Başa Dön

Huzurlu Bir Aile Portresi Yeliz-Mehmet Okur

Huzurlu Bir Aile Portresi Yeliz-Mehmet Okur

Okuma süresi 12 dakika

Türk basketbolunu NBA’de uzun yıllar başarıyla temsil eden eski milli basketbolcu Mehmet Okur ve zarif eşi Yeliz Okur ile ilk günkü tutkuyla sürdürdükleri ilişkileri, çocuklarıyla birlikte huzurlu yaşamları, vazgeçilmezleri olan spor ve gelecek planları üzerine MAG Okurları için çok samimi bir röportaj gerçekleştirdik. 

On altı yıldır güzel bir birlikteliğiniz var. Mutlu evliliğin sırrı sizce nedir?

Yeliz Okur: Her ailede olduğu gibi, bizde de anlaşmaya varamadığımız ya da tartıştığımız durumlar yaşanabiliyor; ama bizim başarabildiğimiz en iyi şeyin her seferinde bir tarafın alttan alabilmesi olduğunu düşünüyorum. Mehmet kötü bir gün geçirdiğinde ben, ben kötü bir gün geçirdiğimde Mehmet durumu kontrol altına alıyor. Saygı, sevgi, anlayış ve hoşgörü evliliğin temel taşlarıdır. Bunlardan biri eksilirse evlilikler çatırdar. Bu temel taşları koruyup sağlam tuttuğumuz sürece sağlıklı bir evliliğe sahip olabileceğimizi düşünüyorum. Tabi bu iki taraflı olmak zorunda. Aksi takdirde tek bir kişinin çabasıyla yerine getirilen bu değerler kişiyi yıpratabilir, yorabilir ve mutsuz kılar.

Mehmet Okur: Tabii ki geçen on altı sene içerisinde tartışmalarımız, fikir ayrılıklarımız olduğu zamanlarımız da oldu. Fakat bu süreç içerisinde ben ve eşim karşılıklı olarak saygı sınırlarını korumaya özen gösterdik. Zaten uzun vadeli ilişkileri ve evlilikleri saygı, ayakta tutuyor. Bu durum bizim evliliğimiz için de geçerli.

Uzun yıllardır Amerika’da yaşıyorsunuz. Hayatınız nasıl geçiyor? Türkiye’de en çok neleri özlediniz? 

Yeliz Okur:  Çocuklar küçükken programsız ve esnek yaşıyorduk, fakat şimdi daha programlı hareket etmek durumundayız. Kışı, yani okul dönemini San Diego’da geçirdiğimiz için yoğun yaşıyoruz. Zamanımızın büyük bir kısmını spor alıyor. Antrenman, turnuva, seyahat derken günlerin nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Ben geri kalan zamanımın çoğunu Mert ile geçiriyorum. Haftada sadece üç gün okulu var.

Yazlarımızı Türkiye’de geçiriyoruz. Genellikle okullar kapanmadan bir hafta önce gidip, açılmadan birkaç gün önce dönüyoruz. Yani üç ayı dolu dolu orada geçirmeye çalışıyoruz. Çocukların bizim kendi kültürümüzü de almaları bizim için önemli. Biz de, çocuklar da yaz tatillerini iple çekiyoruz. Ailelerimiz ve yakınlarımız orada olduğu için en çok onların özlemini yaşıyoruz, ama güzelim İstanbul Boğazı ve yöresel yemeklerimiz de benim en çok özlediklerim arasında…

Mehmet Okur: Evet uzun zaman oldu, Amerika’da… Benim için on sekiz, eşim için ise on altı yıl! Hayat güzel gidiyor. Bildiğiniz gibi üç çocuğumuz var. Onların spor aktiviteleri, okulları, maç tempoları derken her haftamız çok aktif geçiyor.

Çocukların doğum yeri olan Utah eyaleti ve Jazz Kulübü onların hayatında her zaman özel bir yerde olduğu için yılda bir ya da iki kez Utah’a gitmeye çalışıyoruz. Geriye kalan zamanı da sahile giderek, yürüyüşler yaparak, sinemaya giderek değerlendirmeye çalışıyoruz.

Türkiye’de en çok özlediklerimiz tabii ki ailelerimiz ve arkadaş çevremiz. Her yaz Türkiye’ye gelmeye çalışıyoruz. Bu sene maalesef koronavirüs salgını nedeniyle gelmeye fırsat bulamadık.

Tüm dünya zor bir süreçten geçiyor… Amerika’da durumlar nasıl? Bu süreci siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehmet Okur: Evet, maalesef dünya bir sınavdan geçiyor.

Bizim bulunduğumuz Kaliforniya eyaleti de büyük bir eyalet olduğu için maalesef vaka sayıları ilk dönemlerde çok yüksekti. Ancak insanların da artık buna göre tedbirler almaya başlamaları neticesinde rakamların belirgin olarak düşüşe geçtiğini görmeye başladık.

Biz izole yaşamaya çalışıyoruz. Bulunduğumuz bölge de buna müsait. Elimizden geldiği kadar bu konuda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz ve tedbirleri elden bırakmıyoruz.

Yeliz Okur: Çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde yapmamız gereken en önemli şeyin sakin olup kurallara uymamız gerektiği olduğunu düşünüyorum. Dışarı çıkmak zorunda olduğumuz durumlar haricinde alışveriş yerlerini, marketleri, mağazaları, toplu alanları vb. yerleri gereksiz yere meşgul etmemeye özen gösteriyoruz.

Yazın gelmesiyle birlikte Amerika’da vaka sayıları hızla arttı. Tabi burada yaşanan protestolar da vakaların çoğalmasında önemli bir etken oldu. Önümüzdeki akademik yıl için okulların durumu ise hala belirsizliğini koruyor. Sonbahar ve kış dönemi için biraz endişeliyim. Grip sezonunun başlamasıyla vaka sayılarının artmasından endişe duyuyorum.

Örnek bir ailesiniz. Çocuklarınız ile kurduğunuz iletişimde en çok dikkat ettiğiniz yönler neler?

Yeliz Okur: Çabamız mükemmel değil, iyi insanlar yetiştirmek üzerine. Söz vermenin ve saygının önemini kavramalarını; her ne olursa olsun, korkuları endişeleri ne kadar büyük olursa olsun yalana başvurmamaları gerektiğini öğretmeye çalışıyoruz. Bu bizim için çok önemli. Bunun dışında birebir zaman geçirmeye, elimden geldiğince sorunlarını dinlemeye ve heyecanlarını paylaşmak için yanlarında olmaya çalışıyorum.

Mehmet Okur: Öncelikle düşünceleriniz için teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi bu jenerasyon bizim jenerasyondan biraz farklı. Ben bir baba olarak, onlara okulun ve sporun hayatları için ne kadar önemli olduğunu aşılamaya çalışıyorum. Evde bazı kurallarımız var, bunlara bağlı kalmaya çalışıyoruz. Ve tabii ki onlarla sürekli olarak vakit geçirmeye çalışıyoruz.

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

Yeliz Okur: Evet, kesinlikle! Dönüp güzel Ege’ye yerleşmeyi düşünüyoruz.

Mehmet Okur: Tabii ki Türkiye dönmek istiyoruz, ama bu ne zaman olur, henüz belli değil.

Boş zamanlarınızda ailece yapmaktan en çok hoşlandığınız aktiviteler neler?

Mehmet Okur: Çocukların okulları, spor aktiviteleri derken yoğun bir hafta geçiriyoruz. Geriye kalan vakitlerde ise ailecek yürüyüş yapmayı, sahile gitmeyi ve sinema izlemeyi seviyoruz.

Yeliz Okur: Daha önce de dediğim gibi hepimizin evde olduğu zamanları bulmak zor oluyor. Bir hafta sonu kahvaltısı ya da ailece yürüyüş için zaman ayırabiliyorsak mutlu oluyoruz. Çocukların zaman geçirebileceği çok güzel çocuk müzeleri var. Zaman buldukça Mert ile oraya gitmeyi seviyoruz. En çok sevdiğimiz aktivitelerden bir tanesi de trambolin parkına gitmek.

Ailemin benimle birlikte yapmaktan en çok hoşlandığı şeylerden bir tanesi de seramik boyama. Bunun yanında diğer el becerilerinde de oldukça keyif aldığımızı söyleyebilirim. Önce yapacağımız şeyi belirleyip malzemeleri temin ediyoruz. Sonra birlikte projemizi gerçekleştiriyoruz.

En son yaptıklarımızın arasında bardak altlığı, kalıp kullanarak yaptığımız reçine anahtarlık ve resimli bardak var. Mesela bunların birinde çıktısını aldığımız resimleri kahve kupasına yapıştırıp üzerine reçine kaplama yaptık. Zaman zaman yaptıklarımızı sosyal medya hesabımdan da paylaşmaya çalışıyorum…

Birbirinizi birkaç kelime ile anlatacak olsanız neler söylerdiniz?

Yeliz Okur: Mehmet; çocuklarına ve ailesine değer veren, işine tutkuyla bağlı, evcimen, çabuk sinirlenip çabuk yumuşayan, dürüst, doğru bildiklerinin koşulsuz-çıkarsız arkasında duran bir kişiliğe sahip.

Mehmet Okur: Yeliz duygusal, şefkatli, sevdiklerine değer veren; ama biraz da kontrolü seven birisi. Fakat benim için en önemlisi çok iyi bir anne ve eş olması.

Kendinizi eleştiriyor musunuz?

En sevmediğiniz özellikleriniz nelerdir?

Yeliz Okur: Evet. Sanırım bu biraz da burcumun getirdiği bir özellik. Terazi denge burcudur, ama kendi içerisinde dengeyi kurmakta biraz zorlanır.

Verdiğim kararları zaman zaman kendi içimde sorgularım. Biraz fazla duygusal bir yapıya sahip olmam da sevmediğim diğer bir özelliğim.

Kendime kızdığım, eleştirdiğim ya da duygularımı yoğun yaşadığım dönemlerde kendimi sahil kıyısında bulurum ya da bir kişisel gelişim kitabına tutunurum.

Mehmet Okur: Tabii ki kendimizi eleştiriyoruz ve bu konularda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Çok çabuk parlar ve çabuk söner benim ateşim. Bazen bu kalp kırıcı olabiliyor. Sevmediğim diğer özelliğim ise sabırsız olmam.

Çocuklarınızın kariyer planlamalarında onları nasıl yönlendiriyorsunuz?

Yeliz Okur: Onların önlerinde alternatif yollar oluşturmaya çalışıyoruz. Böylece sevdikleri, istedikleri, hayal ettikleri geleceklerini bulmalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ebeveynleri olarak bizim önceliklerimiz; öğrenimlerini tamamlamaları ve okul hayatları boyunca herhangi bir spor dalının içerisinde yer almaları. Biz spor disiplininin, hayatları içerisinde alışkanlık haline gelmesini istiyoruz.

Mehmet Okur: Tabii ki öncelik; eğitimleri… Daha sonra ise spor hayatı içerisinde olmaları… Yiğit ve Melisa birden fazla spor yapıyor. Mert henüz başlamadı, bu sene başlamasını planlıyoruz. Gönlümden geçen tabii ki basketbol oynamaları, fakat biz bütün sporları yapmalarını istiyoruz. Belki de yeteneklerini farklı sporlarda keşfedecekler. Dolayısıyla elimizden geldiği kadar farklı sporlara yönlendirmeye çalışıyoruz.

En zorlandığınız anlarda sizi motive eden şeyler nelerdir?

Yeliz Okur: Her ne kadar uzun bir dönem uzak kalmış olsam da, pilates yapmak ya da doğa veya okyanus ile iç içe olan farklı yürüyüş parkurlarında yürümek iyi gelir.

Mehmet Okur: En zor dönemlerde bizi motive eden şey, sağlığımızın yerinde olması ve üç tane pırlanta gibi çocuğumuzun olması. Günümüz ne kadar kötü geçerse geçsin sonunda her zaman birbirimize bunu hatırlatıyoruz.

Mehmet Bey, basketbolda birçok başarıya imza attınız? Şimdi neler yapıyorsunuz?

Uzun ve yoğun basketbol kariyerimden sonra iki sene Utah Jazz’da ve iki sene Phoenix Suns’da koçluk yaptım. Şu anda da, zaman buldukça, genç basketbolcu kardeşlerime hem Türkiye’de hem de Amerika’da birebir idmanlar yaptırıyorum. Çalışmayı, basketbolu seviyorum. Gerek fiziksel gerekse mental gelişimleri için onlara yardımcı olmaya çalışıyorum.

Peki, basketbol okulu açmayı düşünüyor musunuz?

Geçtiğimiz yaz ve bu yaz dönemleri için basketbol okulları projem vardı. Fakat COVID-19 salgını nedeniyle gerçekleştiremedik. İnşallah önümüzdeki yaz bunu gerçekleştireceğim.

Mehmet Bey, kariyerinizin dönüm noktası diyebileceğiniz an nedir? En unutamadığınız anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Sanırım, basketbol kariyerimdeki en büyük dönüm noktası 2004 yılında Detroit Pistons’tan Utah Jazz’a gelerek altı yıllık bir sözleşmeye imza atmam oldu. Hem Jerry Sloan gibi NBA’in efsane koçlarından birisi ile çalışma fırsatım oldu hem de ilk beşte başlayıp uzun süreler oyunda kalmamın kapıları açılmıştı.

20 yıllık basketbol kariyerim boyunca birçok anım oldu. Bunlardan biri; idmandan sonra o dönemki menajerimiz Kevin O’Connor’ın beni arayıp All-Star seçildiğimi söylemesiydi, diğeri ise ikinci yılımda attığım kritik basketlerden sonra bana yeni lakap takılması: Money Man. Utah’taki çoğu insan beni hala Money Man olarak hatırlıyor.

Yeliz Hanım, hayranlıkla takip ediliyorsunuz. Kalabalık bir aile ve sorumluluklar… Tüm bu süreçleri nasıl yönetiyorsunuz?

Çocuklar için bir yardım desteği almıyoruz. Bu süreçleri Mehmet ile ikimiz birlikte yönetiyoruz. Mümkün olduğunca kendimiz ilgilenmeyi ve birlikte vakit geçirmeyi tercih ediyoruz.

Hatta bir keresinde oğlumla pedikür salonunda bir resim paylaştığım için kaba bir eleştiriye maruz kalmış, biraz üzülmüştüm. Amerika’daki birçok aile gelir seviyesine bağlı olmaksızın bunu tercih ediyor. Çok zorda kaldığımız dönemlerde de çocuk bakıcısı ya da “carpool” denilen yönteme başvuruyoruz.

Kış aylarımız oldukça yoğun geçiyor. Her şeyi programlı yaşıyoruz. Yaptıkları okul sonrası aktivitelere göre bu programlar sonbahar, kış ve ilkbahar dönemlerinde yenileniyor. Mert’in okulda olmadığı günlerde de sabahları kendime vakit ayırmaya çalışıyorum.

Bu yoğun tempoda aynı zamanda her zaman bakımlısınız. Bakım ritüelleriniz nelerdir?

Ben daima sadelikten yana olan birisiyim. Kendimde aşırı belirgin değişiklikler yapmayı pek tercih etmem. Saç bakımlarımda sülfat, paraben ve silikon içermeyen ürünleri tercih etmeye çalışıyorum.

Cilt için ise ayda bir düzenli olarak silkpeel yaptırıyorum. Bunun dışında düzenli olarak Retinol ve C vitamini maskelerini evde yüzüme uyguluyorum.

Günlük bakımda ise sabah güneş koruyucu, Hyaluronic Acid Serum ve nemlendirici kullanıyorum. Akşam ise C vitamini, nemlendirici ve Retinol düzenli kullanmaya özen gösterdiğim ürünler.

Yeliz Hanım hayatta tahammül edemediğiniz şey nedir?

Hayatta tahammül edemediğim üç şey var: saygısızlık, yalan ve verilen sözün tutulmaması.

Gelecek planlarınız nelerdir?

Yeliz Okur:  Mehmet, koçluk kariyerine devam etmek istediği için farklı şehirlerde ya da ülkelerde yaşamak durumunda kalabiliriz, ama Ege’de hayatımızı oturtmak en büyük arzumuz.

Kendim için en çok arzuladığım şey ise hayata gözlerimi yummadan geriye bir şeyler bırakabilmek. Çevreye ve doğaya katkı sağlayabilecek adımlar atmak istiyorum. Bununla ilgili aklımda birkaç proje var. Umarım bir gün hayata geçirebilirim.

Mehmet Okur: Uzun yıllar koçluk yapmak istiyorum. En büyük hedefim bu. Öğretmeyi, gençlere katkı sağlamayı, basketbolu ve yaşattığı tempoyu seviyorum.

Avrupa ve Türkiye de koçluk hedeflerimin içerisinde, ancak en büyük hayalim bir gün NBA’de koçluk yapabilmek…

Gerçekleşmesini en çok istediğiniz hayaliniz nedir?

Mehmet Okur: NBA’de “Head Coach” olmak.

Yeliz Okur: Az önce belirttiğim projemi gerçekleştirebilmek.

Bir süper kahraman olsanız hangisi olurdunuz?

Yeliz Okur: Jean Grey (X-Men).

Mehmet Okur: Superman.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Bir Yorum Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: