Başa Dön

Ekranların Zarif, Başarılı ve Güzel Yüzü

blank

Ekranların Zarif, Başarılı ve Güzel Yüzü

Okuma süresi 13 dakika

Televizyonun tanınmış yüzü, A&D Art and Design Tasarım Atölyesi ve Mobilya Showroom kurucusu, cemiyet hayatının önde gelen isimlerinden Ahu Orakçıoğlu ile çok özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ahu Orakçıoğlu kimdir, kendinizden bahseder misiniz?
Ankara’da doğup büyüdüm. Üniversite öğrenimimi tamamladıktan sonra 1998 yılında TRT’nin açtığı yetenek sınavlarını kazandım ve spiker olarak kurumda on yıl çalıştım. Yirmi ana haberden eurovizyon yayınlarına, muhabirlikten programcılığa ve radyoculuğa kadar her tür yayını yaptım. İstanbul’a yerleştikten sonra NTV’den Habertürk’e pek çok kanaldan teklif aldım. 2008 de kurumdan istifa edip özel sektöre geçtim. Kızım Sare’nin doğumu ile TV kariyerimi şimdilik noktaladım. Bir yıl önce de A&D Art ‘n Design adı altında faaliyet gösteren iç mimarlık ve dekorasyon şirketini kurdum. Firma, dekorasyon işlerinin yanı sıra Selamiçeşme’de bir mobilya showroomuyla da hizmet veriyor. Burada kendi tasarladığımız ve ürettiğimiz koleksiyonlarımızı satışa sunuyoruz.

Habercilik geçmişinden başlayalım. Televizyon ile ilk tanışmanız nasıl oldu?
TRK kökenliyim. Piyasada TRT’nin geleneksel formatta yani yetenek sınavları ile alıp yetiştirdiği son spikerlerden biriyim. Beş sınav ve sonunda üç aylık bir eğitimin ardından son eleme yapıldı ve on binlerce kişi arasından kuruma girmeye hak kazanan otuz üç kişiden biri oldum. Fakat benim dönemimde kuruma giren pek çok spiker arkadaşımdan farklı olarak muhabirlik de yaptığım için saha hariç haber yazmayı da bilirim. Reuters, BBC, Uluslararası Basın Enstitüsü, IPI gibi kurumlarda eğitim aldım, burslar kazandım. 1998 ve 2012 yılları arasında kesintisiz çalıştım. Dolayısıyla mesleğim ve profesyonel alanım televizyon yayıncılığı ve haberciliği. Ticareti ise yeni yeni öğreniyorum.

Habercilik yaptığınız süre boyunca, hayata dair neler öğrendiniz?
Haber hayatın ta kendisi. Haberci, kendi başına gelmese de başkalarının acısı, sevinci ve zaferi ya da mağlubiyeti ile empati yapmasını bilen kişidir. O kişiyle, olayla hemhal olmayı öğreniyorsunuz. Yoksa ne o haberi yazabilir ne de o röportajı yapabilirsiniz. Topuklu ayakkabılarla şık bir kültür sanat haberi yapmaya giderken; rotayı Dolapdere’ye kırıp çatışma altında biber gazı yemişliğim de var, külüstür haber arabası ile zırhlı Mercedes takip etmişliğim de. Dolayısı ile haberin, haberciliğin değerini bilecek kadar çok yönlü çalıştım bu meslekte. Çok yönlü mesaim sayesinde de şüphesiz hayata dair algılarım, farkındalığım artmıştır. Olaylara bakış açım genişlemiştir ve kişiliğimin oluşmasına katkı sağlamıştır bu meslek.

Canlı yayının özellikle haber sunmanın zorlukları nelerdir?
Hazırlıklı olduğunuz sürece hiç zorluğu yoktur. Yeter ki dersinize iyi çalışın. Tabii olağan bir yayın akışı içinde yanınıza İran hükümet yetkililerini sürpriz konuklar olarak oturtup hadi bir saat röportaj yap bunlarla dedikleri zaman başınızdan aşağı kaynar sular dökülebilir. Her dosyaya hakim olamayabilirsiniz. Buralarda ağzınızın iyi laf yapması önemlidir. TRT’ye ilk girdiğimizde bizden bir kurşun kalem üzerinde on beş dakika susmadan doğaçlama konuşma yapmamız istenirdi. Ne saçma iş bu dediğin her eğitimin bana neler kattığını yıllar içinde anladım.

Canlı yayında başınıza ilginç ve sizi zorlayan bir olay geldi mi?
Gelmez mi… Yıl 2008. TRT ekibi olarak Paris’teyiz. İzmir Expo’ya aday. Biz de oylama günü, sabah başlayıp akşama kadar yayını alıp götüreceğiz. O gün Paris’te saatlerce canlı yayın yaptım. Hatta bir ara beni yayından almayı unuttular sandım. Çünki 45 dakika konuksuz olarak görüntü üstüne doğaçlama konuştum. Bu arada cumhurbaşkanımızdan bakanlarımıza, muhalefet parti başkanlarından belediye başkanlarına ve iş adamlarına kadar Türkçe-İngilizce röportajlar yaptım. Akşam oylama sürerken birileri, Ankara’ya oylamanın bittiğini ve İzmir’in Expo’yu kazandığı haberini her nasılsa inandırmış. Ankara yayını hop bizden çekti, merkez spikere bağlanarak kutlama yayını yapmaya başladı. İzmir Konak Meydanı’nda halaylar çekiliyor. Ben, daha oylama sürüyor ne olur bu yayınları yapmayın diye Paris’ten çıldırıyorum ama bir türlü sesimi duyuramıyorum. Akıl tutulması yaşanıyor adeta. Oylama bitti. İzmir’in kaybettiği ortaya çıktı ve bir anda ölüm sessizliği. Ahu, hemen al yayını ve toparla, sonucu aktar, bir şeyler söyle: “Yahu Paris’e ekip göndermişsiniz. Ekibe söz vermeden Ankara’da çalıp oynamaya başladınız. Ben nasıl toparlayayım şimdi” derken kendimi yayında buldum ve “yayını toparladım”.

En çok hangi ekiple çalışmaktan keyif almıştınız?
Kanal 24’te gece moderatörünü birlikte hazırladığım ekibim, sevgili editörüm Murat Yancı ile çok keyfli bir iki yıl geçirdik. Gece ekibi olmanın zorlukları vardır; herkes evindeyken siz iş mesaisindesinizdir. Bu da ekibi bir aileye dönüştürüverir.

Sunduğunuz haber metinleri hangi süreçlerden geçerek sizin masanıza geliyor?
Çoğunlukla anlık, sıcağı sıcağına patlayan bir haber değilse muhabirin kafasında şekillenir, haber toplantısında gündeme gelir. Gündeme alındıysa muhabir sahada haberini toplar, döner yazar. Editörün onayından ve son kaleminden geçtikten sonra kurguya oturur. Montajdan sonra haber müdürünün belirlediği sırada yayına girer. Yayın sıralamasındaki haber metinleri spikere verilir. Spikerin metne fazla bir katkısı olmaz. Ancak flash dediğimiz giriş metni üzerinde bir iki farklılık katabilir spiker. Süreç genelde böyle işler.

Oldukça yoğun bir tempoda çalıyordunuz. Ara vermenizi sağlayan sebep neydi?
Şüphesiz son dönemde haberciliğin stres kat sayısının yükselmesi ve kızım Sare’ye hamile kalmam ara vermemdeki unsurlar oldu. 0-3 yaş arası bebeğin, güven duygusunu oluşturduğu en kritik dönem. Bu dönem güvenli bağlanan çocuk daha sonra kendi ayakları üzerinde daha güçlü durabiliyor. Annenin ekonomik koşulları müsaitse bu dönemin merkezine anne-çocuk ilişkisini oturtmalı derim. Sare’yi odağıma alacaksam çalışma mesaim ve tempom üzerinde mutlak hakimiyet kurmalıydım ve bunun tek yolu kendi işimin patronu olmaktı ve öyle oldu.

Hayatımın dönüm noktası dediğiniz bir olay var mı?
TRT sınavlarını kazanıp kuruma girmem, televizyon ve haber üzerinde profesyonelleşmem, Süleyman ile tanışmamız ve kızım Sare’nin doğuşu… Dönüm noktası olarak sayabileceğim bir diğer mutluluğumuz da Sare’nin ağabeyi oğlumuz Orka’nın dört yıl önce bizimle yaşamaya karar vermesi oldu. Güzel bir aileyiz biz ve bununla gurur duyuyorum.

Mobilya butik mağazası açtınız… Mağaza açmak fikri nasıl gelişti?
Markayı piyasada yıllarca iş yapmış, tanınan bilinen bir iç mimar olan Deniz Luise Işın ile birlikte yarattık. İç mimarlık, dekorasyon şirketi olarak bir ofis gibi de çalışabilirdik. Ancak biz işçiliğimizi, üretim kalitemizi ve tasarım odağımızı müşteriye göstereceğimiz bir koleksiyonla çıkmak istedik müşteri karşısına. Buradan da A&D markası doğdu. Üretimimiz bu showroom ile sınırlı değil. Her tarz mobilyayı müşterinin isteği ve beğenileri doğrultusunda yapıyoruz. Evinin projesini hazırlayıp gerektiğinde her tür alt yapı dahil anahtar teslim dekore ediyoruz.

Eşiniz Süleyman Bey mağazanızı açma konusunda size destek oldu mu?
Süleyman olmasa habercilikten sıyrılıp kendi işimi kurmaya, cesaret edebilirmiydim bilmiyorum. Ama onun işine olan sevgisi, ticaretten aldığı zevke bu kadar yakından tanık olmak bende de iştah uyandırdı diyebilirm. İşi kurarken ve sonrasında her anlamda yanımda oldu. O benim sağlam kalemim. Tecrübelerinden asıl şimdilerde daha fazla faydalanmaya başladım. Çünkü yavaş yavaş onunla aynı dili konuşmaya başlıyorum. Büyük bir şanstır, Süleyman benim için.

Sürekli göz önünde olan birisi olarak bakım ve güzellik sırlarınızı öğrenebilir miyiz?
Bakım konusunda ipuçları verecek kadar bilgili değilim doğrusu. Evimin hemen arkasındaki ormanda her gün koşuya çıkarım. Haftada iki gün pilates ve crossfit yapmaya çalışırım. Masaj, sauna gibi aktivitelerden de fırsat buldukça faydalanırım.  
Cildimi köpükle yıkar, bol bol nemlendiririm. Pilav, börek ya da kebap gibi tatları hiç aramam. Balık ve zeytinyağlıları çok severim. Beslenmedeki tek kusurum tatlıya olan düşkünlüğüm.

Moda ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Moda, eşim dolayısı ile içinde olduğum bir endüstri. Türkiye açsından baktığımızda ekonominin dinamo sektörü. Türkiye hala en büyük ihracat hacmini tekstil ve hazır giyim sektöründen elde ediyor. Modanın, insanın değişim ihtiyacından doğduğunu düşünüyorum. Zamanın ruhu diye de bir tanımım var benim. Modayı takip etmediğini söyleyen biri bile zamanın ruhuna uygun giyiniyor. Bu kodlar bilinçaltımıza ister istemez işliyor ve alım gücümüzü harekete geçiriyor. Tabii her işte olduğu gibi aşırı detayları ve zorlukları olduğu kadar çok renkli, eğlenceli ve çekici bir yanı dar var. Yine de dikkat. Moda kurbanı da olmamak gerek.

Siz kendi tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
Ben haberciliği bıraktıktan sonra daha rahat, casual giyimi tercih ediyorum. Jean hala vazgeçilmezim. Florasan renkler, canlı tonlar kullanmam. Yıkamalı kumaşlar severim. Gömlek düşkünüyümdür. Giyimde maskülen yanım ağır bassa da kaliteli trençkot altı topuklu ayakkabı da severim. Helmut Lang ceketler, asimetrik kesim elbiseler hoşuma gider. Çabasız şıklık bana çekici gelir. Saçının her teli yapılmış, her yerinden sezon trendi fışkıran bir görüntüyü cazip bulmam. Kate Moss’un o özgür, umursamaz İngiliz tarzını beğenirim.

Bir gününüz nasıl geçer, neler yaparsınız?
Güne aşklarım Sare ve Süleyman ile başlarım. Sare’yi uyandırırım ki dünyanın en muhteşem duygusu onun uyanmasını izlemek. Onu mis gibi hazırlar, öper, koklar, yarım gün gittiği okuluna bırakırım. Sabah erken bir toplantı yoksa sporumu yapar işe geçerim. İstanbul’un yoğun bir davet trafiği var malum. 18:00’dan önce eve Sare’nin yanına koşarım. Sonra, uyuyuncaya kadar onun hizmetindeyim. Masal okur, uyutur kendi akışıma geçerim.

Sizce aşk…?
“Aşkın yerini sevgi saygı alır!” cümlesini sevemeyecek kadar aşka bağlıyım ben.

Eşinizle nasıl tanıştınız?
Eski Galata köprüsünde tanıştık. Malum edebiyatta köprülerin aşıkların hayatında yeri vardır. Birleştirir, buluşturur. Eski Galata Köprüsü’ndeki Design Week/ Tasarım Haftası organizasyonunda yayın yapacaktım. O dönem İTKİB başkanı olan Süleyman Bey’i konuk olarak almaya karar verdim. Yanına gittim ve kendimi tanıttım. Kendisini Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile yayına almak istediğimi söyledim. Reddetmedi ama biraz ters cevap verdi. Her iklim koşulunda; siyasi, politik yayın yapan yılların TRT spikeri, tabii hiç etkilenir miyiz olumsuz ya da zor koşullardan. Profesyonelce idare ettik durumu, güzel de röportaj oldu. Ama şunu söylemeliyim; hayatımda ilk defa birinin gözlerinin içine bakamadım. Süleyma’nın gözleri bir girdap gibiydi adeta. İçine düşüp boğulmaktan korktum. Çok mu şairane? Ama gerçekten hissettiğim buydu.

Kızınız Sare’yi kucağınıza aldığınızda neler hissettiniz?
Sare beklenenden birkaç hafta erken gelmeye karar vererek biraz hazırlıksız yakaladı beni. Anne olduktan sonra anladım ki anne olmadan zaten anneliğe hazırlanmak mümkün değil. Doğduğu anda kucağıma verdiler Saremi. Yanağı yanağıma değdi. O mucizevi kokuyu duydum ve sevinçten ağladım. O da ağlıyordu ve kucağıma gelir gelmez o da beni kokladı sonra huzurla esnedi. Sonra da sustu. Ben Sare ile tamamlanmış hissediyorum kendimi.

Babalar Günü yaklaşıyor. Sizce Süleyman Bey nasıl bir baba?
Süleyman. ilgili ve şefkatli bir sevgili, sevgi dolu bir baba. Biz Saresiz hiçbir şey yapmayan bir anne babayız. Her yere onunla gideriz, onsuz program olmaz. Henüz baş başa tatil yapmış değiliz. Süleyman üç evladına da muazzam düşkün bir babadır. Onlara bakarken içi titrer. Sevgi dolu bir yuvamız var ve bunun için şükran doluyum.

Kız çocukları babaya düşkün derler. Kızınız Sare’nin Süleyman Bey ile ilişkisi nasıl?
Sarem babasına çok düşkün. Şu an iki buçuk yaşında ve annesinin kuzusu kıvamında gibi görünse de babasına gizliden gizliye çok düşkün. Maldivler’de masamıza yer bulamadığından yabancı bir kız oturdu ve Süleyman ile sohbete başladı. Bunu gören Sare, tüm restoranı birbirine kattı. Sahiplenici, tutkulu bir sevgisi var.

Ailecek en çok ne yapmaktan zevk alırsınız?
Birlikte olduğumuz her andan zevk alan bir aileyiz. Yaşadığımız her ana, aldığımız her nefese, sahip olduklarımıza şükrederek yaşıyoruz. Ama en çok doğada, tabiatın içinde, denizde olmayı seviyoruz. Neyse ki yaşadığımız Beykoz İstanbul’un en büyük orman sisteminin bir parçası. Dalından erik ve kiraz yediğimiz lüks bir köy hayatı bizimkisi.

Yurt içi ve yurt dışındaki dinlenmek için gittiğiniz kaçış noktaları nereler?
Yurt içinde, Çeşme ve Bodrum merkez üssümüz. Ama Kaş’tan Bozburun’a ve Datça’ya tüm güney ve Ege’yi gezeriz yaz boyu. Yurt dışı, Los Angeles, Uzak Doğu ve Asya Adaları gittiğimiz yerler arasında.

Gelecek ile ilgili planlanlarınız arasında haber spikerliğine tekrar dönmek var mı?
Tabii odak noktam, ailem ve yatırım yaptığım işi büyütmek. Ama dediğim gibi TV kariyerimi de yok saymak istemem. Bu yüzden hep şimdilik kaydıyla diyorum. Hiç belli olmaz. Aklıma yatan bir projeyle bir anda ekranlara dönebilirim. Tabii tüm bu odaklar arasında denge kurabileceğime inanırsam.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.