Başa Dön

Naif, Doğal, Güzel Burcu Biricik

Naif, Doğal, Güzel Burcu Biricik

Okuma süresi 14 dakika

Doğallık denilince akla gelen ilk isimlerden olan, oyunculuğu ile adından söz ettiren güzel ve başarılı oyuncu Burcu Biricik ile özel ve keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Katalog çekimimize renk katan güzel oyuncu, merak edilen birçok konuyu MAG okurları için içtenlikle anlattı. 

Burcu Biricik’i kendisinden dinlemek isteriz…

Aslında göründüğüm gibiyim. Ekranda gördüğünüz Burcu’ya yakın bir Burcu. Kendini nasıl anlatırsın bilmiyorum ama uyumlu bir insan olduğumu düşünüyorum. Bir noktada alanıma girersen, orada müdahale ederim. Onun dışında ortama ve arkadaşlarıma uyumlu sayılabilecek biriyim. İnsanları dinlemeyi, dertleşmeyi severim. Daha özel daha derin bağlar kurmayı severim. Yer yer aşırı üşengeç, koltuğumdan kalkmadan bütün hayatımı geçirebilecek bir enerjim varken, yer yer de inanılmaz hop orda hop burada bir enerjiye sahip olabiliyorum. O yüzden kendimi çok sınıflandıramıyorum. Hareketli ve enerjik biri miyim, yoksa koltuğundan kalkmayan üşengeç biri miyim bunun arasında gelip gidiyorum. Ruh halim o anlamda fazla değişken.

Neşeli pozitif ve enerjik bir kişiliğiniz var. “Kendinizi sevin mutlu olabilmeyi öğrenin” diye bir mottonuz var. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Ülkemizde yaşanan üzücü gündemi, yaşam şartlarımızı, iş ve çalışma koşullarımızı gözden geçirecek olursak gerçekten zor bir hayat yaşıyoruz. Şehit haberleri ile içimiz yanarken, bir yandan da kadın ölümleri, hayvan işkence haberlerini okuyoruz.  Acaba Korona Virüsü Türkiye’ye de gelecek mi diye korkuyoruz.  Yaşadığımız sıkıntıların beraberinde getirdiği negatif enerjiyle, tahammülsüz, suçlayıcı, yargılayan insanlara dönüşüyoruz. O yüzden kendime korunaklı bir fanus yaratıp kendimi hep iyiye koşullamaya çalışıyorum. Kendime, “ kendinle gurur duy, yapabildiklerin için şükret, değiştiremeyeceğin şeyler için kendini suçlama” diyorum. Şartlarımız bu kadar zorken ve düşmeye elverişliyken, kendimizi güçlü ve dik tutabilirsek, sevmeyi bilirsek çok daha tahammüllü, hoşgörülü insanlar olabiliriz diye düşünüyorum…. Mutluluk da böyle, saadet zinciri gibi… Mutluysam yanımdakini de mutlu ederim fikri. Ve  iyi enerji almadığım insanlarla da mesafeli ilişkiler kurmaya çalışırım. “Kendime yetecek kadar bir enerjim var; o yüzden benim enerjimi düşürme’’ modundayım.

Dışardan bakanlar için cazip görünen çok renkli, ışıl ışıl bir dünyanız var. O dünyanın içerisinde kendinizi böyle koruyorsunuz diyebilir miyiz?

Korumaya çalışıyorum. Özel hayatın dışında dış dünyayla çok etkileşim içindesin. Eleştirilmeye yoruma çok açıksın. Işıltılı bir dünyamız olduğunu da çok düşünmüyorum. Evet çocukluğumda televizyondaki dünya çok daha ışıltılıydı. Emel Sayın’ı, Türkan Şoray’ı izlerken, onun büyüsüne kapılarak izlerdim. Ama o dönemin hayranlıkla izlediğimiz isimleri çok daha az ve özdü. Şimdi televizyonda gördüğümüz yüzler sayıca o kadar fazla ki… O yüzden eski algı ve ışıltı yok bizim dünyamızda. Bir kere çok daha ulaşılır ve sosyal medyayla da çok göz önündeyiz. Bu etkileşimde kendini biraz daha koruman gerekiyor. Kendi özel alanının duvarlarını sağlam örmek gerek. Ama bunların dışında yolda gördüğün insanların sana sevgiyle bakması, tanıması, tanımadığın insanların duasını almak, bir sonraki işini heyecanla beklediğini bilmek, benim için müthiş ışıltılı bir durum.

Birçok üstat isimden bahsettiniz. Sizin çocukluğunuzdan bu yana örnek aldığınız önemli isimler kimlerdir?

Ben bir Yeşilçam hayranı olduğum için Yeşilçam’da izlediğim herkese büyük bir hayranlığım var. Hele ki o dönem şartlarında evet biz şu anın zorluklardan bahsediyoruz ama onların zorlukları ile kıyaslanamaz bile. O yüzden bütün Yeşilçam oyuncularına hayranım ve hepsini çok seviyorum.

Arkeoloji Bölümü’nü okurken oyunculuğa geçiş yapmaya nasıl karar verdiniz?

Bu konuda cevap verirken biraz utanıyorum. Ben iyi bir öğrenci değildim. Aslında puanım tuttu diye arkeolojiyi seçtim. Üniversiteyle ya da iş camiasıyla alakalı hayallerim olmadı aslında. Yani doktor olacağım, mühendis olacağım gibi hayallerim yoktu. Sadece giderken hangi bölüme girersem gireyim Tiyatro Bölümü’ne gireceğim idi. Üniversiteye başladıktan hemen sonra ilk öğrenci yurdunun tiyatro ekibine dahil oldum. Ardından Bornova Şehir Tiyatrosu’na geçtim. Daha sonra İstanbul derken buralara kadar geldi hikâye…

2011 yılında Artiz Mektebi adlı oyunculuk yarışmasında birinci oldunuz. Hayatınızda ne gibi değişikler oldu?

İstanbul’a gelmiş oldum. Böyle bir yarışma ile buraya gelip burada oyunculuğu deneme şansım olmasaydı, hiç İstanbul’a gelme hayalim olmazdı. Yaşam olarak İzmir’i zaten seviyordum. O zamanlar okulda kalırım, akademisyenlik olabiliyorsa ona çabalarım diye düşünüyordum. Ama her zaman tiyatro hayatımda olur diyordum. Tiyatroya İzmir’de devam etme gibi bir planım vardı. İstanbul’a gelince dedim ki, “hadi biraz dene, dönersin”. Tabii ki o süreç hiç kolay geçmedi. O ışıltılı dünya diyoruz ama buraya gelene kadar ki süreç gerçekten zaman zaman çok zor ve sabır da gerektiren bir süreçti. Sonrasında her şey basamak basamak en güzel şekliyle gelişti.

Yeni projelerinizi konuşacağız ama en son sizi Kuzgun’la gördük. O serüven nasıl başladı?

Kuzgun diğer işlerime göre benim için biraz daha zor bir süreç oldu. Hikâyesini, karakterini çok sevdiğim bir iş oldu. Soruyorlar ya oynadığınız rollerle benzeyen yönleriniz var mı diye; Dila ile neredeyse yoktu. Dila, ciddi travmalar yaşamış, daha mesafeli ve zor bir kadındı. Benim içimde enerjik bir kız çocuğu varken, Dila ve Dila’nın yaşadıkları benim için zordu. Dila ölüyor haberiniz olsun diye senaristi aradığımı biliyorum. Ben yorgun değilim, Dila gerçekten çok yorgun diye… İlk defa senaristle bir karakterim için bu şekilde konuştum. Tabii ki çok şey öğrendiğim, birçok güzel insan ile tanıştığım ve çalıştığım bir proje oldu.

Film projesi olarak farklı bir karakteri yansıttığınız Çiçero var. Çiçero’da zorla ajanlığa itilmiş Alman bir karakter var. Bu kadar farklı karaktere nasıl hazırlanıyorsunuz?

Çiçero gibi bir hikâye ve öyle bir rol geldiğinde gerçekten inanılmaz heyecanlanmıştım. Kolay kolay böyle alternatif işler gelmiyor. 1940’lar, bir Alman kadın ve otizmli bir çocuğun annesi oluyor olmak, böyle bir farkındalıkla rol çıkarmak benim için inanılmaz heyecan vericiydi. O yüzden Cornelia’yı çok seviyorum. Öncesinde Almanca nasıl olacak gibi nedenlerden biraz sıkıntı yaşadım. Onu bir hoca ile çalışacakken o süreç olamadı. Bir gece saat 4’te Wilma Elles ile Meryem Uzerli’yi izledim. Hangi harfleri nasıl kullanıyorlar, onları karikatürize etmeden en doğalını nasıl indirgeyebilirim diye kafa yordum.

Rolü yapmışımdır ya da yapamamışımdır bilmiyorum ama geriye dönüp baktığımda içime sinen bir performans oldu. Onun duygusuyla empati kurabildiğim noktada kendimce bir şeyler çıkarabiliyorum. Büyük bir hazırlık aşamasına girildi mi, hayır girilmedi… Ama sadece kadını, oğlunu, içinde bulunduğu şartları ve aşkını düşündüm. Bu arada kostümler, saçlar, müthiş bir dünyaymış.

Artık dijital tarafta inanılmaz diziler var. Böyle bir projede yer alma durumunuz var mı?

Yer almayı isterim elbet.. Bu bizim için açılan yeni bir kapı, yeni bir platform. İlla şu an popüler olduğu için değil ama tiyatro sahnesinde olmayı nasıl istersem, dijital hayattaki o işleyişi de görmek isterim. Dijital işlerle alakalı şu anda geçiş sürecinde olduğumuzu düşünüyorum. Senaristler, yapımcılar, yönetmenler, oyuncular ve kamera arkası ekip olarak hepimizin bir takım yeniliklere, alternatif performanslara gereksinimimiz olduğunu düşünüyorum. Bu yeni platformu öğrenme sürecindeyiz. Güncelleniyoruz. Umut verici işler çıkıyoruz. İçinde bulunduğumuz toprakların duygusuna güveniyorum. Çok başarılı işlerle dünya platformlarında olacağımızı düşünüyorum.

Sizin bu dijital platforma Türk yapımından beğenip takip ettiğiniz, başarılı bulduğunuz projeler hangileri?

Türk yapımı Masum’u ve Şahsiyet’i çok sevmiştim. Matematiği, renkleri, çekimi, oyunculukları, hikâyesi çok güzeldi. Atiye’yi izledim, hikâyesi beni çekti ve sekiz bölüm oturdum izledim. Rising of Empires Ottoman’ da İngilizce çekilmiş ve bence başarılı bir iş olmuş.

Gülüp ağlarken yönetmen kestik dedikten sonra kahkaha ile gülüyoruz diye bir cümleniz var. Bu duygu değişimlerini nasıl ayarlıyorsunuz?

Tabii ki her seferinde o kadar profesyonelce geçişler sağlayamıyoruz. Sahnelerden sonra bana bir beş dakika verin deyip dakikalarca ağladığım, kendimi tutamadığım, eve döndüğümde kendimi toparlayamadığım zamanlar oluyor. Emre eve geldiğinde sette bir şey mi oldu diyor; hayır sette çok ağladım diyorum. Artık bir süre sonra ağlamak, gülmek hepsi birbirine karışıyor. Bazen yorgunluktan sinirlerim bozuluyor. Kendi psikolojim için bu durumu olabildiğince dengelemeye çalışıyorum.

İlk defa kışı evde geçirmenin tadına varıyorum dediniz… Neler yapıyorsunuz? Kendinize nasıl zaman ayırıyorsunuz?

Evdeyim ve eskiden izlemediğim filmleri izlemeye çalışıyorum. Bazı yönetmenlerin işlerini izlemeye çalışıyorum. Senaryoyla alakalı bir takım kitaplar okuyorum ki, bir senaryo okurken nelere dikkat etmem gerektiği hakkında bilgi sahibi olayım. Arkadaşlarımı arıyorum çünkü çok uzun zaman görüşemediğim arkadaşlarım oluyor.  Spor yapmaya çalışıyorum. Bir takım atölyelere katılmaya çalışıyorum. Bir oyuncu koçuyla çalışmaya başladım ki, iş yapmadığım sürede yeni bir iş geldiği zaman en azından idmansız kalmayayım. Bir süre ara verdikten sonra iş geliyor ve “ben oynamayı unuttum, ne yapacağımı bilmiyorum ki” gibi bir takım psikolojilere giriyorsun. Emre hep kızar, her işinden önce evham yapıyorsun, ağlıyorsun ama öyle bir şey yok girdiğin zaman oluyor işte diye…

Yakın zamanda projeler var mı?

Martın sonunda çekeceğimiz, hatta 2 buçuk haftada tamamlayacağımız bir sinema filmimiz olacak. İlk başta festivallere göndermeyi planladığımız bir proje. Festival ya da sanat filmi dediğimiz filmlerde popüler kültürün istediği gibi değil de, biraz daha rahat ve sakin olunabildiği için yer almak istiyorum. Öyle ya da böyle diziler biraz fabrikasyon usulü çalışıyor. İlk başta karakterini özümsemeye çalışıyorsun ama o çalışma temposunda bir sahneye kafa yormak ya da bir oyuna yenilik getirmek zor olabiliyor. O yüzden bu tarz filmlerde yer almak, onların çalışma şeklini görmek beni heyecanlandırıyor.

Maceracı bir ruhunuz var diyebilir miyiz bu noktada? Deneyimlemediğiniz şeyleri deneyimlemekten keyif alıyorsunuz mu diyelim?

Evet öyleyim, bundan da korkmuyorum. Bu acaba başarısızlık mı getirir diye de korkmuyorum. Gerçekten yenilik her zaman iyidir. O an sana iyi sonuçlar getirmese de muhakkak geri dönüşü olur. Hata bile yapsam önemli değil, en azından o hatadan öğrendiğim bir şey olacak ve bir sonraki sefer o hatayı yapmayacağım. Aynı şeyleri yapmak ve güvenli  alanda bir karakter çıkarmak, çalışmak, bunlar şu an bana konformist geliyor. Daha yaşım gençken ve bunlara kafa yorabilecekken, enerji harcayabilecekken hep birbirinden farklı karakterler, başka işler denemek istiyorum. Sonucunun ne olduğu çok önemli değil.

Eskiye dönüp baktığınızda şu dizide tekrar yer almak isterim dediğiniz bir dizi var mı?

Her karakteri oynamak benim için ayrı heyecan vericiydi. Ama birisini seçmem gerekiyorsa bu Hayat Şarkısı olurdu. Ekip, oyuncu kadrosu, hikâyesi, tarzı, Hülya karakteri çok güzel bir sinerjiydi.

Bugün olduğunuz noktayı nasıl tanımlarsınız?

Doğrusuyla yanlışıyla olmaktan mutlu olduğum, her şeyin basamak basamak ama sağlam bir şekilde geliştiği ve hayattaki bir takım görevlerimi tamamlayıp “tamam şimdi kendini biraz rahat bırakabilirsin” dediğim tatlı bir dönemdeyim. Bu dönemin de keyfini çıkarmaya çalışıyorum.

Eşinizle aranızda çok güzel bir bağ var. Geçtiğimiz ay Sevgililer Günü röportajımızda buna biz de şahit olduk. Biraz tanışma hikâyenizden ve aşkınızdan bahsetmenizi isteriz…

Emreyle ilişkiye başlamadan 2 yıl öncesinde tanışmıştık aslında. O zamanlar merhabamız vardı ama o kadar. Sonrasında tesadüfi bir karşılaşmayla “merhaba” bir ilişkiye dönüştü.

Aşkın enerjisini hayatınızda nasıl tanımlarsınız?

Eve gelirken ayakların geri geri gitmiyorsa, onu göreceğim heyecanıyla gidiyorsan ya da o gün yaşadıklarını, öğrendiğin yeni bir şeyi anlatma heyecanı duyuyorsan, burada kayda değer bir şey vardır.  Paylaşmak, arkadaş olabilmek, birlikte eğlenmek, gülmek, ağlamak bunlar insana iyi hissettiren duygular.

Kendinizde sevmediğiniz özellikleriniz var mı?

Çok tezcanlıyım. Yani bir şeyin hemen olmasını isterim. Onun dışında bir şeye bozulduysam bunu hemen belli ederim. Aslında duygularımı hemen açık etmek istemiyorum. Hemen bir fikre kapılmak yerine, öncesinde sakince bir düşünmem gerektiğini bilsem de yine de tepki gösterebiliyorum.

Yeniliklere açık biri misiniz?

İş hayatında yeniliklere açık biriyim ama özel hayatta pek değilim. Kendi güvenli alanımı sabit tutmayı seviyorum. Ne olacağını bilme hissi beni daha iyi hissettiriyor.

Eşinizle çok fazla seyahate gidiyorsunuz ve bunlar spontane tatillermiş gibi görünüyor… Tatilleriniz hep böyle spontane mi gelişiyor?

Hem planlı hem spontane… O konularda Emre, bir tur şirketi edası ile çalıştığı için genelde nerelere gideceğimiz önceden belli oluyor. Ama gittiğimizde sürekli orada kalmıyoruz. İki gün bir yerde kalıyorsak, üç gün başka bir yerde kalıyoruz. O esnada nereye nasıl gideceğimiz ve bazı kalacağımız oteller spontane gelişiyor. Bazen otelsiz kaldığımız oluyor, nerede kalacağımızı bilmiyoruz. Bir şekilde gün içerisinde ayarlıyoruz.

Çok güzel saf ve duru bir güzelliğiniz var. Güzellik ve bakım ritüelleriniz neler?

Çok bir ritüelim yok. Kendi hazırladığım ürünler ile bakım yapıyorum. Bunun için çok mesai harcamıyorum. Ancak son zamanlarda, cilt bakımı yaptırmaya başladım. Cildimin temizliğine ve nemine dikkat ediyorum.

Moda ile aranız nasıl? Trendleri takip eder misiniz?

Moda ile aram hiç yok. Kendimce, içinde rahat olduğum şekilde bir tarzım var. Alışverişlerimi ona göre yapıyorum. Bu sene bu renkler modaymış bilinci ile alışveriş yapmıyorum. Bir de ben alışveriş seven bir kadın değilim. Kıyafetleri genelde denemeden alıp çıkıyorum ve eskiyene kadar giymeyi tercih ediyorum.

Bir süper kahraman olmak isteseniz?

Çok hayalperest bir çocuk olarak büyümediğim ve hala da pek öyle sayılmadığım için bunu pek düşünmedim. Ama madem adı süper kahraman olacak, o zaman bir iyiliğe yarasın isterdim. Bu tüm hayvanları korumaktan, insanları tedavi etmeye kadar birçok konuda olabilir.

Son olarak MAG okurlarına neler söylemek istersiniz?

Bana zaman ayırıp bu röportajı okuduğunuz için teşekkürler.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum(1)

  • Avatar

    gulsun

    29 Mart 2020

    Dergiyi çok yeni keşfettim, çok teşekkürler ücretsiz erişebilmek bu tür içeriklere çok değerli. Burcu Birik’i beğeniyorum keyifle okudum.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: