Başa Dön

Bağımsız Filmler Ankara’ya Geliyor!

blank

Bağımsız Filmler Ankara’ya Geliyor!

Okuma süresi 6 dakika

!f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 16 Şubat’ta İstanbul’da başladığı yolculuğunu 1-4 Mart’ta Ankara’da sürdürüyor. Bu yıl 11. yaşını kutlayan festivalin sıra dışı ve yenilikçi programından siz MAG okurları için 11 film seçtik.

 

1- Bu Dans Senin (Take This Waltz) 

“Bu Dans Senin” bizleri, hepimizin bildiği ama nadiren keşfetmeye cesaret edebildiği alanlarda gezdiriyor.

Sarah Polley, bir kez daha, en dile gelmeyen duygularımıza yumuşakça tercüman olabileceğini kanıtlıyor. Margot ile Daniel tanıştıklarında aralarında göz ardı edemeyecekleri kadar yoğun bir çekim oluşur. Ancak, Margot’nun (Michelle Williams) kocası Lou (Seth Rogen) ile mutlu bir evliliği vardır. Uzun süreli ilişkilerin arzularımızı ve kendimizle ilgili fikirlerimizi nasıl şekillendirdiğini kahkahalar atarak izlememize olanak sağlayan film; Toronto, Vancouver ve San Sebastian film festivallerinde de dikkatleri üzerine çekti.

 

2- Denizde İki Yıl (Two Years At Sea)

Deneyim, tınlamasına izin verildiğinde, büyüleyicidir.

Ben Rivers’ın Venedik’te dünya prömiyerini yapıp Orizzonti Fipresci özel ödülü alan ilk uzun metraj filmi olan “Denizde İki Yıl”, İskoçya’da ormanın derinliklerinde izole, uygarlıktan uzak, münzevi bir hayat süren Jake Williams’ın portresini çiziyor. Film, önce bizi Jake’in gündelik rutininin sade ve düzenli ritmiyle tanıştırıyor; sonra biriktirilmiş fotoğrafların eskimiş, hüzünlü bir aradalığı plak cızırtılarının tuhaf düzensizliğiyle bozuluyor. Bazen komik, çoğu zaman büyüleyici!

3- Arıza Aşk (Bellflower)

Kıyameti kopartabilecek bir aşk hikayesi.

Filmde aynı zamanda başrolde de gördüğümüz Evan Glodell’in mucize yönetmen olarak tanınmasını sağlayan ve premieri Sundance’de yapılan “Arıza Aşk”, distopik bir fantezi. Zamanlarını ateşli aygıtlarla haşır neşir olarak geçiren iki yakın arkadaşın aşkla başlayıp karabasana dönüşen hikayesini anlatıyor.

 

4- Tatsumi (Tatsumi)

Mangaya ne kadar aşinasınız? Peki efsanevi manga ustası Yoshihiro Tatsumi’yi ne kadar tanıyorsunuz?

Tatsumi’nin çalışmaları ve otobiyografisine dayanan “Tatsumi”, Japonya’nın en karanlık zamanlarıyla ilgili tüyler ürperten hikayeleri, çok gerçekçi grafik bir tarzda anlatıyor. Yönetmen Eric Khoo, Tatsumi’nin otobiyografisini kısa hikayeleriyle birleştirip, ortaya nefis bir grafik uyarlama çıkarmış.

 

5- Olabileceğin Belki De Olduğum İnsanlar (People I Could Have Been And May Be Am)

Tamamen yabancı birinin hayatına dalmak nasıl olurdu? 

Film, bu sorudan yola çıkarken, sinemanın  en temel etik meselelerinden birini, özneyle onu görüntüleyen yönetmen arasındaki ilişkiyi de sorguluyor. Yönetmenin metroda tanışıp, cep telefonu kamerasıyla takibe aldığı karakterleri izliyoruz. Koca bulma umuduyla kendini Londra’ya atıvermiş Brezilyalı Sandrine’in arayışlarına, dilencilik yapan uyuşturucu bağımlısı Steve’in karmaşık ailevi ilişkilerine ve Steve’in sevgilisi şair Precious’un deneyimlerine tanık oluyoruz. Bu belgeselin kalkıştığı deneyin asıl amacı, ilk andaki tanışıklığı daha fiziksel, daha elle tutulur bir ilişkiye dönüştürmek. Peki ama bu ilişki ne kadar ileri götürülebilir?

 

6- Sabır (Sebald’in İzinde)
(Patience (After Sebald))

Efsane yazar W.G. Sebald’in ayak izlerinde bir yürüyüşe ne dersiniz?

Radiohead’in “Meeting People is Easy” ve “Joy Division” filmlerinin ünlü yönetmeni Grant Gee’nin  bu son filmi,  W.G. Sebald’in “Satürn’ün Halkaları” adlı kitabının izinde yapılan bir yolculuk olarak tanımlanabilir.

Tıpkı Sebald’in kitapları gibi sınıflandırılması güç ve bağımlılık yaratan bir şey olmuş: Bir yazarın, bir kitabın, metinsel hazzın peşinde yapılan bir yolculuğun görsel izdüşümü.

Sabır (Sebald’in İzinde) hem müzik severlerin, hem sinefillerin hem de edebiyat severlerin ilgisini çekecek bir film.

 

7- Çok Sert Vurdu (Hit So Hard)

Patty Schemel’in yaşamı ve ölüme yakın hikayesi…

90’lara damgasını vuran kült rock gruplarından Hole’un bateristi Patty Schemel’in inişli çıkışlı hayatını ilk defa kamera karşısında anlattığı filmde, Kurt Cobain ve Courtney Love ilişkisinin daha önce hiç yayınlanmamış görüntüleri de kullanılıyor. Grubun en ünlü elemanı Courtney Love olsa da, Schemel belki de en cesur olanıydı. Schemel, erkek egemen bateri dünyasında kadın olmayı anlatmasının yanında grunge dönemini ve kendisini sokağa kadar götüren uyuşturucu bağımlılığını tüm samimiyetiyle anlatıyor.

 

8- Haftasonu (Weekend)

Senenin en önemli filmlerinden biri olan “Haftasonu”, yönetmen Andrew Haigh’den insanın kendisinde eksik olan parçaları ötekinde bulması üzerine, doğaçlamanın ve gündelik detayların ön planda olduğu bir yapım. Olabildiğine farklı iki erkeğin kısa bir zaman dilimine sığan birlikteliklerini anlatan samimi bir film.

 

9- Kanzeon (Kanzeon) 

Dünyanın çığlıklarını duyan kadın!

“Kanzeon” Japonca’dan birebir çevrildiğinde “Dünyanın çığlıklarını duyan kadın” anlamına geliyor. Bu tanıma sadık kalan film, özellikle Budizm ve Japon performans sanatlarıyla ilgili yüzlerce yıllık

geçmişe sahip Japon müziğini ve seslerini keşfe çıkıyor. Film belgeselden ziyade ruhani bir deneyim tadı bırakıyor.

 

10- Şansa Bak (50/50)

Kanserle mücadele hikayesini bir de komedi olarak izleyin.Sigara içmeyen, alkol kullanmayan ve çevreci biri kanser olmamalı. Fakat Adam oluyor. Böyle bir hikayeyi anlatan bir komedi filminin çok da komik olması beklenemez. En iyi ihtimalle, hafifçe gülümseten bir kaç sahne dışında, dokunaklı olması beklenir. Ama bu film gerçekten de komik. Adam, 27 yaşında bir radyo programı yazarı. Omurga kanserine yakalanıyor ve yüzde 50 yaşama şansı veriliyor. Hastalıkla mücadelesinde ona en yakın arkadaşı Kyle destek oluyor. Film bir çeşit kanka komedisi ve kankaların kimyası nefis tutuyor. Aynı zamanda bir kanser hastasının geçtiği evreleri ve psikolojik olarak hastalıkla yüzleşmesini de çok gerçekçi anlatıyor. Gerçekçilik, mizah ve trajedi dozunun bu kadar yerinde olması, senarist Will Reiser’ın hikayeyi büyük oranda kendi deneyimlerine dayandırmasından kaynaklanıyor olmalı.

 

11- Anahtar Deliği ( Key Hole) 

Guy Maddin, artık onunla özdeşleşen hipnotik üslubunu bir adım daha ileriye taşıyarak, melodram ile unutulmuş gangster filmlerinin hayaletlerini, bu son derece karanlık, tuhaf ve komik filmde  siyah beyaz görüntülerle bir araya getiriyor. Film, 2011 Toronto Uluslararası Film Fesitvali’nin “en iyi on Kanada filmi” arasında yer alıyor.

 

Festival’le ilgili ayrıntılı bilgi için: 

www.ifistanbul.com

www.ifankara.com

 

[nggallery id=1017]

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.