Başa Dön

Kadınlar Neden Birbirine Benzedi?

Kadınlar Neden Birbirine Benzedi?

Okuma süresi 9 dakika

Güncel magazin haberlerini her okuduğumuzda veya sokağa her çıktığımızda karşılaştığımız veya görmeye alıştığımız yüzlerde birbirinin aynısı silüetler ve görünüm ile karşılaştığımızda bu şekilde birbirinin aynısı insanlar görmekten bıkma halinin hakim olduğu çoğu kez ifade edilir. Gün geçtikçe bu hep birbirinin aynısı olma hali giyimde, kuşamda, okulda, iş hayatında, düşüncede, siyasette ve neredeyse hayatın her alanında hakim olmaktadır.

Estetik amaçlı ameliyatlar geçirdikten sonra görünümünden menun olmayan hasta profilleriyle mesleki olarak hergün karşılaşıyor ve bu hastalarda teknik hatalara bağlı olarak ortaya çıkan tablonun biz plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanlarında dahi bıkkınlık yarattığını da belirtmek gerekir. Hatta geçirilmiş bir ameliyattan sonra karşılaştığımız yüz veya burun görünümünün kimin eseri olduğunu tahmin etmemiz bile mümkün olmaktadır. Halk arasında yaygın olan bir tabirle “aynı tornadan çıkmış”casına karşımıza çıkan bu görüntü karşısında farklı bir bakış açısıyla bugüne kadar süregelen paradigmanın yanlışlıklarını ve artık estetik cerrahide yeni bir paradigmanın geliştiğini belirtmek gerekiyor.

Geçmiş tecrübeler ve tarihsel süreçten gözlediğimiz; beden imgesi, giyim kuşam, düşünce ve davranışlarda aynılaştırma sürecinin temel ilkesidir, farklılıklar ne görmezden gelinir ne de dışarıda bırakılır, tamamen yok edilir. İnsan bedeni ve özellikle yüz imgesi üzerinde aynılaştırma özünde cerrahi yöntemler kullanılarak uygulanan tek tipleştirici bir eğilimin ifadesidir. Yine cerrahinin son 100 yıllık geçmişine baktığımızda alaylı bir eğitim sürecinden başlayarak okullu ve akademik bir eğitim sürecine geçişin izleri günümüze kadar devam etmektedir ve hala eski paradigmalar geçerliliğini yitirmiş değildir. Doğal olarak eskiden tek doğru kabul edilen cerrahi prensiplerinin ve yaklaşımının estetik cerrahide uygulanması sonucu “aynı tornadan çıkmış” yüz görünümü kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski paradigmanın etkisiyle yetişen bir cerrah genellikle yüze bakarak gereksinim duyulan düzeltici işlemi sadece sorunlu bölgeye odaklanarak gerçekleştirdiğinde belirli bir şablon üzerinden hareket etmektedir, sonuçta şablonun ürünü tek tip bir görünüm olmaktan öteye gidemez. Oysa düzeltici girişim kişisel farklılıkları temel alarak uygulandığında ve yüze bütüncül bakış açısıyla yaklaşıldığında, orjinal farklılıklar korunacak, göze güzel görünmeyen unsurlar düzeltilecek ve doğal bir görünüm kazandırılacaktır.

Aynı Tornadan Çıkmış Burunlar
Buruna fonskiyonel ve estetik amaçlarla şekil verme girişimi olan rinoplasti ülkemizde en sık yapılan girişimlerden biri olup, genel olarak teknik hatalar sonucunda başarısızlıkla sonuçlanır ve ikincil girişimlere gereksinim duyulur. İster sosyal medya ister görsel medyada olsun, burun ameliyatı geçiren kişiler hakkında “aynı tornadan çıkmış”casına bir görünüme sahip olmaları nedeniyle son yıllarda ciddi eleştiriler söz konusudur. Hatta daha önce burun ameliyatı olmuş ve hem görünümden rahatsız hem de burun fonksiyonlarını yerine getiremeyen kişilerin bir seri düzeltici girişimi takiben normale yakın bir görünüme kavuştuktan sonra bir daha asla estetik ameliyat olmayacağı şeklindeki beyanlarını sık sık duyarız. Bu tür sonuçlarla karşılaşmanın temel sebeplerini şu şekilde özetlemek mümkündür:

  1. Genellikle hastalar sorunlarının farkında değildir veya farkında olsalar dahi, doğru hekime başvurduklarının farkında değillerdir. Bir defa girişim uygulandıktan sonra tam olarak geri dönüşümsüz bir durum söz konusu olduğundan, sonuç tatmin edici olmadığında artık çok şey için geçtir.
  2. Burunda form ve fonksiyonun birlikte düzeltilmesinin olmazsa olmaz bir kural olduğu rinoplasti girişimlerinin nefes alma güçlüğü adı altında bu konuda uzmanlık eğitimi yetersiz ve deneyimi olmayan hekimler tarafından yapılması, burun yapılarının yanlış ve orantısız cerrahi tekniğe bağlı olarak bütünlüğünün bozulması, dokuların aşırı çıkarılması veya yetersiz çıkarılması sıklıkla yapılan cerrahi teknik hatalardır.

  3. Eski alaylı uzmanlık eğitim sisteminin hakim olduğu dönemde bir uzman hangi yöntemle burun ameliyatı yapmayı öğrenmişse, (ki temel şiarları en iyi yöntem en iyi bildiğin yöntemdir) genellikle eğitim verdiği kişilere de aynı yöntemi dikte ettirir ve hatta alternatif yöntemleri yasaklarlar, dolayısıyla bu durum farklı olgulara hep aynı tornadan geçirilerek sablon girişimlerin yapılması sonucunu doğurmaktadır.

  4. Burun ameliyatı olmak isteyen hastalar cerraha başvurduklarında genellikle gerçekçi olmayan beklentiler veya bazen idealize ettikleri bir ünlü kişinin burnunu kendilerine de yapılmasını istemeleri, özellikle hastasını kaybetmek istemeyen bir hekimin elini kolunu bağlayan bu gibi taleplerin sonucunda aynı tornadan çıkmış burun görünümü kaçınılmaz olmaktadır.

  5. Standart bir fizik muayeneden ve iyi bir klinik değerlendirmeden ziyade son yıllarda bazı cerrahlar tarafından kullanılan üç boyutlu bilgisayar programları ile gerçekleştirilen simülasyonlar hastaları koşullandırdığı için beklenen ile gerçekleşen sonuç açısından sorunlara yol açabilmektedir. Yeterli temel ve klinik tıp bilgisi, uzun süren bir cerrahi eğitim (en az 5-6 yıl) ve deneyimin yanısıra üç boyutlu (3D) algılama ve planlama gibi artistik yetenekleri gelişmeyen bir cerrahın dijital görüntülerle elde edebileceği sonuç yine dijital ortamda oluşturulan şablonların bir sonucu olmaktadır.

  6. Ülkemizde tıp eğitimi kadar mezuniyet sonrası eğitim konusunda ciddi eksiklikler söz konusudur, genellikle uzmanlık eğitimini tamamlayan meslektaşlarımız hemen iş hayatına atılmakta ve ilk karşılaştıkları olguları asistanlık döneminde gördükleri ve bildikleri yöntemle ameliyat etme arayışına girmektedirler. Özellikle modern tıbbın yerleşik olduğu ülkelerdeki mezuniyet sonrası eğitim ve deneyim (fellowship) dönemi bizde mevcut değildir ve bunun eksikliğini genç uzman meslektaşlarımız, her ne kadar “primum non nocere” düsturuna uysalar da hatalarından bir şeyler öğrenerek veya öğrenemeyerek kendilerini geliştirme arayışına girmektedirler. Dolayısıyla aynı tornadan çıkmış burunları daha sık görmememiz için, öncelikle uzmanlık sonrası bilgi, deneyim ve donanımın arttırılması için fellowship sisteminin yerleşmesi gerekmektedir.

Fabrikasyon Suratlar
Burundan sonra özellikle yüz imgesinin en önemli yapıtaşları olan kaşlar, yanaklar ve dudaklara yönelik uygulanan girişimlerde katastrofi boyutlarına varan problemlerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Kaşlarda aşırı yükseltilmeye bağlı C harfi görünümü ya da şakaklara ok gibi uzanan görünüm, yanaklarda ve dudaklarda çoğunlukla geçici ve kalıcı dolgu maddeleri ile aşırı dolgunluk hissi veren kaba bir görünümle sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu gibi uygulamalarda estetik sınırlarının aşılmasından dolayı yüzün doğal görünümü tamamen kaybolmakta ve bu durumda “fabrikasyon surat” tabiri sıklıkla kullanılmaktadır. Bunda etkili olan faktörleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

  1. Hastalar genellikle bulundukları çevre, basın ve yayın yoluyla gördükleri ve duydukları yöntemleri hemen kendilerine uygulama eğilimine girerek, hatta kullanılacak yöntemi veya malzemeyi dahi ifade ederek cerrahı yönlendirirler. Bu şekilde hasta için uygun olmayan uygulamaların yolu açılmış olur. Hatta botulinum toksininin dolgu maddesi olduğunu düşünerek başvuran hastalar olduğu gibi gazete yazarları da vardır.

  2. Cerrah bazı uygulamaları kolay ve daha az maliyetli olduğu için daha çok yapma eğilimindedir ve bu durumda genellikle endikasyon zorlamaları sık meydana gelir. Geçici dolgu maddeleri yerine kalıcı dolgu maddelerinin kullanılması örneğinde sık karşılaştığımız gibi.

  3. Çoğu zaman doğru bildiklerimiz aslında eski hataların tekrarından başka bir şey değildir. Özellikle yüzün gençleşirilmesi ameliyatlarında yer çekiminin etkisiyle yer değiştiren yüz yapılarındaki yer değiştirme vektörü ile uyumlu olmayan germe (lifting) işlemlerinin tek düze ve ihtiyacı karşılamayan tekniklerle gerçekleştirilmesi, alına doğru aşırı kaldırılmış kaşlar, tipik yanlara doğru gerdirilmiş ağız köşeleri, maske yüz veya yüzdeki detayların kaybolması ile sonuçlanır.

Estetik Cerrahide İflas Eden Paradigmalar ve Yeni Paradigma
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi’de artık şablon uygulamaların geride kaldığını söylemek için erkendir. Bunun en önemli nedeni yerleşmiş uzmanlık eğitimi, yurt içi ve yurt dışı fellowship sistemleriyle uzmanlık sonrası bilgi, görgü ve deneyimi pekiştiren çekirdek eğitim müfredatları birkaç klinik dışında henüz yerli yerine oturmamış olmasıdır. Buna karşın alaylı, tek düze, geleneksel cerrahi bakış açısıyla belli şablonlar üzerinden uygulana gelen eski paradigmalar iflas etmiştir ve bütüncül bakış açısıyla hasta odaklı ve kanıta dayalı tıp uygulamaları yeni paradigma olarak merkezde yerini almaktadır. Yeni paradigmmanın temel dayanağı her olguda kendi kişisel özelliklerini ve farklılıklarını koruyarak bedensel imgede şekillendirme girişimlerinin en doğal görünümü elde edecek şekilde uygulanmasıdır.

Prof.Dr. Ali Rıza ERÇÖÇEN
Bayındır Sağlık Grubu
Bayındır Hastanesi İçerenköy
Bayındır Tıp Merkezi Levent
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı
www.bayindirhastanesi.com.tr
aercocen@bayindirhastanesi.com.tr

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: