’la iş hayatından, özel yaşamına, Türkiye’ de gerçekleştirdiği yarışlardan ve organizasyonlardan çocuklarına, gelecekle ilgili hayallerinden, yaşamdaki misyonuna kadar her şeyi tüm açıklığı ile konuştuk. Teknelerin en detaylı teknik bilgilerini ve kazaların her dakikasına kadar en heyecanlı anları anlattı bana… Ve ekim ayında yapacağı Roma’daki offshore yarışlarda buluşmak üzere diyerek ayrıldık.

Bugün burada, gerçek anlamda bir şovalye gördüm ben Uğur. Her detayla tek tek, en ince ayrıntısına ve zamanlamasına kadar bizzat ilgileniyor, her şeye dokunuyor, başında duruyor ve bunları hep yüzünde bir gülümsemeyle yapıyorsun. Öncelikle bir iş adamısın. Nereden aklına geliyor bu kadar büyük çaplı organizasyonların altına imza atmak?
Her iş adamının Türkiye’de sosyal açıdan ve iş açısından imkanlarının, eğitiminin ve bilgisinin el verdiği şekilde kendinden bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorum ben. Bu ülkeden bir şeyler aldıysak, bu ülkeye bir şeyler vermemiz lazım. Bu yüzden zevk aldığım, yurt dışında nasıl yapıldıklarını gidip gördüğüm, öğrendiğim ve yapmaktan da hoşlandığım bu tip yarışmaları ve organizasyonları, kendi ülkemde eksik gördüğüm için yapmaya çalışıyorum. Türkiye’ de, Concours D’elegance’ın yanı sıra, tekne yarışları da yoktu. Her tarafı denizle çevrili ülkemde tekne yok, tekne yarışı yok, böyle bir şey olamaz. Bunları bu yüzden Türkiye’ye getirmek istedim. Dünyanın her tarafında bu tip organizasyonlar oluyor ama Türkiye’de daha hiç yapılamamıştı, yapmak istedik. Concours D’elegance da ilk defa gerçekleşiyor ülkemde.

Bu yarışmayı her sene mi yapacaksın?
Evet inşallah.

Sponsorlar mı var?
Sponsorlarımız var gerisini de esasen biz yapıyoruz. Concours D’elegance’ı, Işıklar Holding sponsorluğunda gerçekleştiriyoruz.

Sponsor da kendinizsiniz, organizasyonu da kendin yapıyorsun ve bugün burada bu yarışma Türkiye’ de ilk kez gerçekleştiriliyor. İlkini gerçekleştiriyor olman nedeniyle her hangi bir alt yapı sorunu, aksaklık yaşadın mı?
Küçüksu Kasrı’nın yanındaki bahçenin yemyeşil ve pırıl pırıl olmasını isterdim. Kendi malımız olmadığı için orayı düzeltme şansımız olmadı. “Yarışmanın ilk senesi olduğu için böyle” diyerek “kusura bakmayın” diyoruz katılımcılara. Önümüzdeki sene burası çok daha güzel olacak. Türkiye’de ilk kez böyle bir organizasyon olmasından herkes çok memnun bu nedenle zemin sorununa herkes göz yumdu. Önümüzdeki sene bu organizasyonun çok güzel bir alanda olmasını istiyoruz, bu konuda desteğe ihtiyacımız var.

Biz bu projeyi gerçekleştirirken devletten her hangi bir yardım beklemedik, her şeyi kendimiz çözmeye çalıştık ve her konuda da böyle olmaya çalışıyoruz. Herkese örnek olmasını istediğimiz bir durum bu. Hiç kimse bir oluşumun tamamlanması için devlet yapsın dememeli. Hep beraber, aklı başında insanlar bir araya gelerek birçok çözümü kendileri üretebilirler. Fakat bazı yerler var ki onlarda çok sıkıntılar olabiliyor. Mesela bu sene offshore yarışlarının Class 3 serisinin, üç yarışını yapamadık ve yapamayınca bizi destekleyen herkes bıraktı.

Neden yapılamadı bu yarışlar?
Federasyon seçimleri oldu, başkanın yetkilendirmesi gecikti ve benzeri bir takım sorunlar, aksaklıklar oluştu. Benimle görüşeceklermiş şimdi ama benim de devam etmemek gibi bir kararım var. Türkiye’nin dört bir yanında yaptığımız ve yurt dışında Türkiye tanınsın diye uğraştığımız yarışlara benim kanaatim devam etmemek olacak. İnsanı böyle bir yere getirebiliyorlar maalesef… Zaten Işıklar olarak biz tüm masrafları yapıyoruz. “Federasyona gel anlat eğer gelmezsen sana bu izni veremeyiz” diyorlar. Ben 10 yıldır yapıyorum bunu zaten… Sanki başka kulüp varmış gibi bunları yapan, yapabilen, İstanbul Offshore Kulübü’nü yetkilendirmeleri lazımdı ama yetkilendirmediler. Şimdi şampiyona benim gözümde bitti. Sponsorlar ve destekçilerin hepsi çekildi, canlı yayınımız da kalmadı… 10 senelik emeğin ne olduğunu bile sorgulamadan her şeyi çöpe attırdılar… Şimdi nasıl yapılacağını bekleyip göreceğiz. Bize hayretle soruyorlar neden siz yapamıyorsunuz diye. Anlatıyoruz ama biz de anlamıyoruz ki, onlar da anlam veremiyorlar ve aynı soruda gelip takılıyoruz: federasyon sporu yaptırmak için mi, yoksa yaptırmamak için mi var?

Yıpranıyor insan tabii böyle şeylerle. Class 1’de yarışıyorum. İlk yarışta ikinci olduk. Çin’de bayrağımızı podyumda dalgalandırdık. Bu görüntüler tüm dünya basınına dağıtıldı. Bundan sonrakiler İstanbul, İtalya ve Dubai’de… Ben kendim gider yarışırım ve derece alırım. yine İstanbul Offshore Kulübü olarak İstanbul’da Class 1 yarışı düzenleyeceğiz. Bunun teknik olarak Class 3 – 225 Dünya Şampiyonası’ndan hiç bir farkı yok. Buna karışamıyorlar çünkü yabancıların organizasyonu ama bizim Dünya Federasyonu tarafından Dünya Şampiyonası olarak kabul edilen yarışlarımızın başarısının hiç bir şekilde kıymeti yokmuş gibi davranıyorlar… Kim Van’da bu çapta bir organizasyon yapıp, canlı yayınlarla insanları oralara götürüp tanıtımını yapıyor dünyaya… Kim Tunceli’de, Gaziantep’te, Erdek’te, Mersin’de, Adana’da, Kahramanmaraş’ta yapıyor bu yarışları bizden başka bana göstersinler. Yeni federasyonun yönetimi bunları yapar sanırım kendi kendine, hem de bütçesinden bir kuruş harcamayarak ve hatta bütün görevlilerinin masraflarını, organizasyonu yapacaklara ödeterek…

Kalp kırıklığı mı yaşıyorsun?
Son derece üzgünüm. Biz, bu kadar insan, bu kadar senedir tüm bunları yapıyoruz, sadece yetkilendirme, yetkilendirmeme lafları sebebiyle çıkan sorunlar yüzünden gelinen durum bu ve bunların çözümleri de vardı, zira Samsun yarışlarını yaptık. Çözümü de söylüyoruz ama yapamadık kalmadı yarışlar. Hayırlı olsun….

Peki, en zarif otomobil yarışlarına dönelim. Nasıl getirdiniz bu nadide eserleri buraya ve jüri seçimi nasıl yapıldı?
Otomobillerin sahipleri kendileri getirip götürüyorlar arabalarını. Jürinin üçü Türk, dördü yabancı kişiler. Yabancılardan biri Concours D’elegance Villa D’estenin jürisi, biri Amerika’dan, biri de İsviçre’den geldi. Gold Timer adlı galerinin sahibi de jürimizde yer alıyor. Bir diğer jüri üyemiz İngiliz. İngiltere’de restorasyonlar ve concourslara otomobil üretim şirketi bulunuyor. Türk jüriler ise Saydun Gökşin, Türkiye Otomobil Federasyonu Başkanı Demir Berberoğlu ve Anadol Otomobil’in ilk tasarımcılarından, Türkiye’nin yetiştirdiğinin en iyi mühendislerinden, sahil güvenlik botlarına kadar imal eden Ekber Onuk.

Kaç kişilik bir destek ekibin var?
15 kişilik bir ekibim var.

Hepsinin başında durup her detayıyla kendin ilgileniyorsun gördüm, zor oluyor mu bu?
Çok zevk alıyorum. Mesela bu sabah, bu gördüğün bu kazıkları ben kendim çakıyordum burada, iplerini ben tutup yüksekliklerini ben ayarlıyordum, bu şekilde olursa çok güzel oluyor ve ben çok keyif alıyorum. Çadırların tepesindeki bezlerin renginden, bezine kadar ben karar verip getirttiriyorum, kullanılacak her şeyin planını ben yapıyorum. Tabii yardım eden arkadaşlarım da var…

Yarışların tarihçesini dinleyelim biraz senden…
İlk Class 1’i, 1998’de Boğaz’da yaptık. 2003’ten bu yana burada, arada da kendimizin planlayıp, tasarlayıp, kurallarını yazdığımız ve dünya federasyonuna kabul ettirdiğimiz dünya şampiyona serisini koşturuyoruz 10 senedir. Gördüler, izlediler, beğendiler, kabul ettiler, önce uluslararası sonra dünya şampiyonası ilan ettiler bizi. Bütün bunları yapa yapa bugünlere kadar geldik.

Bu işin anayasasını yazan kişi sensin değil mi?
Evet, kurallarını da ben yazdım çünkü benim derdim bunun parası olanların katılabileceği bir şey olmaması, düzgün ve isteyen herkesin yarışabilmesi. Teknolojik ilerlemeyle iki motor yerine tek motorla 90-95 mil sürat yapılabiliyor.

Teknelerin nerede yapılıyor?

Yuka Yat adlı bir şirket var, Türk arkadaşlarımız tarafından yapılıyor. Herkes aynı tekneyle yarışıyor bu nedenle artık pilotajlar, iyi set uplar sayesinde kazanıyorlar.

Concours D’elegance için ne gibi yenilikler planlıyorsun?
Bunu her sene bir kez yapacağız. Bunun dışında sadece Amerikan ve sadece İtalyan otomobillerinin olacağı yarışlar olabilir belki. Bunun dışında kurduğum bir grup var top wheels adında, onlarla yeni değişik geziler planlıyorum. Mesela yola çıkıp İzmit’te bir otelde kalıp arabaları kullanarak geri dönüyorduk. Bunun gibi…

Offshore en extrem sporlardan biri. Hiç kayıp yaşadınız mı?
Zaman zaman ölüm oluyor Gabon’da bir İngiliz arkadaşımızı kaybettik geçen sezon. Orada tanıştık, iki tekne yanyanaydık, sohbet ettik, çok eğleneceksin, keyif alacaksın diyordum ona. İlk kez yarışıyordu Class 1’de. Başlandı ve 15 dakika sonra vefat etti. Kısmet…

Ölebileceklerine bilmelerine rağmen bu insanları nasıl bir arada tutuyorsun?
On tekne olsa, toplam yirmi tane insan ve bu insanlar dünyada Class 1 seviyesinde yarış yapan yarışçılar, ne tür riskler olduğunu biliyorlar. Daha değişik sınıfları da var bu yarışların ve hepsini toplasan 100 kişiyi geçmeyecek belirli riskleri almaktan çekinmeyen insanlar grubu denebilir bu kişilere. Normal insan bu denli risk almaz.

Tekneye girerken inemeyebileceğini düşündüğün oldu mu hiç?
Hayır, korkarak yarışılmaz, sadece nasıl kazanacağını düşünürsün. Motor falan bozulmaz da yarış dışı kalmam diye dua ediyorsun sadece. Korkuyorsan o teknede işin yok.

Arkadaşının vefatı dışında etkilendiğin ilginç bir anın var mı?
En üzüldüğüm şey, Çin’deki ikinci yarışta ilk virajda attığımız takla oldu. O takla olmasa kazanabileceğimiz bir yarıştı, ona üzüldüm. Sinirlendiğim şeyler oluyor; yarışın sonuna 1 tur kala mesela son tura girerken kalabiliyorsunuz. Fendi öyle kaldı mesela. Çok iyi anlıyorum ne hissettiklerini. Korkunun yeri yok bu işte.

Takla nasıldı, sakatlanman oldu mu hiç?
200 km ile viraja geldik sağa dönerken tekne sert sağa burnu bir takıldı döndük havalandık 200 km ile yanını vurduk tekne takla atıp düz düştü. Ayağımda bir kemik kırıldı sadece.

Ya ters düşseydiniz… İç mekanizması nedir teknelerin bu durumlara karşı?
Havan var içerde. İçine su bile dolsa sorun yok. Emniyet kemerinin altına dalgıçların oksijen tüplerinden koyuyorsun. Eğer su dolarsa onunla nefes alıyorsun, sonra kapağı aç ve çık.

Gabon’daki İngiliz arkadaşın nasıl hayatını kaybetti o kazada, kabine su dolmuş muydu?
Onun taklası bizimkine benziyordu ama onun talihsizliği biz yan vurduk daha hızlıydı döndü ve düzeldi o sırada kokpit çöktü ve adamı ezdi. Bizimkinde benzin deposu falan içinden uçmuş. Videoları var Class 1’ in resmi sitesinde izlenebilir. Bu İkinci taklam, bir de Abudabi’de takla attım.

Nasıl sakin anlatıyorsun bunları, su girebilir, bir kemiğim kırıldı… Sanki çok sıradan şeylermiş gibi…
Başka türlü olamaz ki. Özel havuzlarda bunların eğitimleriniz veriyoruz. Kemer, kask ve tüpünle seni bir aparata bağlıyorlar daha sonra sallayarak ters çeviriyorlar. Sakince havanı almak için bir 10 saniye beklemek, kemerini çözüp, doğru istikametten çıkmak gerekiyor ve bunların hepsini bu eğitimlerde öğreniyorsun. Zaten 20-60 saniyede de yardım geliyor. Yardıma ihtiyaç kalmadan çıkıyor pilotlar ama bazen dalgıçlarla çıkanlar ve küçük çarpışmalar da olabiliyor. Bu güne kadar gördüğüm en büyük kaza Dubai takımından biri başka bir yarışçının önünde spin attı ve diğeri bunun üstünden uçtu gitti. Pervane adamın oturduğu yerin 40 cm yanını kese kese geçmiş. O kokpitte biraz daha ilerde olsa adamı da biçecekti. Onun dışında yan yana çarpışmalar da olabiliyor ama bu tür çarpışmalar büyük sorun oluşturmuyor. En önemli risk virajda öndeki teknenin spin atması. O spin attığı zaman, arkasından gelirken ona vurma riskin var. Bu nedenle sen de viraja girdiğinde deli gibi önündekinin pek fazla arkasından gitmemeye çalışıyorsun. Genelde bu pek olamıyor çünkü o kadar çok su geliyor ki, hiç bir şey göremiyorsun ve içinde böyle bir şey yaşar mıyım diye bir his oluyor içinde.

Kadın yarışçı var mı hiç?
Class 1’ de Norveçli biri var. Daha yeni başladı, ileride iddialı olabilir.

Mesela ben yarışçı olmak istedim, ne yapmam gerekiyor?
İlk önce eğitim alman gerekiyor daha sonra da uzun dönem alt kategoride yarışman gerekiyor.

Nerede bunun eğitimi?
Bu işi iyi bilen bir pilotla öğrenmek gerekiyor. Yanında yarışmak şart en az 3 yarış yapmalısın ki sana gazlara geçme izni verilebilsin. Kademe kademe gidiliyor. En az bir sene çalışman lazım. Bunu yapabilmen için korkusuz olman lazım, partnerinin de aynı olması lazım, çok zor işler bunlar.

Bu sporun yayılmasını, katılımcıların artmasını, sporcuların yetişmesini arzu ediyor musun mesela bunun eğitimi için bir faaliyet düşünüyor musun ülkemizde?
Eskiden düşünüyorduk ama artık düşünmüyoruz.

Yazar Hakkında /

Yazarımız Sinem Yıldırım kısa özgeçmişi kısa bir süre içinde sayfamızda olacaktır.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: